Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Kim daha uygar?
11 Aralık 2012, Rana ULAŞ
, Rana ULAŞ

Uygarlığın beşiği sandığımız Avrupa gerçekten öyle mi? Felsefesiyle, edebiyatıyla, müziğiyle, sanatıyla yani kültürüyle kendini tüm dünyaya kabul ettirmeye çalışmış Avrupa uygarlığı yalnızca bir söylem ya da iddiadan mı oluşuyor? Kuşkusuz değil. Elbette Avrupa ve Batı da büyük bir uygarlık havzasıdır.
 
Ancak Avrupa'yı uygarlığın tek kaynağı ve merkezi olarak görmek de Batılı "beyaz adamın" dünyanın kalan kısmını sömürgeleştirmek için uydurduğu büyük bir yalanıdır.
 
Burada vurgulamak istediğim şey şudur; “uygarlık” dediğimiz kültürel, toplumsal, ekonomik ve tarihsel toplamın yalnızca Avrupa’ya ya da Amerika’ya ait olmadığını bilmeliyiz. Hatta Batı'nın farklı kültür ve uygarlıkları kendi uyruğuna aldığı için gerilettiği ve yok ettiği de açıktır.
 
Bildiğiniz gibi Avrupa ve Amerika gittiği yere "uygarlık" ve "demokrasi" götürdüğünü iddia eder. Bunu yapma hakkını da "dünyadaki en gelişkin uygarlığa sahip olma" durumundan aldıklarını ileri sürerler, değil mi? Fazla geriye gitmeye gerek yok, Ortadoğu' ya nasıl demokrasi getirdiklerini biliyoruz. Bu konuda her şey hem tarihsel hem de fiziksel anlamda çok yakınımızda.
 
Batı uygarlığında insanlar eşittir değil mi? Hatta erkekler biraz daha eşittir. Bütün iddialarına karşın Batı uygarlığı hâlâ erkek egemen ideolojiden kurtulamamıştır. Ya Doğu uygarlığı? Orada da henüz çözümü mümkün olmayan yüzlerce sorunla karşılaşırız. Kimi dinden kimi gelenek-görenekten kaynaklanır.
 
Derdimi anlatmak için şimdi size 1900’lerin başında geçen bir olaydan söz edeceğim. Nijerya’nın İngiliz sömürgesi olduğu zamanlardır. On binlerce İgbo (Nijerya’da bir halk) kadını 1929 yılının bir sabahında yönetime -ki İngiliz sömürge yöneticileridir- karşı ayaklanıyor. Bu ayaklanma altı bin millik bir alana yayılıyor. Yerel yönetimin başına getirilen İgbo erkelerini alaya alıp onlara verilen rütbeleri talep ediyorlar. Kimi hapishaneleri basıp tutukluları kurtarmaya çalışıyorlar. Yerel mahkeme binalarına saldırıyorlar. Ancak bu eylemleri yaparken insanlara zarar vermiyorlar.
 
İngilizler elbette ateş açarak ayaklanmayı bastırıyor. Bu insanlık dışı katliamda tam 60 kadın ölüyor. Kavgayı İngilizler, yani şu görkemli Batı uygarlığının temsilcileri kazanıyor.
 
Kazanan tarafın görüşleri yer alır resmi tarihte. İngilizler bu ayaklanmaya Aba Ayaklanması adını verdiler. Burada ilginç olan şey İngilizlerin, tamamen kadınlarca ve kadınlar için düzenlenmiş bir ayaklanma olduğunu anlayamamalarıdır.
 
Aynı yıllarda İngiltere’de kadınların erkek egemen ideolojiden kaynaklanan uygulamalara ve anlayışa karşı nasıl savaşım verdiğini hatırlarsak, durumu daha iyi anlayabiliriz. Burada  sömürgeci İngiliz güçleri esas olarak erkeklerden oluşmaktadır ve gittikleri her yere de erkek egemen ideolojiyi, sömürgeciliğin bir parçası olarak taşımaktadırlar.
 
İngiliz sömürge güçleri İgbo erkeklerinin kadınları kışkırtarak bu ayaklanmayı gerçekleştirdiklerine inanıyordu. İngilizlerin düşünce yapısına göre -zayıf cins olan- kadınlara ateş açmayacaklarına olan inançları İgbo kadınlarını ayaklandırmaya teşvik etmişti.
 
İngilizler ile İgbolar arasındaki kültür uçurumu işte böyle bir soruna yol açıyor. Avrupalıların biz her şeyi biliriz palavrası da cabası. İngiliz kadını, hakları için daha hâlâ savaşım verirken kim oluyordu ki İgbo kadınları!
 
Oysa İgbo kadınlarının daha o yıllarda ekonomik bağımsızlıkları vardı. Günümüzün medeni hukuk kuralları gereğince değil de, kendi kültürleri içinde oluşturulmuş bir yapı sayesinde kadınlar erkeklerden bağımsız ve onlarla daha eşit bir konumdaydı. Yerel kültüre göre kadın ve erkek tüm toplantılara birlikte katılabilir ve kararları da birlikte alırlardı. Araziler erkeklerin denetiminde olsa da bir erkek evlenirken karısına toprak vermek zorundaydı. Kadın bu toprağı işler ve kazandıkları kendisinin olurdu. Haksızlığa uğrayan kadın öteki tüm kadınlarca desteklenirdi.
 
Nijerya, İngilizlerin sömürgesi haline gelince İgbo halkının da huzurlu günleri geride kaldı. Yerel yönetim bölgeleri kurulup başlarına İngiliz subayları getirildi. Her köyden/kabileden alınan bir temsilci de sömürgecilerin gözüne girmiş bir İgbo erkeği olurdu. Temsilcinin bir kadın olması İngilizler için imkansız ve akıl dışı bir durum olarak görülüyordu. İgbo kadınları böylece yönetimde söz haklarını yitirmeye başladılar. İngilizler 1929’da İgbo kadınlarının mallarının sayımına kalkışınca, vergi vermek istemeyen kadınlar çareyi ayaklanmada buldular.

Sonuçta İgbo kadınları şiddet ve kanlı katliamlarla bastırıldı. Sahip oldukları haklarını da yitirdiler. Onlar bir sömürgeydi ve sömürgecilerin istekleri olurdu. Şimdi söyleyin; kim daha uygardı? Sömürgeci İngilizler mi yoksa kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu İgbo halkı mı?

(Yurt Gazetesi)

[Bu yazı 1394 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™