Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı?
15 Ocak 2013, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

YARGITAY Başsavcısı, Hrant Dink cinayetinde “örgüt” bulunduğuna işaret etti ve mahkemenin kararının bu yönde bozulmasını talep etti.
 

Yargıtay’ın ne yönde karar vereceğini elbette şimdiden söyleyebilmek mümkün değil ama bir bozma kararının çıkması sürpriz olmamalı.

Ve elbette bozma kararının ardından sanıkların “uzun süren tutukluluk süreleri nedeniyle” serbest kalmalarına ve sonra ortadan yok olmalarına da şaşırmamalıyız.

Kim bilir, belki de bu cinayetin ardındaki derin yapılanma bunu hesaplıyordu! Bilmemize olanak yok, ama şüphelenmemiz için çok neden var.

Hrant Dink cinayeti başından itibaren arkasındaki örgütü ortaya çıkarmaya yönelik olarak soruşturulmadı.

Cinayetin işleneceğinden hem Trabzon ve İstanbul polisinin, hem de jandarmanın haberi vardı ama hükümetin bu konudaki isteksizliği, kamu görevlileri ile ilgili soruşturma izni vermemesi soruşturmanın daha derine gitmesini engelledi.

AİHM kararından sonra da zaten artık iş işten geçmiş, örgütün izini sürecek deliller varsa da muhtemelen karartılması için yeterli süre kazanılmıştı.

Hatırlayacaksınız, MİT, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na içinde bazı ihbar mektuplarının bulunduğu bir klasör göndermişti. Radikal’de Deniz Zeyrek, bu mektupların “ihbarcı vatandaşlarca yazılmış mektuplardan çok konuyla ilgili bilgi ve belgelere ulaşmış profesyonellerce hazırlanmış göründüğünü” yazdı.

Özel Kuvvetler Komutanlığı ve ona bağlı Muharebe Arama Kurtarma (MAK), Seferberlik Tetkik Kurulu ile ilgili mektuplar bunlar.

Rahip Santoro, Rahip Padovese ve Dink cinayetleri, Zirve Yayınevi katliamı ve Danıştay saldırısının ardında bu kurumların izinin bulunduğuna ilişkin ciddiye alınması gereken ihbarlar var.

Elbette MİT’in bütün bu bilgileri bugüne kadar neden sakladığını hep birlikte merak etmeliyiz.

MİT bu ihbar mektuplarını neden zamanında savcılıklara iletmedi, bunun yanıtını vermeli ki bu “derin yapılanmanın” MİT içinde uzantısının bulunup bulunmadığını da öğrenelim.

Hatırlayacaksınız Bülent Arınç’a suikast iddiası nedeniyle gözaltına alınan subaylar da Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nda çalışıyorlardı.

MİT’in TBMM’ye gönderdiği “ihbar mektupları” arasında bu tür suikastlar planlandığı da belirtiliyor. Toplumda kargaşa yaratmayı amaçlayan, sağcı–solcu ayrımı gözetmeyen bir dizi suikast! Dosyaya göre aralarında Arınç da var, Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan da, rahmetli Türkân Saylan da!

Ve yine hatırlayacaksınız bir yargıç Seferberlik Tetkik Kurulu’nun kozmik odasında araştırma da yapmıştı ama aradan geçen üç yıla rağmen bu konuda da bir gelişme olmamıştı.

Bu suikast ile ilgili sorduğum sorular aylardır yanıtsız kalmıştı.

Ergenekon davasının, Türkiye’nin karanlık derin devlet tarihi ile bir hesaplaşma olduğu iddia ediliyor ama öyle görünüyor ki asıl “gladio” hâlâ mercek altına girebilmiş değil.

Ergenekon davasını bir tür torba davaya dönüştürenler, bu karanlık yapılanmanın ortaya çıkmasını engellemek amacını mı güdüyorlardı diye merak etmiyor da değilim.

Barış sürecini bozacak asıl etken

PARİS’te üç PKK mensubunun katledilmesinden sonra (aşırı milliyetçiler dışında) herkesin temel endişesi Abdullah Öcalan ile MİT Müsteşarı arasında sürmekte olan görüşmelerin kesilmesi olasılığı oldu.

Herkes endişe ettiği için benim endişe etmeme gerek kalmadı. Görüşmenin iki tarafı da bundan endişe ettiğine göre akılları ile hareket edeceklerdir diye düşünüyorum. Tabii elbette samimilerse!

AKP sözcülerinin demeçlerini okuyorum, hükümet yanlısı yazarların yorumlarına bakıyorum, PKK’nın silah bırakmasıyla, Kürtlerin serbestçe siyaset yapmaları ve taleplerini gerçekleştirebilmeleri birbirine bağlı bir konu olarak ortaya konuluyor.

“Silahı bırakın, siyaset yapın”
gibi bir yaklaşım!

Kürt sorununun çözümü ile ilgili bir süreçten söz ediyorsak, sürece zarar verecek olan şey Paris’teki katliamdan daha çok bu anlayıştır.

Çünkü bunlar birbirinden tamamen bağımsızdır, bağımsız olmalıdır.

Birisi PKK’nın tasfiyesi ya da tecrit edilmesi ile mümkün olabilir ama öbürünün gerçekleşmesi “otomatik” bir süreç değildir.

Otomatik olarak gerçekleşemez, çünkü “serbestçe siyaset”in önündeki engellerin kaldırılması meselesi, topyekûn demokratikleşme meselesidir.

Sadece Kürtlerin değil, bu ülkede yaşayan herkesin özgürlüğü ve serbestçe siyaset yapabilmesi ile ilgilidir.

Ama hükümetin bu konudaki mütereddit tutumu da buna engeldir.

Yargı paketlerinin gündeme bir gelip, bir geri alınmasını, bunun artan terörle izah edilmesini unutmayalım.

Demokratik ve adil bir yargı sistemini gerçekten isteyen bir hükümet, bunu başkalarının eylemlerine ya da eylemsizliğine neden bağlamak gereğini duyuyor?

Demokrasinin önünü açacak sivil Anayasa çalışmalarının getirilip Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adamlık hevesine kilitlenmesini de not edin!

Hangisi daha önemli? Erdoğan’ın başkan olması mı, en geniş uzlaşmayla demokratik sivil bir anayasanın ülkenin önünü açması mı?

Süreci bozacak asıl etken hükümetin bu konuda samimiyetsiz olmasıdır.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1232 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™