Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi
4 Eylül 2012, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

Bu sorunun bir yanıtı olmalı, bu soruya bir yanıt bulmalıyız. “Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz”, soru derken bunu kastediyorum.

Ülkede tam otuz yıldır bir savaş sürüyorsa; yirmi yaşındaki Türk ve Kürt çocukları dağbaşlarında ölüyorsa; ülkenin dört bir yanında omuzlar tabut taşımaktan, kollar kürek sallamaktan, gözler ağlamaktan ve toprak genç ölüleri ağırlamaktan yorulmuşsa; örgütlenmiş kötülük, öyküleri ad ve soyadlarının baş harflerinden ibaret kız çocuklarına tecavüz edip hayatı zindan ediyorsa; sınırsız bir zenginlik sınırsız bir yoksullukla arsızca dalga geçiyorsa; sermaye, bir seri katil misali düzenli olarak iş cinayetlerinde işçilerin canını alıyorsa; birileri Alevilerin evlerinin kapılarına işaretler koyuyorsa; 66 aylık her çocuk potansiyel birer imam ve hatip olarak görülüyorsa…

Ve tüm bunlara rağmen, hala hiçbir şey yokmuş gibi davranabiliyor, yiyip içip gülebiliyorsak; sokakta hala kan gövdeyi götürmüyorsa; piyasalar, borsalar, bankalar, banka kredileri ve televizyon dizilerinden ibaret bir hayat, koskoca bir yalan saltanatı olarak varlığını sürdürebiliyorsa, bu soruya bir yanıt bulmalıyız.

“Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz” sorusunu “niye hala birbirimizi boğazlamıyoruz” tarzı bir vahlanmayla, bir hayıflanmayla, bunun gerçekleşmesine dair bir istekle sormadığım anlaşılıyor olmalı. Esas niyetim, bu ülkede bunca fay hattı varken ve bu ülkede toplum zihinsel anlamda böylesine kutuplaşmışken hala neden bir deprem olmadığını, niye bir kırılma yaşanmadığını anlamak.

Bu sorunun yanıtının, en azından bizler için “bu toprakların engin hoşgörüsü”, “toplumumuzun yüksek sağduyusu” ya da “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günler” olmadığını biliyoruz, o halde yanıt başka bir yerde olmalı.

Yanıtın “çoğunluğun apolitizmi” olduğunu söylememiz mümkün görünüyor; bu, hala birbirimizi boğazlamıyor oluşumuza dair şansımız; ve fakat aynı zamanda “hala şarabımızı vermek için üzüm gibi” eziliyor oluşumuza dair şanssızlığımız.

İlk bakışta, zihinsel olarak böylesine kutuplaşmış bir toplumun aynı zamanda ileri derecede apolitizmle malul olduğunu söylemek bir çelişki gibi görünse de aslında öyle değil. Kutuplaşma günümüz Türkiye’sine ait bir hakikat olsa da çoğu kez zihinsel düzeyde kalıyor ve politik bir eylemliliği beraberinde getirmiyor; Kürtler dışarıda tutulursa, herkes pasif bir konum almayı ve kendi gettolarında yaşamayı tercih ediyor, mecbur olmadıkça diğerlerine “bulaşmamaya” çalışıyor.

Apolitizm derken bahsettiğim tam da bu “bulaşmama hali”; yani politik olmamayı değil, aktif politikadan, eylemlilikten ve örgütlülükten olabildiğince uzak durmayı ve politik meseleleri “büyüklerimiz halleder” düzeyinde, pasif bir şekilde kavramayı kastediyorum.

Apolitizmin temelinde Türkiye toplumunun yaklaşık yüzde 65’lik diliminin, yani önemlice bir çoğunluğunun, kendisini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlaması bulunuyor. Bu çoğunluk, kendisini iktidarla ve devletle öylesine özdeşleştiriyor ki, hınç duyduğu diğer toplum kesimlerine karşı, nasıl olsa devletin gerekeni yapacağına duyduğu inançtan hareketle, devletin çağrısına icabet etmeyi gerektiren kimi istisnai durumlar dışında herhangi bir tepkide bulunmuyor, özerk örgütlenmeler kurma yoluna gitmiyor ve bir eylemlilik içerisine girmiyor.

Türkiye toplumunun yukarıda sözünü ettiğim apolitikliğinin ya da aynı anlama gelmek üzere “pasif politikliğinin” gerisindeki en önemli nedenlerden biri, elbette ki örgütsüzlüğü. Sendikalı sayısını çalışan nüfusa oranladığımızda ortaya çıkan tablo, bu durumu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Günümüz Türkiye’sinde, milyonlarca emekçi ya hiçbir şekilde sendikalı değil ya da artık ücret sendikacılığı bile yapmayan, yeni rejimin hegemonyasına hizmet eden tabela sendikalarına üye. Tam da bu nedenle, ülke tarihinin emeğe yönelik en büyük saldırı dalgasına karşı herhangi bir yanıt verilmesi mümkün olamıyor.

Benzer bir örgütsüzlük halinin Aleviler için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Yüzlerce yıldır uygulanan politikalardan sonra Alevilerin büyük bir bölümünün sindirilmesinin başarıldığını, yani arzulananın gerçekleştirildiğini söyleyebiliyoruz. İktidarın Alevilere yönelik söylemi, cemevlerine dair yasal düzenlemeler, kapılara konulan işaretler, Alevilerin çok azında bir tepki yaratıyor. Tehlikenin farkında olunsa da; bu, beraberinde herhangi bir örgütlenmeyi ve eylemliliği değil; aksine, içe kapanmayı ve sessizleşmeyi getiriyor; çünkü ne kadar görünmez olunursa tehlikeden o kadar uzak olunacağı düşünülüyor.

Çoğunluğun apolitizminin ya da pasif politikliğinin gerisinde bir de medar-ı maişet, yani geçim derdi bulunuyor. Aldıkları kölelik ücretine rağmen tüketimin örümcek ağına düş(ürül)müş milyonlar, kredi kartları, hesap ekstreleri ve tüketici kredileriyle o ağın içinde debelenip dururken ve hem varoluş sebepleri hem de esas kaygıları o ağ olmuşken, başlarına “yeni belalar” almak istemiyorlar. Üstelik piyasa, iktisadi faaliyet ve tüketim, ironik bir şekilde, hangi etnik, dini ya da sınıfsal kökenden olursa olsun insanların eşitsiz bir şekilde de olsa birbirleriyle iletişime geçtiği yegâne alanı oluşturuyor.

Çoğunluğun apolitizminin, beraberinde bir tür toplumsal ataleti, kayıtsızlığı ve samimiyetsizliği getirdiğini söylemek mümkün. Asker ölümlerinin bir seferde çift haneli sayılara ulaşmasına dahi artık tepki veremeyen, bırakın barış istemeyi, savaşmaya bile takati, feri olmayan, düşüncelerini ve hislerini en fazla sanal âlemde ifade edebilen, hastalıklı ve yalandan bir savaş dilini ancak internetteki forum sayfalarında, okuyucu yorumlarında ve sosyal medya ağlarında dile getirebilen bir tipolojinin bugün Türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturduğunu söyleyebiliyoruz.

İlk başta da belirttiğim gibi bu tipoloji, bu apolitik çoğunluk, şansımız ve şanssızlığımız. Hala Yugoslavya, hala Ruanda olmayışımızın gerisinde bu var: Türkiye toplumunu dağılmaktan, çözülmekten çoğunluğun apolitizmi koruyor. Fakat tam da bundan ötürü, sahici bir toplumsal muhalefet, hakikatin peşine düşme, çekilen acıların hesabını sorma ve bundan kaynaklanan bir kutuplaşma bir türlü söz konusu olamıyor. Hal böyle olunca da bu toplum belki de sadece bir tek futbolda sahici, hakiki ve samimi bir şekilde kutuplaşabiliyor, ölmeyi ve öldürmeyi göze alabiliyor

Türkiye toplumunun çoğunluğun apolitizmi nedeniyle birbirini boğazlamıyor oluşunun ilelebet sürüp gitmeyeceğini, bu apolitizmin kolaylıkla manipülasyona maruz bırakılıp birtakım kirli siyasi projelere alet edilebileceğini akılda tutmamız gerekiyor. Linç girişimleri, BDP binalarına yönelik saldırılar ve Alevi evlerine konan işaretler böylesi bir olasılığın ipuçları olarak karşımızda duruyor. Kürt sorunu, Suriye’de yaşananlar ve Ortadoğu’nun bütününü kapsayan savaş tehlikesi gibi nedenlerle Türkiye bir göktaşı misali hızla bunun mümkün olabileceği bir konjonktüre doğru ilerliyor.

Bu ilerleyişin nasıl engellenebileceği üzerine kafa yormak, öncelikli görevlerimizden birini oluşturuyor.

(SolHaber)

[Bu yazı 1480 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™