Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Amaç gerçeği öğrenmekse
22 Ağustos 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Milli Güvenlik Kurulu’ndan 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısının tutanak kayıtlarını istedi.
 

MGK, bu talebi “Devlet sırrı” diyerek reddetti.
İlginç bir durum! Milli iradeyi temsil eden bir meclis, kendi çıkardığı kanun ile yönetilen bir kurumdan bazı kayıtları istiyor ve bu talep “Devlet sırrıdır” denilerek reddediliyor.
Milletin vekillerinden gizlenecek nasıl bir sır var, bilemiyorum.
TBMM Komisyonu’nun araştırdığı konu, bugün aynı zamanda bazı davaların da konusu!
28 Şubat süreci ile ilgili olarak iddianame hazırlanıyor, 12 Eylül ile ilgili olarak darbenin komutanları için dava açılmış durumda.
28 Şubat “postmodern darbesi” denilen olayın aydınlatılması ve gerçek adalete ulaşılması ancak ve ancak o günkü toplantıda nelerin yaşandığının bilinmesi ile mümkün olabilir.
Çünkü biliyoruz ki şu anda bu girişim nedeniyle suçlanan emekli ve muvazzaf askerler, anayasal bir kurum olan MGK’nın kararlarını uyguladıklarını savunuyorlar. Kararların altında dönemin başbakanının ve başbakan yardımcısının, ilgili bakanların imzaları olduğunu söylüyorlar.
Bilmemiz gereken şey, Başbakan Necmettin Erbakan’ın, yardımcısı Tansu Çiller’in ve görevli bakanların bu imzaları hangi şartlar altında atmış olduklarıdır.
O toplantıya katılan askerler, bu kararların imzalanmaması durumunda ne yapacaklarını söylediler mi? Gizli ya da açık bir darbe tehdidi yapıldı mı? MGK’nın sivil üyeleri bu tehdit karşısında çaresiz mi kalıp o kararları imzaladılar? Yoksa onlar da askerlerin hassasiyetlerini paylaştıkları için mi imzaladılar?
Bu bilinmeden yapılacak yargılamada da “eksik soruşturma” yapılmış olur, TBMM’nin araştırmasından da gerçek bir sonuç çıkmaz.
MGK Kanunu, bu toplantı tutanaklarının ve kararlarının “gizli” olduğunu tanımlıyor. Ama bu gizliliği kaldırmak, MGK’nın elinde! İlk toplantısında bu kararı alabilir ve hem mahkemeye hem de TBMM’ye bu toplantı tutanaklarını iletebilir.
Devlet güvenliği ile ilgili bir konu varsa onun gizli kalmasını talep edebilir, bununla ilgili görüşmeler hem komisyonun, hem de mahkemenin kapalı toplantısında yapılabilir.
Tabii mahkemenin ve TBMM komisyonunun amacı gerçeğe ulaşmak ise!
Amaç gerçeği ortaya çıkarmak değil de bir tür tiyatro sergilemekse gizliliğin devamında bence de bir sakınca yok!

BDP’nin yerini seçmesi gerek

GAZİANTEP’te sivillerin ölmesine neden olan terörist saldırıyı BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “açıkça kınadığını ve lanetlediğini” söyledi.
Böyle bir saldırıyı kendisini “insan” olarak tanımlayabilen kimse onaylamaz, buna kuşku yok.
BDP yetkililerinin de bu saldırıdan kaynaklanan kayıpların acısını hissettiklerine ve bu nedenle saldırıyı kınadıklarına da kuşku yok.
Ama insani olarak bu olay karşısındaki pozisyonları, siyasal pozisyonlarının doğru olduğu anlamına da gelmiyor.
Bu saldırıyı kınayanların, bu saldırıyı planlayıp gerçekleştirenleri “gerilla” diye tanımlaması, onların benzerleriyle sarmaş dolaş hatıra fotoğrafları çektirmeleri inandırıcılıklarını ortadan kaldırıyor.
PKK silahlı bir örgüt ve doğası gereği çatışmalarla besleniyor. Ve bunu yaparken de herhangi bir ahlaki, insani değerle kendisini bağlı hissetmiyor. Yola mayın döşerken de böyle, pusu kurarken de böyle, kentlerde sivillerin arasında bomba patlatır, molotofkokteyli ile içinde insanların bulunduğu otobüsleri yakarken de böyle.
Demokratik siyaset yapmak iddiasında olanların, böyle bir örgüt ile bir bağlarının olması kabul edilemez.
BDP’nin artık bir karar vermesi gerekiyor: Demokratik siyaset mi yapacaklar yoksa silahlı bir örgütün elinde oyuncak olmaya devam mı edecekler?

Orhan Pamuk’un içindeki çocuk

BAZI sözler var ki duyduğumda, tebeşirin tahtaya ters sürtülmesiyle çıkan sesin yarattığı etkiyi yaratıyor.
Bunlardan bir tanesi de “içimdeki çocuk” kavramı. Böyle bir söz duyunca “İçindeki çocuğu tuvalete götür de altına kaçırmasın” diyesim geliyor ama demiyorum tabii.
Orhan Pamuk, İngiliz Independent gazetesine verdiği demecinde şöyle söylüyor:
“Türkiye’nin sesi ya da temsilcisi olmak neşe dolu ve çocuksu bir durum değil. Rahatsızlık verici. Bu beni utangaç biri yapıyor. İçimdeki çocuğu öldürüyor.”
Orhan Pamuk’tan bir tür “Türkiye Büyükelçisi” görevinin beklendiğini, böyle bir beklenti içinde olanların bulunduğunu bilmiyordum.
Nobel ödüllü bir yazar, doğup yetiştiği, yazar olduğu, dilini kullandığı bir ülke için böyle söylediğine göre, kendisinden böyle bir beklentisi olanlar varmış demek ki.
Orhan Pamuk’un, bugünkü Türkiye’nin her şeyine sahip çıkmasını ve savunmasını elbette bekleyemeyiz.
Ama unutmayalım ki Türkiye dediğimiz şey de homojen bir bütün değil.
Ezenler var, ezilenler var. Diktatoryal eğilimler içinde olanlar, onları destekleyenler var, demokrasi isteyenler var. Renkli bir mozaik gibiyiz, bir arada durabiliyoruz ama çok sayıda renk var bu ülkede.
Ama Pamuk, belli ki hiçbirimizi beğenmiyor, hepimizi aynı torbaya doldurmuş ve “içindeki çocuk masumiyetini kaybetmesin” diye bizlerden uzak durmaya çalışıyor.
Kendi bilebileceği bir iş tabii ki!

(Hürriyet)

[Bu yazı 1426 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™