Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
CHP'ye bir anlatabilsek ki...
15 Şubat 2013, Meryem KORAY
, Meryem KORAY

Başbakan, yeni anayasanın, uzlaşma olursa olur, olmazsa AKP’nin istediği biçimde hayat bulacağı yolunda “irade” beyanında bulundu. Gönlündeki aslanın da, herhangi bir denetime tabi olmayan, yürütme yetkisi dışında başkanlık kararnameleri ile yasama erkini kendinde toplayan, o da yetmezmiş gibi meclisi fesih yetkisi ile yasamanın üstüne geçen, yüksek yargı organlarının atanmasındaki gücü nedeniyle yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran “hikmetinden sual olunmaz” bir başkanlık sistemi olduğu anlaşıldı.

Anlaşıldı ki, televizyon söyleşilerinde gördüğümüz “devletlu” tavrı, bir tavır olmaktan öte....

Bildiğimiz ve her gün karşımıza çıkan bir başka şey de, geleneksel ve dindar toplum özlemi..... Uzun boylu saymayayım, ama kadınlara bakıştan eğitim hamlelerine, münferit olaylar olmaktan çıkan içki yasaklamalarından Diyanet’in artan gücüne kadar çok şey, ne istendiğini anlatmaya yetiyor. Bu yolda yapılan hamlelere, son olarak THY’ de katıldı. Sanırım, nasıl “globally ve traditionally” olunacağını göstermeye heveslendi! İyi de, o heveslendi, beriki hırslandı derken, biz nereye gidiyoruz?

Aslında, bunlara bakıp AKP’lilerin hem demokrasi hem de din adına “mış” gibi (namı diğer takiye)  yapmaktan vazgeçmeye niyetlendiklerini söylemek de mümkün. İslam adına bu takiyeden kurtuluşu, ya da “sahiciliği” alkışlayanlar olduğu da muhakkak. Ancak siyasal İslam “sahileşirken”, bunun demokrasi ve özgürlük adına “mışlara” batmak olacağını görmemek de mümkün değil.

Bugün bile ileriyi bırakın, “sade demokrasiden” geri adımlar atılırken, bir de “başkanlık sistemi!”  ile “din temelli” toplumsal siyaset! “Evlere şenlik” demeyelim de, ne diyelim?

Tabii ki bu adımların ve niyetlerin, AKP iktidarına olumlu veya ılımlı bakanlarda bile kuşku ve kaygıların artmasına  yol açtığı görülebiliyor. Ancak “atı alan Üsküdar’ı geçmeden”, bu kaygıların iyi değerlendirilmesi gibi bir ihtiyaç var ve bu noktada gözlerin muhalefete, özellikle CHP’ye dikilmemesine de olanak yok.

Tarhan Erdem, “Başbakan’a anlatabilsek” diye iki yazı yazdı; başkanlık sistemi ve demokrasi adına duyduğu kaygılardan söz ediyor. Kendi adıma,  bu toplumun geleceği adına kaygı duyanların Başbakan’a değil, muhalefet görevini üstlenmiş partilere, en başta da CHP’ye anlatması gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. .

Örneğin CHP’ye anlatabilsek ki, siyaset ve muhalefet onların yaptığından ibaret değil; aksine bugün, kırdan kente, köylüden işçiyi, öğrenciden öğretmene, meslek örgütünden sivil topluma uzanan yaygın bir toplumsal kesim ayakta. Şurada veya burada getirilen yasalar, uygulanan politikalara karşı yapılan protestolar bitmiyor. Ne yazık ki, bu toplumsal muhalefetin siyasetten karşılığını bulduğu söylenemez. Oysa siyasal güç isteniyorsa, toplumsal muhalefetle organik ve ideolojik bağlar kurulmasına, onların siyasallaştırılmasına ihtiyaç var.

Anlatabilsek ki, buluşulacak mağdur çok bu toplumda. Bir yanda Ergenekon, Balyoz, öte yanda KCK davaları; bir yanda gazeteciler, öte yandan avukatlar; bir yanda öğrenciler, öte yanda işçiler; bir yanda Hes’ler, öte yandan kentsel dönüşümle kaybedenler; bir yanda durmadan zayıflayan sendikalar, öte yanda işsizler, kapı önüne konulanlar, iş kazalarına kurban olanlar.... Ve sosyal demokratlık iddiası bir yana, ortanın solu olma iddiasında bulunabilmek için bile, bunları bir araya getirebilmek ve hepsinden güçlü bir muhalefet politikası oluşturabilmek becerisi/başarısı gerekiyor.

Bir anlatabilsek ki, bunları bir araya getirebilmek ve siyaseten etkili olmak için söylemini AKP’nin eleştirisi üzerinden kurması yetmez; eleştirdiklerine alternatif olacak söylemler ve politikalar üretmek durumunda. Ancak alternatif  ve inandırıcı politikalar inşa etmesi de, gerçekten kimden yana ve kime karşı durduğunun netleşmesini gerektirmekte.

Söylenecek daha çok şey var; burada kısaca anlatmak istediğim şey, CHP dendiğinde artık ulusalcı, laikçi, devletçi tartışmalarının ötesine geçilebilmesi. Bunu da ancak CHP’nin kendisi yapabilir. Yoksa, -o kendi içinde tepişirken- “milli irade ne isterse!” oyununda, “o isterse rejim de değişir, tek adam da gelir, başkanım çok yaşa da denilebilir” noktasına yollandık, gidiyoruz!

Not: Kaç haftadır, şu, bireysel emekliliğe devletin yaptığı % 25’lik katkıyı yazmak istiyorum; gündem bırakmıyor. İşte, güçlenmek isteyen bir muhalefetin uğraşması gereken konulardan biri. Sosyal güvenlik sisteminin açıklarından söz edip dur; sonra bir yandan taşeronu yasallaştır, öte yanda özel sigortaya katkı yap! Neye, kime hizmet edildiği bu kadar ortadayken....

(Birgün)

[Bu yazı 1214 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™