Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Nedim, Ahmet ve ötekiler!
18 Mart 2011, Merdan YANARDAĞ
, Merdan YANARDAĞ

Gazetecilere yönelik son Ergenekon dalgasının ardından bu soruşturmaya yönelik toplumun bir kesiminde var olan pozitif inancın da büyük ölçüde sarsıldığı görülüyor. Liberal-muhafazakar yazıcılar cephesinde tam anlamıyla bir çözülme yaşanıyor.

Öyle ki, 12 Eylül 1980 darbesinden beri neredeyse bütün iktidarlarla içiçe çalışmış, devletln zirvesi ve istihbarat örgütleriyle yakın ilişki içinde olmuş, CIA yöneticileriyle ortak projelerde yer almış, ABD hükümetlerine kuryelik yapmış ve bütün bu karanlık ilişkilere karşın her nedense hâlâ “demokrat” sayılan Çengiz Çandar, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasından sonra yaşanan şaşkınlık için kendi çevresine şöyle sesleniyor;

“Sıra, Ergenekon soruşturmasındaki ‘büyük resmi’ görmeyi unutup ağlamaya başlayanların kendilerine gelip gözyaşlarını silmelerinde...” (Bkz. Radikal, 11 Mart 2011)

Zalimlerin, diktatörlerin ve faşizan iktidarların baskısına, terörüne ve zulmüne ortak olan, dahası bunu savunan ve teşvik eden böyle bir yazıyı basın tarihinde bulmak mümkün değildir. Sultan Abdülhamit’in yazıcılarının ya da 12 Eylül darbesinin Nazlı Ilıcak gibi savunucularının bile Cengiz Çandar düzeyine ulaştığını söylemek, adı geçenlere haksızlık olacaktır. Bu yazı, aynı tarihli Radikal gazetesindeki Oral Çalışlar’ın makalesiyle birlikte Basın Müzesi’nin “ibret” köşesine konulmalı ve gelecek kuşaklar için sergilenmelidir.

Yeri gelmişken hemen burada bir tarihsel çarpıtmayı ya da abartılı bir dönem değerlendirmesini de düzeltmek gereklidir. Cengiz Çandar’ın 28 Şubat 1997 dönemine ilişkin mağduriyet edebiyatı tam bir efsanedir. Çandar’ın söz konusu dönemde Yeni Şafak gazetesinde yazmaya devam ettiğini, hakkında ciddiye alınabilecek hiçbir soruşturma açılmadığını, örneğin Ergenekon soruşturması gibi komplolar sonucu tutuklanmadığını hatırlatalım. Dolayısıyla artık şu “28 Şubat mağdurları” palavrasına da bir son vermenin zamanı çoktan gelmiş durumdadır.

***

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de aralarında bulunduğu toplam 10 gazetecinin tutuklanmasıyla sonuçlanan son Ergenekon dalgası, bu soruşturmaya destek veren çevrelerde tam bir şaşkınlık ve yer yer panik yarattı. Bu durumun ortaya çıkmasıyla birlikte, kamuoyunun bir kesiminde de ilginç bir tutum da şekillenmeye başladı. Bu tutumu şöyle özetleyebiliriz; “Ergenekon soruşturması aslında derin devletin, darbecilerin ve Kontrgerilla’nın tasfiye edilerek suçlarının cezalandırılmasına yönelik olmasına karşın amacından saptı. Bu çevrelerle hiç ilişkili olamayacak gazeteciler ve muhalifler de tutuklanmaya başladı vb."

Örneğin bu yaklaşımın bir sonucu olarak, İstanbul Taksim’de biri geçen Pazar günü olmak üzere düzenlenen iki büyük gazeteci eyleminde de bazı kesimlerin özellikle Ahmet Şık ve Nedim Şener isimlerini öne çıkardıkları gözleniyordu. Dolayısıyla Şık ve Şener ile diğer Ergenekon zanlıları, hatta bu davalarda yargılanan diğer gazeteciler arasına bir mesafe konulmaya çalışıldığı dikkat çekiyordu.

İşte en büyük yanılgı tam da burada, bu tutumun kendisinde yatmaktadır. Cengiz Çandar’ın gözyaşlarını silmelerini istediği çevreler de bu tutumun sahipleridir. Oysa Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci ve aydınlar, ne Nedim Şener ve Ahmet Şık’tan ibarettir ne de bu davalarda darbeciler ve Kontrgerilla mensupları yargılanmaktadır.

Aynı yaklaşımı, gazeteci Ahmet Şık ile Devrimci Karargah örgütü davasından tutuklu yargılanan sosyalist Toplumsal Özgürlük Platformu sözcülerinden Tuncay Yılmaz’ın mektuplarında da görmek mümkün.

Ahmet Şık kamuoyuna yönelik olarak yazdığı ve birçok gazete ve internet sitesinde yayımlanan mektubunda; gözaltında kaybolanların yakınlarına, Hrant Dink’in ailesine, Metin Göktepe’nin annesine seslenerek, “Ben şimdi sizin çocuklarınızı öldürenlerle birlikteymişim, öyle mi?” diye soruyor. Son derece haklı. Ama aynı zamanda, başta kendi hayatı olmak üzere, çok sayıda olgu tarafından yanlışlığı da kanıtlanmış olan son derece hatalı bir yaklaşım içinde. (Bkz. Ahmet Şık’tan Mektup, tam metin, www.bianet.org, 12 Mart 2011)

Tuncay Yılmaz da Radikal İki’de yayımlanan mektubunda, Devrimci Karargah davasının en zayıf noktasının Ergenekon örgütlenmesiyle ilişkilendirilmesi olduğunu belirtiyor. Yılmaz, kendisinin Ergenekon üyesi olamayacağının en önemli kanıtı olarak ise, arkadaşlarıyla birlikte Silivri’ye gelip “Sonuna kadar gitsin” diye eylem yapmasını ve bu soruşturmaya destek vermesini gösteriyor. (Bkz. Tuncay Yılmaz, Radikal İki, 27 Şubat 2011)

Evet bir sosyalist gazeteci, aydın ya da aktivist için, kurulu düzenin suç örgütleriyle ya da darbecileriyle birlikte anılmaktan daha ağır bir durum olamaz. Bunu anlamak mümkün. Ancak, Ahmet Şık ve Tuncay Yılmaz kendi konumlarından ya da başlarına gelenlerden hareketle Ergenekon diye bir örgütlenmenin olamayacağı ve bu davanın gerçek Kontrgerilla ile bir ilgisinin bulunmadığı sonucuna varabilecekken, ne yazık ki, bunu yapamıyorlar.

Bu durum, yeni iktidar blokunun kuşatıcı söyleminin etkisini göstermesi ve yaratılan bilinç kirlenmesinin düzeyini ortaya koyması bakımından son derece önemli. Ahmet Şık ve Tuncay Yılmaz, sadece solcu/sosyalist olduklarını belirterek, hatta bunu kanıtlamaya çalışırak Ergenekon üyesi olmalarının ya da bu örgütle ilişkili bulunmalarının imkansızlığını anlatmaya çalışıyorlar. Doğru, gerçekten de imkansız…

Ancak bu gerçeği belirtirken, her ikisi de önsel olarak Ergenekon diye bir örgütün varlığını kabul ediyorlar aslında. Dolayısıyla, son çözümlemede yürütülen soruşturmanın haklılığını da teslim etmiş oluyorlar. İşte, yukarıda da vurguladığım gibi, Ergenekon soruşturmalarına bakışta “doğruda durma” tavrını engelleyen ya da zedeleyen en zayıf nokta burasıdır. Dahası Ergenekon soruşturması ile yaratılmak istenen atmosfer tam da budur.

Çünkü bu soruşturma ile aynı zamanda gerçek derin devletin, Kontrgerilanın üstü örtülmek ve işlenen suçlar aklanmak istenmektedir. Bilinmelidir ki, Ergenekon davalarında Kontrgerilla ve darbeciler yargılanmamaktadır. Bu davalarda yargılanan kişiler arasında Kontrgerilla ve JİTEM mensuplarının bulunması bu gerçeği değiştirmemektedir. Veli Küçük, Arif Doğan ya da İbrahim Şahin gibi isimler, iddianamelerde de açıkça görüleceği üzere, asıl/gerçek suçlarından dolayı yargılanmıyorlar. Adı geçen suçlara yönelik olarak sorgulanmamışlar bile.

Bu kişiler söz konusu davaya inandırıcılık kazandırmak için dahil edilmiş görünüyorlar. Ve yine kişiler ve örgütleri hakkında hiç kuşkusuz gerçek bir sorşturma yapılmalıdır. Gerçek mahkemelerde yargılanmalı ve hak ettikleri cezalara çarptırılmalıdır. Türkiye’de Kontrgerilla’nın tasfiyesi ve suçluların cezalandırılması için gerçek bir adalet mücadelesi verilmelidir.

(SolHaber 18.03.2011)

[Bu yazı 1831 kez okundu]
Merdan YANARDAĞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [69]
[6 Eylül 2016] Derinleşen AKP darbesi ve muhalefetin aymazlığı! ... [2 Ağustos 2016] Güncel tehlike AKP darbesidir!* ... [13 Kasım 2015] Seçmen davranışı ve gönüllü kulluk ... [4 Kasım 2015] Hile ve kaos! ... [27 Temmuz 2015] Küresel gericiliğe karşı direniş ve Suriye! ... [20 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapmalı? ... [19 Mayıs 2014] Erdoğan görevden alınmalıdır ... [15 Mayıs 2014] Katliamın sorumlusu hükümettir! ... [12 Mayıs 2014] Başbakan iktidarı kaybetmekten korkuyor ... [14 Nisan 2014] 'CHP yönetimi muhasebeden kaçamaz' ... [7 Nisan 2014] Seçimlerin Siyasal ve Teknik Analizi ... [2 Aralık 2013] AKP-Cemaat çatışmasının siyasal kodları ... [6 Ağustos 2013] Polis devleti artık bir olgudur ... [31 Temmuz 2013] Ergenekon Davası'na yeniden bakmak ... [21 Temmuz 2013] Bir 'ibret-i âlem' örneği; Hanefi Avcı olayı! ... [16 Temmuz 2013] Mısır ve yeni gerici ideolojik hegemonya ... [2 Temmuz 2013] Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere.. ... [16 Haziran 2013] Direniş ve başarıyı ıskalamamak ... [17 Mayıs 2013] Reyhanlı AKP politikalarının eseridir ... [29 Nisan 2013] 'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci ... [16 Nisan 2013] Obama doktrini Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor? ... [9 Nisan 2013] Akil insanlar ve aydın sefaleti! ... [18 Mart 2013] Aydın ihaneti ya da yandaş aydınların dramı ... [11 Mart 2013] İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler ... [4 Mart 2013] Türklük krizi ve milliyetçilik ... [25 Şubat 2013] Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm ... [3 Şubat 2013] Sol, ulusalcılık ve CHP'ye operasyon ... [20 Ocak 2013] Türkiye'de dönüşüm, bölgede yıkım ... [6 Ocak 2013] Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm ... [26 Aralık 2012] İslamcıların bıktıran mağduriyet edebiyatı ... [16 Aralık 2012] Silivri'nin kısa tarihi ve aydın olmak ... [21 Kasım 2012] Cinayet ... [11 Kasım 2012] Cumhuriyetçi muhalefet ve Kürt sorunu ... [12 Ekim 2012] SURİYE PROVOKASYONU VE AKP'NİN KİRLİ SAVAŞI ... [23 Eylül 2012] Balyoz, Cumhuriyetin solu ve Harbiye ... [9 Eylül 2012] Ulusal ve bölgesel bir tehdit ... [31 Ağustos 2012] Suriye krizi AKP iktidarının sonunu hazırlıyor ... [20 Ağustos 2012] Doğu'nun sefaletinin temelinde yatan kuramsal yanılgı ve muhafazakârlık ... [17 Ağustos 2012] Türkiye ve bölgede gerici dönüşümün şifreleri ... [16 Temmuz 2012] Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri! ... [13 Temmuz 2012] Muhafazakarlık üzerine notlar ... [6 Temmuz 2012] Evrim, devrim ve Suriye direnişi! ... [2 Temmuz 2012] Sefaletin medyası mı, medyanın sefaleti mi? ... [25 Haziran 2012] Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü ... [22 Haziran 2012] Çözümsüzlük ve PKK'nin karakteri ... [19 Haziran 2012] Gülen'in korkusu ve Cemaatin anlamı ... [14 Haziran 2012] Bin yıllık kavga ... [8 Haziran 2012] İktidar bloku dağılıyor mu? ... [4 Haziran 2012] İki örnek üzerinden aydın ihaneti ... [28 Mayıs 2012] Darbeler ve 27 mayıs ... [11 Mayıs 2012] Koalisyon sarsılıyor ... [4 Mayıs 2012] Berktay'ın yalanı ve 1 Mayıs 1977'nin perde arkası ... [26 Nisan 2012] Mankurtlaşan toplumlar ... [6 Nisan 2012] ABD'nin yeni stratejisi, Suriye ve AKP ... [25 Mart 2012] AKP iktidarı yolun sonuna geliyor! ... [19 Mart 2012] Ergenekon, NATO ve Afganistan ... [11 Mart 2012] AKP Hükümeti suçüstü yakalandı! ... [7 Mart 2012] Kemalizmin tasfiyesi ... [17 Şubat 2012] AKP-Cemaat iktidarı sarsılıyor mu? ... [20 Ocak 2012] Hrant'ın dostları kim? ... [23 Eylül 2011] Celladına Aşık Olmanın Zavallılığı! ... [20 Mayıs 2011] Beyaz adam ideolojisi, Modernleşme ve seçimler ... [13 Mayıs 2011] 'ABD projesi olarak AKP'nin yeni dili ve liberal hüsran! ... [22 Nisan 2011] Hile ile rejim değiştirmek! ... [15 Nisan 2011] Neden kaybettik, yine kazanabilir miyiz? ... [1 Nisan 2011] Palavrayı bitiren belge ve Savcı Öz olayı! ... [4 Mart 2011] Ergenekon'da son dalga, ortayolculuk ve Erbakan ... [21 Ocak 2011] Dink'in katili yeni Gladyo'dur! ... [7 Ocak 2011] Hizbullah düzeni, coplar demokrasisi ...
Merdan YANARDAĞ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™