Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Örtülü ödenekte rekor artış
15 Kasım 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

CHP Milletvekili Hurşit Güneş, geçen gün örtülü ödeneğin kullanılması ile ilgili ilginç rakamlar açıkladı.
 

Birkaç gün bekledim, belki harcamalardaki aşırı artış ile ilgili bir açıklama yapılır diye ama olmadı. Medyada da konunun üzerinde durulmadı.

Örtülü ödenekten 2003 yılında 103 milyon lira harcanmış. Sonraki iki yıl da bu civarda. 2006 yılında harcamalar bir misli artmış, 207 milyon liraya çıkmış.
Ondan sonraki yıllarda artış sürüyor. 2007’de 262 milyon, 2008’de 280 milyon, 2009’da 341 milyon, 2010’da 383 milyon, 2011’de 391 milyon lira harcama görülüyor.

2012 yılının ilk dokuz ayındaki örtülü ödenek harcaması ise bir tür quantum sıçraması yapmış, 869 milyon liraya ulaşmış.

MİT’in bir yıllık 812 milyon liralık bütçesinin bile üstünde bir rakam bu.

Örtülü ödenek “devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile ilgili itibarının korunması” için yaratılmış bir düzenleme.

Başbakan, örtülü ödenek harcamalarının içeriğini açıklama zorunluluğu olmadan bu bütçeyi harcayabilir.

“Bu parayı neden buraya harcadın
” diye de sorgulayamayız, böyle bir yetkisi var çünkü.

Ama artışın tam da bu dönemde olması ve bu kadar yüksek olması yine de dikkat çekici!

Umalım ki harcama yasadaki amacına uygun olarak harcanmış olsun.

Bu arada aklıma gelmişken şunu da sorayım bari:

Bisküvi kutuları içinde ele geçirilen silahları kimin satın alıp, Türkiye’den Yemen’e gönderdiği ile ilgili soruşturma ne âlemde?

Karşılıklı test süreci başladı

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında, gelecekteki görev paylaşımı konusunda bir çatışma beklemediğimi daha önce yazmıştım.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma isteğine karşı çıkmayacağını, onunla bu konuda bir yarışa girmeyeceğini düşünüyorum.

Ama eğer başkanlık sistemi konusunda AKP’nin beklentisi gerçekleşirse durumun değişebileceğini de bir kenara not etmek gerek.

Bu durum belli olana kadar tarafların açıkça bir çekişmeye girmeyeceklerini ama birbirlerini test etmekten de vazgeçmeyeceklerini söyleyebilirim.

Nitekim Cumhurbaşkanı Gül, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği demeçte ilginç bir şey söylüyor:

Onun (Erdoğan’ın) söylemi benimkinden farklı. Ben, cumhurbaşkanı olarak siyasetçi değilim. Ben, resme daha geniş bir açıdan bakıyorum veya temsil ediyorum ve herkesi kucaklıyorum.”

İlginç bir cümle! Satır arasında Başbakan’ın “resme dar açıdan baktığını” da okuyabilirsiniz tabii.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “tutuklu gazeteciler” ile ilgili tutumu da hükümetin ve Başbakan’ın tutumunun neredeyse tam tersi.

Başbakan ve AKP yöneticileri Türkiye’de tutuklu gazeteci bulunmadığını, tutuklu bulunanların “terörist” olduğunu söylüyor. Ama Cumhurbaşkanı bu konudan en çok üzüntü duyan insanın kendisi olduğunu söylüyor.

Bu durumun Türkiye’nin ilerlemesine gölge düşürdüğünü belirtiyor.

Hürriyet Daily News’ten Sevil Küçükkoşum’un haberine göre Gül, kendisini ziyaret eden Uluslararası Yazarlar Birliği heyetine “Bir cumhurbaşkanı olarak herkesten çok ben bu sorunların çözüldüğünü ve artık ülkemizin gündeminden çıktığını görmek isterim” diyor.

Öyle görünüyor ki bu tür karşılıklı “testler” kırıcı olmamaya özen gösterilerek bir süre daha gidecek.

Davanın özü gözden kaçmasın

ODA TV davası sonuna yaklaşıldı denilirken yeniden başlamaya aday görünüyor. Bu dava da Ergenekon davası ile birleştirilse bir taşla birkaç kuş birden vurulacak, bir yandan Ergenekon davası uzadıkça uzayacak, diğer yandan Oda TV davasının bitmesini hapiste bekleyenler Silivri’de beklemeye devam edecek.

Öte yandan Oda TV bilgisayarlarına gönderildiği iddia edilen bazı dokümanlar ile ilgili TÜBİTAK raporu da tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
TÜBİTAK’ın “hem öyle, hem böyle” tadındaki raporu tartışılıyor.

Bu tartışmalara bakınca memleketimizin hukuk ve basın özgürlüğü ile ilgili temel sorunları da bir kez daha ortaya çıkıyor.

Oda TV sanıklarının bilgisayarlarında bulunan dokümanların virüsle mi gönderildiğinin, yoksa sanıklar tarafından mı oluşturulduğunun aslına bakarsanız hiç önemi yok!

Diyelim ki savcının iddiası doğru, bu dokümanlar bizzat Oda TV çalışanlarınca yaratıldı ve yazıldı.

Bu nasıl bir “terör suçu” oluşturuyor, anlayamıyorum. Bir hükümete karşı olmak, bir demokraside insanların rahatlıkla savunabileceği bir hak değil midir?

Ya da açılmış bir davanın yanlışlığını kamuoyuna anlatmanın nesi suçtur?

Herkesin aynı fikirde olması gibi bir zorunluluk var da biz mi bilmiyoruz?

Hükümeti zorla görevini yapamaz hale getirmekten” söz ediyorsanız, bu “zor”un yazılmış birkaç haber ve yorum ile ya da bir kitap ile gerçekleşebileceğini iddia etmek, düşünce ve ifade özgürlüğünü yok saymak değil midir?

İddianın dayandığı bütün kanıtlar yazılmış haberler, kitaplardan ibaret. Bir demokraside bunlar nasıl suç olabilir ki bilgisayarlar inceleniyor, bilirkişi raporları yazılıyor, bunları sanıklar mı yazdı, başkaları mı gönderdi konusu tartışılıyor?

Ama davayı öyle bir hale getirmeyi başardılar ki sanıkların avukatları bile en temel özgürlüğü savunmak yerine işi gücü bırakıp, bilgisayar raporlarının peşinde.

Bu davada yargılanan konu, ifade ve düşünce özgürlüğüdür, gerisi teferruattan ibaret!

(Hürriyet)

[Bu yazı 1213 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™