Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler
14 Ağustos 2012, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

Sermayenin emek süreçlerini örgütleme biçimiyle, savaşın örgütlenme biçimi arasında bir paralellik kurmak mümkün mü? Öyle görünüyor. Savaşın özelleşmesi, yani özel orduların ortaya çıkışı, 1980’lerin neo-liberalizm dalgasına, özelleştirme tapınmacılığının zirvede olduğu bir döneme tekabül ediyor. Tıpkı polisle birlikte özel güvenlik şirketlerinin de iç güvenliği sağlar hale gelmesi gibi, emperyalist işgallerde ulusal ordularla birlikte özel orduların da devreye sokulması yeni bir olgu olarak kaydediliyor.

Ancak savaş sadece askeri şirketlere ihale edilmiyor, özelleştirilmiyor; bunun ötesinde tıpkı emek süreçlerine taşeronlaştırmanın damgasını vurması gibi, savaşın da taşeronlaştırılması yeni bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Afganistan ve Irak işgallerinin başarısızlığının ardından, Obama döneminin savaş stratejisi olarak görebileceğimiz bu uygulamaya “vekâleten savaş” adı veriliyor ama bir “taşeron savaşı”ndan, savaşın taşeronlaştırılmasından söz etmek daha açıklayıcı görünüyor.

Taşeron savaşında, büyük emperyalist güçler doğrudan bir işgale kalkışmıyor, savaşa doğrudan girmiyorlar. Emperyalizmin bölgedeki müttefikleri ve savaş ilan edilen ülkenin içerisindeki işbirlikçi güçler savaşın yükünü omuzluyor; lojistik destek, finansmanın sağlanması ve istihbarat faaliyetleri, emperyalist merkezlerin koordinasyonunda, müttefikler ve yerli işbirlikçilerce yerine getiriliyor. Emperyalist merkezler, gerekmesi durumunda, ellerindeki muazzam savaş makinesini devreye sokup, devrilmek istenen rejimin en stratejik noktalarına yoğun hava saldırıları düzenliyor ve çalışmaz hale getirdikleri devlet aygıtının halk nezdindeki meşruiyetini ortadan kaldırıyorlar. Bu operasyonlar aynı zamanda rejim karşıtı güçlerin askeri olarak elini güçlendiriyor ve sonuca daha kolay ulaşılmasını sağlıyor.

İlk kez Libya’da gördüğümüz bu stratejinin bir benzeri şimdi Suriye’de uygulanıyor: Savaşı ABD koordine ediyor, finansmanı petrol şeyhliklerinden, lojistiği Türkiye’den sağlanıyor. İstihbaratı ABD, İsrail, Türkiye, Arabistan ve Ürdün bir arada yürütüyor, Suriye içerisinde Özgür Suriye Ordusu askeri faaliyetlerini sürdürüyor; her taşerona, üstleneceği rol büyük patron tarafından dağıtılmış durumda ve her taşeron, üzerine düşen rolü canla başla yerine getirmeye çalışıyor.

Savaşı taşeronlaştıranların ve taşeron rolünü üstlenenlerin kimlikleri, aynı zamanda günümüz küresel güç mücadelelerini de yansıtıyor. Suriye bugün emperyalizmin bütün güçleriyle saldırdığı ve düşürmek istediği bir kale olma niteliğini taşıyor. Başını ABD’nin çektiği Atlantik ittifakı bölgesel ve yerel işbirlikçileriyle birlikte BAAS rejimini devirmek istiyor. ABD-AB-Türkiye-petrol şeyhlikleri-İsrail-Barzani-Müslüman Kardeşler ve Vahhabi-Selefi güçlerden müteşekkil bir büyük gerici koalisyon Suriye’ye karşı çok geniş kapsamlı bir savaş sürdürüyor. Emperyalizmin taşeron savaşının karşısında ise Suriye ile birlikte, Çin, Rusya ve İran yer alıyor. Irak’taki merkezi yönetimi ve Lübnan Hizbullah’ını da bu cepheye dâhil etmemiz gerekiyor.

Böylesi çok aktörlü bir savaşın, sadece yürütüldüğü ulusal sınırlar içerisinde kalması söz konusu olamıyor; savaş, savaşa dâhil olan herkesi, ama en çok savaşa coğrafi olarak en yakın olanlarla taşeronluğa en hevesli olanları etkiliyor. “Sınırın öte tarafı yanıyorsa bu tarafı da yanar” kuralı devreye giriyor ve Suriye Lübnan’laşırken Türkiye Suriye’ye benzemeye başlıyor. Nietzsche “uçuruma uzunca bir süre bakarsan, uçurum da sana bakmaya başlar” der; Türkiye Suriye uçurumuna baktıkça, Suriye uçurumu da Türkiye’ye daha çok bakıyor.

Sınır, geçirgenleşir ve öte tarafıyla bu tarafı giderek birbirine benzer bir hal alırken, Suriye ve Suriye üzerinden yaşanan küresel güç mücadelesi giderek Türkiye’yi anlamanın anahtarı haline geliyor. Artık Suriye ve Türkiye’yi ayrı ayrı konuşmak mümkün görünmüyor, iç ve dış politika ayrımı silikleşiyor.

İktidarın Kürtler ve Aleviler hakkında söylediklerini ve hem Kürtlere hem Alevilere yönelik- şimdilik-küçük çaplı provokasyon girişimlerini de bu bağlamda okumak gerekiyor. Kürt ve Alevi düşmanı milliyetçi-muhafazakâr histerinin ülke içi kaynakları her daim mevcut olmuşsa da, son zamanlardaki esas belirleyenin Suriye’nin Nusayriler tarafından yönetilmesi ve yine Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt öz yönetim bölgesinin ortaya çıkması olduğunu söyleyebiliyoruz. Esad ve PYD düşmanlığının birlikte ve birbiriyle ilişkilendirilerek yükseltildiği bir konjonktürde, Türkiye’de de Alevilerin ve Kürtlerin ortak düşman kategorisine yerleştirilmesinde şaşırtıcı bir yan bulunmuyor.

Ayrıca hem Aleviler hem de Kürtler, Türkiye’de de, Suriye’deki küresel mücadelede de Atlantik ittifakının içerisinde yer almıyorlar; her ikisini de Müslüman Kardeşler tarafından yönetilen Sünni-muhafazakâr devletler kuşağı projesine eklemlemek, bu projeye ikna etmek mümkün görünmüyor. Üstelik Kürt hareketinin silahlı kanadı, Suriye ve İran’la taktiksel bir ittifak bile kurmuş durumda. İşte tam da bu nedenle Şemdinli’de sadece devletle PKK savaşmıyor; küresel güç mücadelesinin yeni bir cephesi açılıyor.

Dolayısıyla, “AKP, Suriye meselesinde daha etkin bir rol oynamak istiyorsa Türkiye Kürtleriyle barışmalı” şeklindeki liberal tez hiçbir anlam ifade etmiyor. Hem Aleviler hem de Kürt hareketi, Suriye’de de Türkiye’de de tarihsel olarak Müslüman Kardeşler’e değil BAAS’a daha yakın duruyorlar; çünkü her ikisinin de, BAAS ideolojisinin de etkilendiği Kemalizmle çok derin bağları bulunuyor.

Bu bağların kökeninde 1960’lı yıllar Türkiye’sinde solun kendini Kemalizmle ilişkilendirerek var edebilmiş olması, Kemalizmi yeniden ve soldan icat etmesi bulunuyor. Hem Aleviler hem de Kürtler, sol-Kemalizmin bağımsızlıkçılık, aydınlanmacılık, kamuculuk, laiklik gibi değerlerini 60’lardan itibaren içselleştiriyorlar ve her iki kesimde de bu izler hala görülebiliyor. Tam da bu yüzden AKP’nin hegemonya projesine bu iki kesimi dâhil etmesi, onca çabaya rağmen söz konusu olamıyor.

Buradan hareketle söyleyebiliyoruz ki, hem gerici koalisyonun öncü gücü olarak Esad rejimini devirmeye çalışıp hem de Aleviler ve Kürtlerle bir uzlaşı tesis etmeye çalışmak eşyanın doğasına aykırı bir durum teşkil ediyor. Bu aykırılığın farkında olduğu için AKP’nin giderek daha da yoğunlaşan bir şekilde Alevileri ve Kürtleri dışlamasında ve onları politik düşman kategorisine oturtmasında şaşırtıcı bir yan bulunmuyor. Suriye’de düşman kimse, Türkiye’de de düşman o oluyor.

Taşeron savaşı Türkiye ile Suriye arasındaki sınırları ortadan kaldırır ve sahiden de Suriye’yi Türkiye’nin iç meselesi haline getirirken, Suriye hakkında alınan tutum aynı zamanda iç politikada alınacak tutumu da belirliyor. Bir sonraki yazıda, soldaki kimi örnekler üzerinden bu meseleyi tartışmaya devam edeceğiz.

(SolHaber)

[Bu yazı 1500 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™