Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Yargı 'Yürütmeyi' engellemesin (Başbakan'ın isteğidir)
24 Aralık 2012, Av. Ayhan ERDOĞAN
, Av. Ayhan ERDOĞAN

Öncelikle,  tarihsel bağlarından kopartılarak konuşulan kavramlar üzerinde sallayan Başbakan olunca kimse “ne diyorsun arkadaş” deme cesaretini kendinde bulamamakta ve üniversitelerden çıt çıkmamaktadır.  Bir kaç gün öncesine kadar 'Başkanlık Sistemi' ama 'Türk usulü’ diyerek konuşan ve gıda profesörleri gibi bunun insana faydalarını anlatan Başbakan, bu görüşünü destekleyen bir açılım yaparak  'Kuvvetler Ayrılığı' sisteminin önünde engel olduğunu, bunun artık sonlandırılması gerektiğini ifade etti.

'Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin eyler' misali bir sözdü bu. Aslında Başbakan’ın bu açıklaması hedefine koyduğu başkanlık sistemine uygun bir açılımdı. Başkanlık sistemini tercih etme nedeni olarak kendini yargının ve meclisin üstüne koyacak bir ‘Türk Usulü Başkanlık Sistemi’ önermesi zaten  'kuvvetler ayrılığı' sistemine veda anlamındaydı.

Ama etraftan anlaşılmaz bir şekilde tepki geldi. Hatta Cumhurbaşkanımız bile hemen açıklama yaparak 'kuvvetler ayrılığı' sisteminin ne kadar çok demokrasi içerdiğine yer vererek demokrasinin olmazsa olmazının 'kuvvetler ayrılığı' olduğunu söyledi.

Köşe yazarları ve bazı iliştirilmiş gazeteciler bile Başbakan’ın niyetinin 'kuvvetler ayrılığı'ndan vazgeçmek olmadığı, onun demek istediğinin yargının Başbakan’a engel olduğu yolunda kendilerinden beklenen yazılar yazdılar.

Başbakan her zamanki gibi bir gün önce söylediği ile bir gün sonra söyledikleri arasında tutarlılık olmadan ve de bunu kimse kendisinin yüzüne söylemediğinden 'kuvvetler ayrılığı' sisteminden şikâyetinin, yargının 'yürütmenin' işlerine karışması olduğundan yakındığını ifade etti.

Başbakan’ın tek isteği yargının, yürütmenin işlerine karışmaması imiş, başkaca bir isteği bulunmadığını söylemektedir.

Gelinen durum şöyle;

Mecliste Anayasa komisyonu, başkanlık sistemi üzerine tartışmalar nedeniyle kitlenmiş durumda.

Başbakan bir hafta evveline kadar sürekli olarak başkanlık sistemini istedi. Muhtemel bir hafta sonra da isteyecektir.

İşin bu cephesi çok açık anlaşılmaktadır. Başbakan açıktan bir dikta rejiminin yasal sınırlarını çizmek istemektedir. Bu anlaşılır bir şeydir. (Kabul edilebilir demedim.)

Anglo-Sakson hukukunda yargının bağımsız olması söz konusu değildir diye anlatmaya çalıştığım husus bu noktada kendini biraz daha ifade etmektedir. (Yargı bağımsızlığından mesleki özerkliği anlayan arkadaşlara geçmiş yazılarımı tavsiye ederim.)

Anlaşılmaz olan ise bir anda kuvvetler ayrılığı sistemine sahip çıkanların kuvvetler ayrılığındaki kuvvetlerden ne anladığıdır. Tarihsel olarak kaynağına baktığımızda Fransız devrimine dayanan kuvvetler ayrılığındaki kuvvetler bizdeki ulusalcıların anladığı silahlı kuvvetler olmayıp üretim süreçlerine tekabül eden sınıflardır ve işçi/emekçi sınıfının oluşturduğu halk kesiminin siyasal iktidara ortak olarak yeni bir toplumsal sözleşmede hak sahibi olmasını ifade etmektedir. Bu süreç kendini yasama ve yürütmede ayrı güçler olarak ifade etmesi nedeniyledir ki, yargı zorunlu olarak bu güçlere eşit mesafede olabilmesi için bağımsız bir güç haline getirilmiştir.

Günümüze gelirsek; meclisteki Anayasa çalışmaları meclisteki partilerle sınırlı. Bu partiler doğrudan işçi sınıfına ve emekçilere dayalı partiler değil. Yani işçiler ve emekçiler mecliste yok, yani halk doğrudan mecliste temsil edilmiyor. Çalışması yapılan Anayasa taslağı üzerinde emekçiler söz sahibi değil. Buradan tarihsel sürece tekabül eden bir kuvvetler ayrılığı içeriğine sahip bir toplumsal sözleşme çıkması zaten mümkün değil. Başkanlık siteminin bu ülke için doğru olmayacağına yer vermekle birlikte kuvvetler ayrılığındaki üretici güçleri yani halkı temsilen mecliste bulunmamanın yargı bağımsızlığına kadar uzanan bir etkisi olduğunu söylemekle yetinelim.

Kuvvetler ayrılığı sistemi kelin merhemi gibi sunulmaktadır. Şeklen varlığının bile Başbakan’ı rahatsız etmekte olması bize bunun yeterli olduğu izlenimini vermemeli. Tarihsel anlamıyla kavranacak olunur ise, mecliste Başbakan’ın görmekten hiç hoşlanmayacağı halk temsilcileri olacaktır. Asıl Başbakan’ın suratını o zaman görmek isterdim.

Bu günü mumla arardı.

 

Ayhan Erdoğan

[Bu yazı 1374 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™