Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Paket paket adalet!
25 Şubat 2013, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

MEMLEKETİMİZİN yargı düzenini medeniyet seviyesine (ki bu halihazırda Avrupa Birliği hukuk sistemi düzeyi anlamına da geliyor) yükseltecek paketlerden dördüncüsünün akıbeti, büyük ölçüde PKK liderinin örgüte vereceği mesajla ilişkilendirildi.
 

Apo, PKK’nın etkinliklerinin azaltılması yönünde çağrılar yapmalıydı ki memleketimizin hukuk düzeni medenileşsin, bizzat yüksek yargı başkanlarının bile şikâyet ettikleri durumlar ortadan kalksın.

Tuhaf bir denklem!

Hem AB’ye kızıyoruz, “Bizi kapıda çok beklettin, alır başımı Şanghay yollarına düşerim” diyoruz, hem de hukuk düzenimizin demokratikleştirilip, çağdaşlaştırılmasını paketlere bölmüşüz, çıkarta çıkarta tamamlayamıyoruz!

Neden? AB’nin hukuk düzeni belli değil mi? AİHM kararlarının çizdiği hukuksal çerçeveyi okumaktan aciz miyiz?

Hayır, bunların hiçbirini iddia edemeyiz. Ama yine de oturup bir kerede bütün yargı düzenimizi düzeltemiyoruz.

Hukukun çağdaş yorumu ve adil yargılanma hakkı paketlere bölünmüş, parçalanarak çıkartılabiliyor, o da PKK’nın şefi hükümeti memnun edecek bir–iki küçük jest yaparsa!

Neden korkuluyor? Kimden korkuluyor?

Hani vesayet dönemi geride kalmıştı, halkımız en doğrusunu seçmeyi bilirdi?

Adam gibi bir yargı düzenine sahip olursak halkımızın bunu kötüye kullanacağından mı korkuyorsunuz?

KCK’lılar hapisten çıkar, Balyoz mahkûmları serbest kalır, Ergenekon yargılaması duvara toslar” gibi gerekçeler duyuyoruz hep.

Bu davalar, eğer sağlam davalarsa adil yargılanma hakkının herkese tanınmasından, insanların uyduruk suçlamalarla hapse tıkılamamasından neden korkuyorsunuz?

Kanunlarımız medeni Avrupa kanunlarına benzediğinde bu davaların sanıkları serbest kalacaklarsa, zaten o kararların hepsi AİHM’den dönecek demektir.

Amaç, o vakte kadar insanlara hapislerde eziyet etmek mi?

Polisi vuran serbestçe geziyor olmalı!

ARKADAŞI ile birlikte üniversite sınavına hazırlık amacıyla evde ders çalışırken gözaltına alınan liseli kıza ömür boyu hapis ve ayrıca 26 yıl 8 ay hapis cezası verildiğini gazetelerde okudum. Eminim sizlerin de dikkatinizden kaçmamıştır.

Hükümlü Gülsüm Koç hakkında bu kararın verilmesine neden olan “kanıt” bir gizli tanığın varlığı.

Bingöl’de bir polis otomobiline ateş açılması ve bir polis memurunun ayağından yaralanması üzerine gizli tanığa başvurulmuş, o da kendisine gösterilen fotoğraflara bakarak Gülsüm Koç’u teşhis etmiş.

Tutuklanmasından sonra Koç’un elinde barut izine rastlanmamış. Demek ki ateş eden o değil.

Mahkeme de zaten saldırıda kullanılan silah ile ilgili olarak hakkında beraat kararı vermiş.

Kararında “Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğine dair kesin delil yok” diye yazıyor, silahla ilgili olarak.

Ama aynı mahkeme Koç’u “kamu görevlisini öldürmeye teşebbüsten” 26 yıl 8 aya mahkûm etmiş. Tuhaf değil mi? Elinde silah yok, zaten ateş etmemiş, silah da onun değil ama öldürmeye teşebbüs etmiş? Neyle? Bakışlarıyla mı?

Koç’a ömür boyu hapis cezası verilmesinin nedeni ise “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak”!

Bunu nasıl yapacakmış, bunun için nasıl bir örgütlenme içindeymiş, bunun kanıtları neredeymiş? Sormayın, kimse bilmiyor zaten!

Eminim şimdi bazı polislerden hafif tehdit kokan mesajlar alacağım, “Polisleri vuranları koruyorsun” diyerekten.

Onlara şunu hatırlatmak isterim: Ya polisi ayağından yaralayan elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam ediyorsa?

Meslektaşlarına saldıran gerçek kişiyi bulmak onların görevi değil mi? Yoksa bir suçlu uydurup hapse tıkmak vicdanları rahatlatmak için daha kolay bir yol mu?

Kim bilir belki de bir “derin devlet” operasyonuydu bu saldırı. Mecburen bir de suçlu bulmaları gerekiyordu, kabak Koç’un başına patladı!

Bizde hesaba değil avantaya bakılır

ÖNÜMÜZDEKİ on yıl içinde tüm nükleer sant-rallarını kapatacak olan Alman hükümetinin “enerji dönüşümünden” sorumlu direktörü gazetecilere şöyle söylemiş:

Şu anda Almanya’nın toplam enerji ihtiyacının yüzde 12’si, elektriğin ise yüzde 20’si yenilenebilir enerjiden karşılanıyor; içinde rüzgâr, güneş ve hidroelektrik var. Hedef, 2020’de toplam enerjinin yüzde 20’sini, elektriğin ise yüzde 35’ini yenilenebilir enerjiden sağlamak. Nihai olarak da 2050’de bu rakamı toplam enerjide yüzde 60, elektrikte yüzde 95’e çıkarmak.”

Sonra da üç nükleer santral kurmak için çaba gösteren Türkiye’ye dikkat çekmiş: “Rüzgâr için uzun sahilleriniz, güneşiniz var. Neden daha fazla yenilenebilir enerjiye yönelmiyorsunuz?”

Geziye katılan Türk gazetecileri kibar çocuklarmış, “Bizde işler böyle yürümez” dememişler tabii.

Bizde şuna bakılır: Hangisinde avanta daha büyük? Hangisine yatırım yapılırsa daha yüksek rant elde edilir?

Belli ki hükümetimiz şu anda rüzgâr ve güneş enerjisinde böyle bir parlak gelecek görmüyor.

Eski Enerji Bakanı Hilmi Güler’i son gördüğümde elinde kocaman bir dosya vardı, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi potansiyelinin büyüklüğüne, enerji sorunumuzun
çözümünde bunun önemine dikkat çekiyordu.

Sonra bir de baktım, milletvekili bile yapılmadı.

Acaba buna neden olan olay Güler’in yenilenebilir enerji kaynaklarına bazılarının istediğinden daha fazla önem vermesi miydi?

(Hürriyet)

[Bu yazı 1049 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™