Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Demokrasiye saygılı paşa eleştirilemez mi?
11 Eylül 2012, Ahmet HAKAN
, Ahmet HAKAN

İki tür genelkurmay başkanı vardır:
 

BİRİNCİSİ: Seçimle işbaşına gelmiş hükümetin emrine girdiğinde kendisini küçülmüş hisseder, yayımladığı bildirilerle demokratik mekanizmaya müdahale eder, üstüne vazife olmayan her işe karışır, emrindeki silahlı güce yaslanarak höt-zöt yapar, muhtıra yayınlar, kendisini devletin asıl sahibi olarak görür, “kafamı bozarsanız belki darbe bile yaparım” imasıyla ortalığa korku salar.

İKİNCİSİ
: Hükümetin emrinde olmaktan gocunmaz, bildirilerle topluma ve hükümete nizam vermeye kalkışmaz, üstüne vazife olmayan işlere karışmaz, höt-zöt yapmaz, muhtıra yayınlamaz, “darbe” kelimesinin telaffuz edilmesine bile tahammül edemez, demokratik mekanizmaya müdahale etmeyi aklından bile geçirmez, kendisini “eleştirilmez” ve “dokunulmaz” olarak görmez.

* * *

Hangisinden yanayım?

Tabii ki ikincisinden...

Hem de bütün hücrelerimle...

Hem de bütün zerrelerimle...

Benim genelkurmay başkanım...

Her şeyden önce...

-  Seçilmişe saygılı olacak.

-  Elindeki silahlı güce yaslanarak “Doğruların tekeli bende” demeyecek.

-  Hükümete haddini bildirmeye kalkışmayacak.

-  Velilik taslamayacak.

-  Zorbalık yapmayacak.

-  Ülkenin sahibi benim demeyecek.

-  Siyasilere müdahale hakkını kendinde görmeyecek.

Kısacası...

Uygar ülkelerin genelkurmay başkanları nasılsa öyle olacak.

* * *
Şunun farkındayım:

Halktan oy almayı ve halkı ikna etmeyi beceremeyenler, halkın seçtiği hükümetin emrine giren genelkurmay başkanından nefret ediyorlar.

Nefretlerini dile getirmek için de her yolu mubah sayıyorlar:

-  Mesela “Necdet Bey” diye dalga geçiyorlar.

-  Mesela “tak şak paşa” diye kafa buluyorlar.

-  Mesela “yalaka paşa” diyorlar.

-  Mesela “Kodu mu oturtmuyor, böyle paşa mı olur” diyorlar.

* * *
Bu durumda bana düşen nedir?

“Başımızda demokratik düzene saygılı bir genelkurmay başkanı var, aman onu yıpratmayalım
” diyerek...

O genelkurmay başkanının...

-  Her türlü beceriksizliğini...

-  Her türlü münasebetsizliğini...

-  Her türlü reaksiyonsuzluğunu...

-  Her türlü başarısızlığını...

Görmezden mi geleceğim?

“Demokratik düzene saygılı genelkurmay başkanlarından nefret edenlerin konumuna düşmemek”
adına...

Hükümetle arası iyi olan genelkurmay başkanlarına toz kondurmayacak mıyım?

* * *

Ne yani?

-  Hem demokratik hayata saygılı bir genelkurmay başkanımız var diye sevinmek...

-  Hem de demokratik hayata saygılı o genelkurmay başkanını gerektiğinde kıyasıya eleştirmek...

Bu ikisi bir arada olamıyor mu?

“Hükümete posta koyan paşa istiyoruz” diyenler ile “Hükümetimizle iyi geçinen paşaya laf söyletmeyiz” arasında sıkışıp kalacak mıyız?

Açık söylüyorum:

Ben bu oyunda ezdirmem kendimi...

Yepyeni moda: AKİL adam olmak

BAŞBAKAN Erdoğan, “Kürt sorununun çözümünde akil adamlar görev alsa iyi olabilir mi?” şeklindeki bir soruya “Neden olmasın” diye yanıt verdi ya...

Daha laf havadayken bazıları olaya balıklama atladı.

* * *

Eskiden muhalif olmak, başkaldıran insan olmak, itiraz eden adam olmak değerliydi.

Artık en baba muhalifler bile “akil adam” olmak için can atıyorlar.

Çünkü bir akil adamlık şu üç kuşun vurulmasına yol açıyor:

BİR: Ellerini taşın altına soktukları imajı vermiş oluyorlar.

İKİ: Hem bir şeyler yapmalıyız demiş oluyorlar, hem de hiç risk almamış oluyorlar.

ÜÇ: “Mutedil”, “uzlaşmaya açık”, “mantıklı” ve “akıllı” olduklarını çaktırmadan mesajlamış oluyorlar.

Dershaneler ve cemaat

BAŞBAKAN “Dershaneleri kapatacağız” dedi.

Şundan eminim:

“Cemaat
” bundan çok rahatsız...

Ama şunu da görüyorum:

“Cemaat
” rahatsızlığını dile getirmiyor, üstüne almıyor, tepkisellik içine girmiyor, mücadeleyi seçmiyor.

Neden?

* * *

Nedenleri şunlar:

-  “Cemaat”, AK Parti ile içine girdiği ittifakta pürüz çıktığının fark edilmesini istemiyor.

-  Başbakan’ın attığı adımı üzerlerine almıyorlar. Üzerlerine aldıkları anda meselenin ayyuka çıkacağını görüyorlar.

-  Başbakan’la kavga ediyorlar algısının ayyuka çıkması halinde kaybeden kendileri olur. Bunun farkındalar.

-  Kavga ayyuka çıkarsa... “Demek ki bunların hükümetle arası açık” diyenler, “Cemaat”e mesafe koyabilir.

-  Kavga ayyuka çıkarsa... “Hükümetin hışmına uğramak istemeyen muhafazakâr kesimler” de “cemaat”e uzak durur.

-  Bu nedenle idare ediyorlar. Üstlerine alınmıyorlar. Kavgadan uzak duruyorlar. Kan tükürüyorlar ama kızılcık şerbeti içtik diyorlar.

Muhafazakârların yozlaşmadan anladığı

MUHAFAZAKÂRLARA “Bana dejenere hayatın resmini çizebilir misin Abidin” diye sorulduğunda...

Çizdikleri resim hep aynı oluyor:

-  Disko müziği...

-  Çılgınca dans...

-  Su gibi alkol...

Başka bir resim yok akıllarında.

İşte bakın:

Son çektikleri “Huzur Sokağı” adlı dizide de aynı resmi çizmişler.

* * *
Tasavvur hep aynı...

Hiç değişmiyor.

Olayı şöyle yorumluyorlar:

Değerlerine yabancılaşmış zengin üst sınıflar, Batılı hayat tarzına kendilerini kaptırarak yoz hayatlar yaşıyorlar.

* * *

Oysa bu anlayış çoktan iflas etti.

Çünkü modern hayat, artık sadece zenginleşmiş üst sınıflar için geçerli değil.

Orta sınıf hayatlar da modernliğin ve yozlaşmanın içinde.

“Modern hayatın insan ruhunda bıraktığı büyük boşluk” meselesi, artık küçük bir azınlık için değil herkes için mesele haline geldi.

Masum ve yalıtılmış bir hayat kalmadı artık.

Tüketimin sembollerine herkes maruz kalıyor.

Bunun doğurduğu sorunlar artık herkesin sorunu...

En büyük eğlencenin AVM’lerde dolaşmak olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

İçki yok, disko yok, dans yok ama tüketimin doğal seyircisi olmaktan kaçış da yok.

Tüketimin doğal seyircisi olmanın alt katmanlara doğru gittikçe nasıl acıklı sonuçlara yol açtığını görmüyor muyuz?

İnsanın değerlerini kaybetmesi, dayanışmanın çöküşü, aile ilişkilerinin zayıflaması, daimi bir öykünme hali falan...

Bütün bunlar ortada içkinin, dansın, diskonun olmadığı hayatlar için söz konusu...

* * *

Muhafazakârlar ezberlerindeki o eski “dejenere hayat resimleri”ni bir tarafa bırakıp yeni dejenerasyon durumlarıyla ilgilenseler hem kendilerine, hem de topluma büyük iyilik yapmış olurlar.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1433 kez okundu]
Ahmet HAKAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [51]
[24 Mart 2014] Korkuyor ... [17 Mart 2014] Önüne gelene bin tekme ... [7 Mart 2014] Günah işleme özgürlüğü ... [1 Mart 2014] Sadece uçkura odaklı muhafazakâr ahlak ... [28 Şubat 2014] Biz köşe yazarları korkak ve ikiyüzlüyüz ... [21 Şubat 2014] İstihbaratı çok seven dindarlar ... [27 Ocak 2014] Ve tekfir başladı ... [19 Mart 2013] Bir müebbet yazısı ... [18 Mart 2013] Ne istiyorsun birader ... [15 Mart 2013] Yalakalıkta zirve diye bir şey olmazmış ... [9 Şubat 2013] Pardon ama yargı zaten ele geçmiş değil miydi? ... [25 Ocak 2013] CHP'nin ulusalcıları faşizmi hortlatıyor ... [31 Aralık 2012] Makbul vatandaş olmak için tüyolar ... [25 Aralık 2012] Yuh olsun sana Levent Kırca ... [3 Aralık 2012] İmam hatipte öğrendim ben bu haylazlığı ... [1 Aralık 2012] Neden 'İyi ki Abdullah Gül var' diyemiyorum ... [23 Kasım 2012] 'Kazan kazan'dan 'kaybet kaybet'e ... [30 Ekim 2012] Çöktü bir şeyler ... [12 Ekim 2012] Namı büyük Necdet Paşa ... [6 Ekim 2012] Eğri oturdum doğru konuşacağım ... [15 Eylül 2012] Bir fotoğrafın anatomisi ... [28 Ağustos 2012] Yeni başlayanlar için El Kaide kılavuzu ... [27 Ağustos 2012] Cihatçıları gerçekten de ayet mi motive ediyor? ... [18 Ağustos 2012] Bir de buradan bakın: Aygün neden kaçırıldı? ... [16 Ağustos 2012] Cüppeli Ahmet Hoca'yı Metris'te ziyaret ettim ... [7 Ağustos 2012] Başbakan'ın Alevi politikasını açıklıyorum ... [27 Temmuz 2012] Tüzüklerle çarpışarak mağlup olanlar: Aleviler ... [16 Temmuz 2012] Miting yasakçısını düşünmeye davet ... [28 Haziran 2012] Fethullah Gülen'in ağlama müdafaası ... [26 Haziran 2012] Son 10 günün bilançosu: Hangi bünye buna dayanır? ... [14 Haziran 2012] 'Cemaat'e dair bir muamma ... [11 Haziran 2012] Goygoycuların yaman günleri ... [1 Haziran 2012] İslam'da kürtaj ... [15 Mayıs 2012] 'Poşu davası' diyemezmişiz ... [4 Mayıs 2012] Muhafazakârlar için tüyo Tiyatro nasıl ele geçirilir? ... [15 Nisan 2012] İyi bir insan iyi bir lider olabilir mi ... [17 Mart 2012] Yeni başlayanlar için katliamla hesaplaşma ... [15 Mart 2012] Neden? Neden? Neden? ... [5 Mart 2012] Çullan babam çullan ... [23 Şubat 2012] Aziz Yıldırım'ın Atatürk vurgusu ... [18 Şubat 2012] Yemişim AİHM kararını ... [10 Şubat 2012] İleri demokrasinin bir cilvesi daha ... [6 Şubat 2012] Al sana Ergenekon'un işine gelecek bir yazı ... [27 Ocak 2012] Pişmiş aşa su katan sorular soruyorum ... [17 Ocak 2012] Anlayana... ... [29 Aralık 2011] İdris Naim Bey'e dair sorular ve cevaplar ... [20 Kasım 2011] Neden CHP'ye vuruyorum ... [11 Kasım 2011] Atatürk yaşasaydı Sözcü'ye ne derdi ... [4 Kasım 2011] Herkes kendine tutuklu ... [9 Ağustos 2011] Süper tehlikeli bir yazı ... [23 Mayıs 2011] Artık şurası anlaşıldı: Kasetler profesyonel işi ...
Ahmet HAKAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™