Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Atatürk hasedi
7 Ocak 2013, Selçuk CANDANSAYAR
, Selçuk CANDANSAYAR

Tarihi tek başına birey yapmıyor. Büyük toplumsal dönüşümler, artık başka türlü olması mümkün olmadığından gelişiyor. Bireyi aşan, çok daha derinlikli ve yaygın ekonomik, toplumsal, tarihsel birikimin/ krizler toplumu değiştiriyor. Oysa tarih yazımından, gündelik hayatın anlamlandırma pratiklerine kadar toplumsal dönüşümler, devletlerin kurulup yıkılması, tek bir ‘lider’ in eseriymiş gibi değerlendiriliyor.

Lenin olmasa Ekim Devrimi olmazdı demek ne kadar saçma ise Mustafa Kemal olmasa Türkiye Cumhuriyeti olamazdı demek de o kadar yanlış. Bizans yıkılacaktı…

Yine de lider tarihin o değişim anında hızlandırıcı, ketleyici, dönüşümün niteliği üzerinde belirleyici etkiye sahip olabiliyor. Bu etkiyi bir nebze de olsa liderin karakter özellikleri belirleyebiliyor. Dahası lider de, dönüştürücü gücün kendisinde olduğuna, bir anlamda dünyaya gelme nedeninin tam da bu olduğuna vehmettiğinden dönüşümün asli belirleyicisinin kendisi olduğunu yanılsıyor. Lider de liderlik süreci boyunca bir karakter dönüşümü geçiriyor

Toplum, büyük dönüşümlerden sonra geçmişe bakarken bütün o olup bitende bir kişiyi öne çıkararak, onun şahsında değerlendirme yapmaya eğilimli. İnsan zihni her eylemin tekil bir faili olması gerektiğini sanıyor.

Demem o ki toplumların kimi liderleri, ‘seçilmiş kurtarıcı’ olarak görmeye hazır olmalarıyla, liderlerin de kendileri dönüşümün asli müsebbibi zannetmeleri bu etkileşimi sağlıyor.

Lider bir kere mitoslaştırılınca ardıllarda ona yönelik üç temel duygu ortaya çıkıyor. İmrenme, kıskanma ve haset.

İmrenme olgun bir ruhun yansıması ve onun gibi olmaya çalışmayı tanımlar. Kıskançlık ise neden o yapabildi keşke ben yapsaydım, demektir. Haset ise en ilkelidir ve onu ancak onun yaptığını yıkarak yenebilirim hissidir.

Kadim Anadolu/ Mezopotamya tarihinin şu kısacık Türkiye Cumhuriyeti döneminde bu lider Mustafa Kemal oldu. Mustafa Kemal, altı yüz yıl boyunca kadiri mutlak padişahlık sistemiyle yönetilmiş bir coğrafyanın tarihsel alışkanlığıyla ‘kurucu, kurtarıcı’ lider olarak kodlandı.

Türkiye’de istisnasız her meslek grubunun, kendileriyle ilgili bir Atatürk aforizması olduğuna inanması, onun her konuda ‘doğru ve geleceği gören’ bir fikrinin olduğunun biteviye keşfedilip durması kurucu lider mitosunun yansıması. Ama bu kodlama belki de en çok ona zarar verdi. Tarihte almayı hak ettiği olumlu rolden çok daha büyük bir mitoslaştırmaya tutulması, çok daha derin bir hasedin hedefi olmasına yol açtı.

Mustafa Kemal hakkında belki de en adil değerlendirmeyi sadece sosyalistler/ devrimciler yaptı Türkiye’de. Paramparça olmuş bir coğrafyada kuruluşuna ön ayak olduğu ulus devleti ilerici bir hamle olarak gördüler. Ama aynı zamanda diğer etnisiteleri yok sayan milliyetçiliğini de kıyasıya eleştirdiler. Bu anlamda sosyalistlerin Mustafa Kemal ile ilgili duyguları imrenmeden öte olmadı. Tarihte hak ettiği konuma koydular ve kendi yollarına devam ettiler.

Türkiye’de Mustafa Kemal’e en derin hasedi ise sağcılar ve özellikle de dinciler hissetti. Bu haset o denli yıkıcı bir duyguydu ki, heykel ve büstlerinden ‘kelle’ diye söz etmekten şehvetle zevk alırlardı. Onda sembolleşen tarihsel/ toplumsal dönüşümün simgelerini kendi varoluşlarını zedeleyen, kimlik bütünlüklerini parçalayan tehditler olarak değerlendirdiler. Ama istisnasız tümü bu toprakların ‘Yeni Atatürk’ ü olmak için yanıp tutuştular.

Toplumsal dönüşümün kendilerine ait tarihsel diliminde hepsi de toplumun gözünde Atatürk’ün durduğunu sandıkları yere kendilerinin oturacakları fantezisinin peşinde koştular. Menderes için de böyleydi bu haset, Demirel içinde. En karikatür hali Kenan Evren’de ete kemiğe bürünmüştü, Özal’ın da büyük hayaliydi.

Şimdi yeni bir Atatürk adayımız var. Kaderin cilvesi o da ölümcül olabilecek bir hastalık riskiyle yüzleşti. Üstelik toplum da büyük bir dönüşümün eşiğinde duruyor. İmrenseydi belki, kıskansaydı neyse ama yazık ki onu haset yönettiğinden hem onu zor günler bekliyor, hem de bu coğrafyayı. Çünkü haset sadece yıkar, yerine bir şey yapamaz. Haset madem bende yok o zaman onda da olmasın, yok olsun demektir çünkü.

(Birgün)

[Bu yazı 1438 kez okundu]
Selçuk CANDANSAYAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [1]
Selçuk CANDANSAYAR
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™