Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Gibi
23 Kasım 2012, Mustafa Kemal ERDEMOL

Artık ölümde karar kılındığına göre, başbakandan nasıl ölmemiz gerektiğini öğrenmemizde bir sakınca yok. Her şeyimiz, yaşam mimarımız artık o olduğundan bize nasıl ölmemiz gerektiğini de onun söylemesi çok doğal.

İsrail’in devlet terörünün ölüm götürdüğü Gazze’ye ilişkin, parti grubunda gürledi başbakan biliyorsunuz. Gerici Arap rejimlerinin konuya ilişkin duyarsızlıklarına, geleneksel teslimiyetçiliklerine vurguyu da “öleceksek adam gibi ölelim” vecizesi ile yaptı.

Tabii başbakanın dili bir hayli sorunlu, dolayısıyla ettiği bu lafın son derece cinsiyetçi olduğunu söylemenin de bir anlamı yok. Ölümde bile bir “maço estetiği” araması artık bana doğal geliyor. Çizgisine de pek uygun. Mücahitliğini de, parti militanlığını da, nihayet “yüksek düzeydeki” politikacılığını da hep “erkekçi/erkeksi” temalar üzerinde yürüttüğü için, insan onurunu daha kollayıp gözeten, örneğin, “öleceksek insan gibi ölelim” türünden bir cümle beklemezdim ben de zaten ondan.

Başbakan, bir başka zaman diliminde yaşıyor, kuşku yok. On üçüncü yüzyılın sonlarından başlayarak, denir, on dördüncü yüzyılın başına kadar insan ölümlülüğünü işleyen, ama son derece laik olan bir edebiyat vardır. Laik kısmına Erdoğan uymaz elbette ama, şu söyleminde bile, -farkında mıdır bilmem-, inancının doğal kabul ettiği ölüm olgusundan çok, işte o dönemin materyalistlerinin, ölüm korkusunun üzerine gitmek için geliştirdiği dilin etkileri görülüyor.

Bir cenk meydanında iyi gider şu “öleceksek adam gibi ölelim” cümlesi. Zaten “vuruşa vuruşa ölmek”ten başka şansı da yoktur kişinin, eğer o meydanda ise. Bir iman sahibi olarak Erdoğan’a kolay da gelebileceğini düşündüğüm ölüm olgusu bir gerçeklik elbette. Bu gerçekliği kabul etmek bireysel böbürlenmenin malzemesi olamaz tabii. Yani “ölüm gerçek, delikanlılık baki” türü çıkışlar, korkunun üstünü örtme denemeleridir. Anlaşılır bir çaba, bana sorarsanız.

Ben elbette, başbakanın bu cümleyle ölüme meydan okuyan bir cengaver gibi görünmek istediğini iddia etmiyorum. Ölümün kanıksandığı bir kültürün, bir coğrafyanın mensubu olarak diline vurmuş bir söylem bu, hepsi hepsi.

Erdoğan bir Cengiz Han (Timuçin) değil, malum. Cengiz Han’ın ölüm gerçeğini kabul etmesi öyle kolayca, “öleceksek ölelim” türü bir teslimiyet sürecinden geçerek olmadı. Hep ölümsüzlüğü aramış bir egemendi, derler. Kendisi mi, görevlendirdiği adamları mı aklımda değil, bir ölümsüzlük ilacı üzerine yıllarca uğraşmış da denir. Okuması yazması olmayan bir egemen de olsa, bilgiye, bilgeye saygılı bir zattı muhtemelen. Neden sonra döneminin en akıllı Tao’cusundan öğrenmiştir, ölümsüzlük diye bir şey olmadığını. Ölüm gerçeğini kabul ettikten sonrası teferruat tabii. Ölümsüzlüğü bulamamıştır ama avlandığı bir ağacın altını mezar yeri olarak seçebilmiştir Cengiz Han. (Ancak cenaze töreni de, mezarının yeri bilinmesin diye tüm refakatçilerin öldürüldüğü bir katliama dönüşmüştür, ayrı mesele).

Başbakanın on altıncı yüzyılda bir hayli romantikleştirilmiş ölüm edebiyatına “erkeksi” tonlar yükleyerek başvuruyor oluşunda kötü niyet ararım ben. Teslim olmanın izleri vardır bu tür söylemlerde. “Adam” gibi ya da değil, meseleye “ölüm” çerçevesinden bakıldı mı, ya tavize gider bunun sonu ya çılgınlığa. Kasımpaşa delikanlısıyken sakıncası yok ama kişi iktidarsa bu tehlikeli bir söylemdir.

Romantik “ölüm” edebiyatı en fazla, insanın, kendisinin, yaptıklarının bilincine varmasına yarayan uyarıcı bir özellik taşırdı. Başbakanda ise arabesk/erkeksi/kaderci bir hal alıyor sadece. Bunların üçü de sorunlu özelliklerdir. İlki uyuşuk bir duygusallığın, ikincisi cinsiyet şovenizminin, nihayet üçüncüsü de, “başa gelen çekilir” teslimiyetinin ifadeleridir.

Yani Türkiye Başbakanı, Filistin mağdurlarına, bir çıkış yolunuz yok diyor açıkçası, bakmayın gürlediğine. Oysa Filistinli zaten ölüyor. Hem de başbakanın “mert” anlamını yüklediği ifadeyle söylemek gerekirse, “adam gibi” ölüyor.

Yetmişli yıllarda kalmış ajite bir dil başbakanın dili. Beğenildiğine de fena halde inanıyor. Ama, ölümle yaşamdan daha çok içli dışlı olan Filistinliyi etkilemez bu tür laflar.

Kaldı ki “Adam gibi” ölmeye gerek kalmadan yapılacak çok şey var. En azından THY’nin İsrail seferlerini durdurabilir başbakan. Gazze’de üstelik açık seçik hedef gözeterek katliam yapan İsrail’in hava sahasının uçuşa kapatılmasını talep edebilir BM’den. Suriye için istemişti bunu, yani nasıl isteneceği konusunda deneyimi de var, ne güzel.

Yani diyorum ki, İsrail’e direnecekse Erdoğan, “adam gibi öleceğine”, -madem önemli bir vurgu bu ben de kullanayım bunu-, “adam gibi dirensin”.

Tabii direnecekse.

(SolHaber)

[Bu yazı 1235 kez okundu]
Mustafa Kemal ERDEMOL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [2]
Mustafa Kemal ERDEMOL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™