Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Ebe kim? Katil kim?
20 Ağustos 2012, Melih Pekdemir
, Melih Pekdemir

Bölgede ve ülkemizde tarihsel bir sancı var. Doğum sancısı. Ve bir de ölüm ağıtı… Toplumlar da doğum ve ölüm diyalektiği sayesinde var olabiliyor.  Bu yüzden iki toplumsal aktör her zaman sahnede: Ebe ve Katil… Doğum yaptıran ile öldüren.

Doğum ya da ölüm ertelenemez! Dağların bombalanması, müzakereler, savaş, barış, bütün her şey ertelenebilir, ama bu iki olgu ertelenemez. Ölüm ile doğum diyalektiği, sebep sonuç diyalektiğidir…

***

Geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet’te Ergin Yıldızoğlu, New York Times’ta Tom Friedman’ın Suriye hakkındaki bir yorumundan söz ediyordu. “Liberal emperyalizmin (demokrasi götürmek için askeri müdahale, işgal vb) önemli propagandacısı” dediği bu şahsın yazısını Yıldızoğlu güzel özetlemiş, ama merak edip yorumun tamamını okudum. İbretlik.

NY Times yazarı, demokrasiye ulaşılması için tıpkı Irak’taki gibi Suriye’de de dışarıdan gelmiş bir ebeye (external midwife) ihtiyaç olduğunu söylüyor. Evet, yabancı bir ebeye, yani ABD’ye…
(Burada, “Hay senin…” diye araya girenler olduğuna eminim.)

Ebesine dair argümanını ise vahşi kapitalizmin kuruluş dönemi ideologlarından Thomas Hobbes’un tezlerine dayandırıyor…  Bellum omnium contra omnes; herkesin herkesle savaşı: Hobbes, kapitalist devletin varoluşunu böyle açıklıyor. Friedman, Suriye’de (herkesin herkes savaştırıldığı) iç savaşın kaçınılmaz olduğunu gösterip ABD’nin müdahalesinin (ebeliğinin) kaçınılmazlığını ispatlıyor. Malum hikâye… 12 Eylül faşizmi de “kardeş kavgasını sona erdirmek” için tezgâhlanmamış mıydı?

Tahrir Meydanı günlerinde, yani tam bir yıl önce, TC’nin Mısır’a model olacağı söyleniyordu. Şimdi Mısır TC’ye model oluyor. Suriye’deki Müslüman Kardeşlerin de hedeflediği istikbaldeki Halifelik devletinin merkezi Kahire… Ve TC böyle bir konfederal İslam devletinin doğumunda ABD ebesine yamaklık ediyor. Hepsi bu…

Suriye’de “medeniyet/demokrasi” diye diye Hobbes vari vahşi bir oryantalizm dayatılıyor. İyi de, demokrasi için işgal mubahsa, demokrasi için devrim niye mubah sayılmaz ki… Müslüman Kardeşlerin Suriye Özgürlük Ordusu’na “özgürlükçü” diyenlerin, PKK’ye “terörist” demeyenlere öfkelenmesini kim takar ki?

Ama bir dakika! “Ebe” deyince, emperyalizmin bu ideologu aslında sadece Hobbes’u değil Marx’ı da akla getirmiş oluyor… “Zor, yeni bir topluma gebe her eski toplumun ebesidir” demişti Marx, Das Kapital’de… Ve elbette Marx topluma dışsal olandan değil içsel olandan söz ediyordu.

Bu cümleyi bir aforizma olarak bellediğimizi iyi hatırlıyorum. “Aman, işi zora sokmayın, devrimi filan boş verin, muhalefetinizi suhuletle yapın” diyenlere karşı, yeni bir toplumun zulme karşı direnmeden, dişe diş mücadele etmeden, yani öyle kendiliğinden yaratılamayacağını anlatmak için tekrarlardık bu sözü… Çünkü hâkim sınıflar hiçbir zaman ezilen sınıflara, “Madem bizden memnun değilsiniz gelin alın iktidarı” demez ki… Tersine, şu gezegenin her yerinde ve ülkemizde de, bu talepleri zor kullanarak bastırır, yeni bir toplumun doğumunu önleyen cellâtlık misyonundan vazgeçemez. Yeni bir toplumun doğumu işte bu yüzden sancılı olur!

***

Burada PKK’nin son günlerdeki iki tavrı üzerinde durmadan olmaz. CHP milletvekili Hüseyin Aygün ile BDP milletvekilleri PKK ile sıcak temas halindeydiler. İki temasın da önemi yadsınamaz sonuçları ortaya çıktı.

Birinci olayda bir baktık, PKK “özgürlük hareketi” diliyle değil “devlet diliyle konuşmaya başlamıştı: “Gözaltına alınmıştır, gerekli idari ve hukuki işlemler tamamlanması sonucu serbest bırakılacaktır.” Sadece dili değil fiili de böyleydi...  Mevcut ceberut devlete karşı çıkmakla yetinmiyor bu kez “başka devlet, hasım devlet” gibi eylem yapıp siyaset güdüyordu. Demek ki mesela özerk Kürdistan’da CHP gibi muhalif partilere yer yoktu…  PKK, şu son Dersim “eylemiyle” doğmak üzere olan özgürlüğün canına cenin halindeyken kast etmiş sayılmaz mıydı? Özgürlüğe kürtaj!
Birkaç gün önce “muhalefet.org” sitesinde “Hüseyin Aygün Olayı Bize Ne Anlatıyor?” başlığıyla kapsamlı bir değerlendirme yer aldı. Önemli kısımlarını aktarayım:
“AKP’nin dış politikasının iflas ettiği, ülke içinde baskı ve zora dayalı bir rejim inşa ettiği bugünlerde daha fazla mücadele alanında ortaklıklar türetilmesi gerekirken birbirini hedef alan açıklama ve söylemlerin demokrasi mücadelesini baltaladığı görülmelidir. Devlet Dersim’i her biçimde parçalamak için uğraşırken, buna muhalefet eden kesimlerin aralarındaki siyasi ayrımların gerilim konusu olmasının ve genelleşmesinin önüne geçilmesi gerekir. … Kürtlere ve Alevilere dönük toplu saldırı vakalarının, linç girişimlerinin tekrar hortladığı bir dönemde emekçilik temelinde yan yanalık oluşturması gereken kesimlerin ayrıştırılması faşizme gülümseme olanağı tanımak dışında bir amaca hizmet etmeyecektir.
“Yanlış olduğu düşünülen siyasi tercihleri sola ait yöntemlerle eleştirmek yerine yok etmeye çalışmak Dersim’in değil, olsa olsa devletin işine gelebilir. Bunun bir düzey daha ilerisi olarak, kendisinden olmayan siyasetlerin devletle işbirliği içinde olduğunu iddia etmenin ve bu denli tahammülsüzlüğün içinde iyi niyet aramak olası değildir. En azından şu sorulabilir: Dersim’e karşı olan tahammülsüzlüğün bir kısmını da Diyarbakır’da düzenlenen şeriat mitingleri hak etmemekte midir?”

Olayın devamını biliyorsunuzdur. Bir yanda AKP’nin en harbi sözcüsü ve temsilcisi, enstrümanı olan Şamil Tayyar vardı. Öbür yandaysa Aygün, kullandığı dille barışçıl ve demokratik siyasetin önemine, diyaloga vurgu yaptı, dağdaki gençlerle empatinin zorunluluğuna dikkat çekti. Çok iyi yaptı. Helal olsun.

***

İkinci olayda, aralarında BDP milletvekillerinin olduğu ve HDK, ESP, EMEP, ÖDP yöneticilerinden de oluşan bir barış heyetinin PKK karşılaşması ise savaşın diğer bir yüzünü, tek kelimeyle insani yüzünü gösterdi! Savaş çığırtkanları haricinde herkesin mutlu olduğu bir karşılaşma…

Ama Başbakan Erdoğan, dün bayram namazından çıkar çıkmaz, “onların (BDP’nin) parlamentoya girme veya varlık sebebi bölücü terör örgütüne bağlıdır. Gördüğünüz gibi kardeşler olarak birbirlerine sarılabiliyorlar, öyle diyorlar. Bize düşen ‘bu ne muhabbet’ demektir” diye yansıttı bu konuşmayı.

Evet, bu, işte böyle bir muhabbettir!

Ve mesela son videolarını izlediğimiz bir çapulcu sürüsünün, teröristin (RTE’nin sevdiği vurguyla) daniskası olan Suriye Özgürlük Ordusu’na beslenen “muhabbet” duygusuyla algılanamaz. Nitekim Aysel Tuğluk “Biz o karşılaşmadan mutluyuz. En azından onları dinlemek, onların hangi koşullarda, nasıl bir mücadele verdikleri, bizim açımızdan anlamlıydı, önemliydi. O yüzden istedikleri kadar soruşturma ve ceza verebilirler" diye noktayı koydu.
PKK devlete karşı güç gösteri yapmış, yol kesmişler, kimlik kontrolü yapmışlar. Ve… Karşılaştıkları bu heyetle “müzakerede” bulunmuşlar. Buna ister muhabbet ister müzakere deyin… Lakin, PKK ile Devlet- MİT müzakere yapınca ayıp olmuyor da BDP yapınca mı oluyor! Beyaz başörtülü anneler kadın gerillayı öpüp koklayınca teröristle iş birliği mi yapmış oluyor?

Bakın Türk ulusalcıları arasındaki keskin kalemlerden birisi olan Fikret Bila bile en harbi tahlili yapabiliyor: “PKK’nın, Hüseyin Aygün’ün kaçırılması ve BDP konvoyunun önünün kesilmesi olayları da dâhil, Şemdinli’de neler olduğuna ilişkin resmi makamlarca doyurucu bir açıklama yapılmaması, terör örgütünün propagandasına yarıyor.”
Yani? PKK’nin propagandasının daniskasını bu haliyle AKP Devleti yapıyor.

***

Doğumu da ölümü engelleyemezsiniz. Doğumu engellemek istediğinizde artık size ebe demezler, katil derler. Bu gerçek elbette toplumlar bakımından da geçerli…

Kürt toplumu ile Suriye toplumu şimdi böyle bir kıyaslamanın tarihsel ve ibretlik unsurları.
Bu türden hikâyelerde ebe kim, katil kim çok önemli... Marx’ın yukarıdaki sözünü, hakkını vererek bellemek çok daha önemli…

Bu türden hikâyelerde katillerin uşak olması hiç şaşırtıcı olmaz. Mesela şu Hobbes vari yöntemiyle doğum yaptırayım diye insanlık cenine kürtaj yapan ABD emperyalizminin uşakları. İşte bunlar bayramlık ağızlarını her açışlarında “kan damlatıyor” yüreklerimize…

***

Peki tamam, şu bayram günü içinizi daha fazla karartmayayım; adına ister AKP’den mülhem AK mizah deyin ya da yine ondan mülhem KARA mizah, bayramınızı gülümseterek kutlamış olayım:
Yozgat Müftü yardımcısının yediği haltı okumuşsunuzdur. Kızları, eşleri düğünlerde oynayanlara “deyyus” demişti. Hakkında soruşturma açıldı. Hürriyet internet sitesi bunu “Deyyus’a soruşturma” diye verdi. Çok güzel! Ardından bu herifin “Deyyus” fetvasına Yozgat Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı dört ticaret kuruluşuyla birlikte basın açıklaması yaparak tepki gösterdi. Bu dört kuruluştan birisinin adı şöyle:
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği!

Madem hem sığır hem damızlık işine girmişsin, bari sen tepkini başka türlü gösterseydin be muhterem!

(Birgün)

[Bu yazı 1478 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™