Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
KEM - KÜM
8 Ocak 2013, Av. Muazzez ÇÖRTELEK
, Av. Muazzez ÇÖRTELEK

Artık hepimiz biliyoruz ki, şanslıysak her hafta, yoksa her gün yepyeni, nur topu gibi bir derdimiz oluyor, yanlış oldu, “bir gündem sahibi” oluyoruz. Sabah gözümüzü açtığımızda yada gece vakti tıpış tıpış uykuya giderken bir de bakmışız ki, evimizin içine “gündem” gelmiş oturmuş. Geçtiğimiz günlerde de milli eğitimin yetkili kişileri tarafından sakıncalı bulunan şu iki kitabın başına gelenlere ve ardından yaşananlara tanık olduk.

Kitaplardan biri, 1920, Rio de Janeiro doğumlu, Jose Mauro de Vasconcelos’un yazmış olduğu “Şeker Portakalı” isimli roman. Yazar, yarı Kızılderili, yarı Portekiz’li yoksul bir ailenin onbir çocuğundan biri. Kırksekiz yaşındayken yazmış bu romanı. Yaşayanlarına ve ölülerine seslenmiş başında. Türkçe’ye ilk kez 1983 yılında çevrilerek yayınlanmış. Aradan tam 30 yıl geçmiş ve bir öğretmenin Bakanlıkça 100 Temel Eser arasında yer alan bu kitabı öğrencilerine okumaları için yaptığı öneri üzerine bir velinin şikayetinin ardından sakıncalı görülmüş.
 
İkinci kitap “Fareler ve İnsanlar” daha da eskilerden.  ABD’li yazar John Steinbeck’in 1937’de kaleme aldığı bu kitap, ilk kez 1945 yılında Milli Eğitim Basımevi tarafından yayınlanmış, Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla yıllardır liselerde okutulmuş ve 100 Temel Eser arasında yer almış. Ama beş edebiyat öğretmeninden oluşan bir kurul tarafından sakıncalı bulunarak konu Bakanlığa aktarılmış. Her iki konu da gazetelere yansıyıp, bir başka bakana sorulunca büyüdü, sonuçta ilgili bakan kitaplar hakkında sansür uygulanmayacağını söyledi, böylece herkesin içine sular serpildi, konu da kapandı gitti. Kem, Küm.
 
2012’nin son haftasında da, lise ikinci sınıflarda okutulan Türk Edebiyatı dersi için hazırlanan kitaba Yunus Emre’nin sekiz kıtalık ilahisinden yedi kıtasının alındığının anlaşılması üzerine bazı dizelerinin "sansürlendiği" haberleri gündeme oturmuş ancak yetkililer şiirin bazı bölümlerinin alınmamasının ‘teknik olarak’ yanlışlık olmadığını, şiirde bir eksiklik doğmayacağını belirtmişlerdi. Zaten ne kitap düzeltildi ne de doyurucu bir açıklama geldi ardından. Kem, Küm.
 
Hani hepimize çocukluğumuzda söylenen bir söz vardır ya, “Arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim”. Sahibi olduğumuz gündeme bakınca aklıma bu söz geliyor. “Gündemini söyle, senin nasıl bir toplum olduğunu söyleyeyim”. Ya da “senin nasıl yönetildiğini söyleyeyim” veyahut, “senin nasıl yönetilmeyi hak ettiğini söyleyeyim”
 
Başka hiçbir konuya değinmiyorum, sadece bu üçüyle yetiniyorum; Yunus’u Yunus’tan koruyacağız, Şeker Portakalında küfür arayacağız, Fareler ve İnsanları müstehcen bulacağız ve sonra da bunların hepsini unutacağız. Ta ki başka yazarların satırları sakıncalı bulunarak gündeme oturana kadar. Biz nasıl bir toplumuz, yolumuz nereye doğru dersiniz?
 
Tam bunları düşünürken, elime 1860 – 1904 tarihleri arasında yaşamış olan Anton Çehov’un 1880 – 1884 yılları arasında yazdığı öyküleri kapsayan “Memurun Ölümü “ isimli kitabının 1. Cildi geçti. Kitapta (*) yer alan altmış iki öykünün arasından iki sayfalık, “Mania Grandioza – Büyüklük Hastalığı” isimli öyküden iki paragraf aktaracağım:
 
 “Geçenlerde emekli olan bir zabıta müdürünü alalım ele. Adamcağız ‘toplantı yasağı’na takmış kafayı. Kalabalıktan ürktüğü için ailesiyle birlikte yemek yemeyi bıraktı, köyün sürülerini toprağına sokmaz oldu, ağaçları topluca görmemek için ormanını kesti. Bir gün onu toplantıya çağıranlara, ‘Toplanmanın yasak olduğunu bilmiyor musunuz?’ diye çıkıştı.
 
Doğrucu başı olduğundan mı, yoksa tam tersine düzenbazlığı yüzünden mi (gerçek durumu bilmiyorum) sürgün edilen bir polis memuru da ‘deliğe tıkmakla’ bozmuş aklını. Bir sandığa kapattığı kedileri, köpekleri, tavukları günlerce orada tutar. Yakaladığı hamamböceklerini, tahtakurularını, örümcekleri, şişelere tıkmaktan büyük zevk alır. Hele eli biraz para gördü mü, dayanamayıp sokağa fırlar, para karşılığında hapiste yatacak adam arar. ‘Biraz içeri gir de yat, iki gözüm! Hapiste bir süre kalsan ne çıkar? Kırma beni, istediğin zaman çıkarırım’ der. “
 
Öykü, Levazım subayı amcasının cimriliği, vergi memuru eniştesinin ‘başkalarının foyasını çıkarmakla” aklını bozmasıyla sürüyor.
 
Yaklaşık yüzotuz yıllık öykü ama yine de şu yazı çizi işi muhataralı bir şey var. Eliniz bir kitaba değmeye görsün, her an canınız yanabilir.
 
Bunca kem küm arasında kitapların yasaklanma hakkı varmış gibi bir hava estirilmesinden daha zararlı ne olabilir ki!
 
(*)  Anton Pavloviç Çehov / Bütün Öyküleri, 1. Cilt,  Memurun Ölümü (1880 – 1884), Everest Yayınları, 1. Basım, 2010, 322 sayfa, (Öykü; “Mania Grandioza – Büyüklük Hastalığı” s., 4-5)

 

Muazzez Çörtelek
05.01.2013

[Bu yazı 2055 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™