Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Ölümle değil, imamla belalıyım!
25 Temmuz 2012, Nihat BEHRAM
, Nihat BEHRAM

Rüyamda ölmüşüm! Bu önemli değil. Ölümlü olduğunun bilincinde bir canlıyım, ölümle bir sorunum yok. Ama öldükten sonra yaşadıklarım karşısında dehşete kapıldım. İşin kötüsü uyanamıyorum da. İnsan rüyasında ölünce nasıl uyanır onu da bilmiyorum. Aklım başımda, olanları görüyor ve izliyorum. Doğrulup müdahale edemedikten sonra, akıl başta olsa neye yarar? Öldüğümle kalsam iyi! Kendi içimde çırpınıp duruyorum. Sesimi duyan yok!

Sonuçta kan ter içinde uyandım. Kızım, “Baba neyin var? Ne bağırıyorsun!” dedi. “Ben ölü müyüm sağ mıyım?” diye sordum. Şaşkınlaştı. “Korkma, dedim, rüyamda öldüğümü gördüm, ama bu önemli değil, öldükten sonra yaşadıklarım karşısında dehşete düştüm! Bir an önce konuşmalıyız, vasiyetim hakkında!” Bu kez kızım sinirle, “Delirdin mi? Sabah sabah moralimi bozmak zorunda mısın?” diye sözümü kesti. Anası içerden, “Ne oluyor?” diye seslendi. Kızım, “Babam öldüğünü söyleyip, vasiyetten söz ediyor!” diye yanıtladı. Anası, “Uyanıkken kavga edecek birini bulamayınca uykusunda kendiyle kavga etmiştir!” diye söylendi. Çaresiz sustum! Sustum ama, içimdeki dehşet susmakla dinecek cinsten değildi.

Aynı gün derdimi arkadaşlarıma açmayı denedim. “Rüyamda ölmüşüm!” diye başlamıştım ki, daha sözümü tamamlayamadan, onlar da, ağız birliği etmiş gibi, “Abi bu işin şakası bile iyi değil, durduk yerde günümüzü bok etme!” diye söylendiler.

Konuşunca beni kimse ciddiye almadığından, yine her zamanki gibi yazmaktan başka çarem kalmadı! Sanki o bir işe yarıyor? Olsun, yine de “söz uçar, yazı kalır” diye bir avuntusu var!

Kısacası: uykuda da olsa, ölümü yaşadım. Ölümü değil ama öldükten sonra yaşadıklarımı keşke yaşamaz olaydım. Yaşadıklarım karşısında öyle bunaldım ki, eğer "ölüm içinde ölüm", yani yaşamın tümden durduğu ikinci bir ölüm olsa anında dalacağım. Sormadım değil, sordum, “Ölümden öte köy yok!” dediler. Zaten, cehennemde olduğumu o zaman anladım!

Bir ara tanıdık bir ses duydum. Baktım Mihri Belli. Beni yanına çağırıyor. Gittim. Daha o bir şey söylemeden, “Mihri Abi, bağırsam bile beni duyan yok, ne yapacağımı şaşırdım!” dedim. Mihri Abi, “Oğlum, dedi, canlılar ölüleri duymaz, nefesini yorma. Ayrıca yaşadıklarını da büyütme; her şey halkına yaraşır şekilde olmalı, doğru olan budur!”

Mihri Abi’nin beni duymasına çok sevindim. Sağırlığın canlılara özgü olduğunu biliyordum, fakat, ölülerin birbirini duyduklarını bilmiyordum, böylece onu da öğrenmiş oldum.

İlkin sevindim, sonra birden kendime geldim. Ben daha, “Ama Mihri Abi,” diye başlamıştım ki, o, her zaman olduğu gibi, itiraz edeceğimi sezip, azarlayan bir tonla, “Dünyadaki dik kafalılığını bırak, beni hiç olmazsa burada ve bu konuda dinle, peşimden gel!” dedi. Ben, “Mihri Abi seni çok severim, ama bazı konulardaki görüşlerin aklıma yatmıyor, bu konuda da peşine takılmam, hele ki camiye falan girmem mümkün değil!” diyecektim ki, o yine, engin sezgisiyle ne diyeceğimi anlayıp, döndü gitti.

Onun, “Halkım gibi gömülmek, uğurlanmak isterim” duygusu, yaşarken de aklıma yatmamıştı. Karakterim gereği, beni ‘halkın nasıl olduğu’ değil, ‘nasıl olması gerektiği’ ilgilendirdiğinden, halkın her hâlini önemsemek bir yana, bazı hâlleri delirme nedenimdir!. Her ‘halk hâli’nin peşine takılacak değilim! Çoğu zaten halk hâli mi, ahali hâli mi, bu da ayrı konu! İmamı Başbakan yapıp hayatı bu hale düşüren de ‘halk hâli’ değil mi? Onlar gibi gömülmek isteği olur da onlar gibi oy verme isteği niye olmasın? Birbirinin ikizi! Tek farkı, birinde imam duasıyla ölünce gömülmek var, diğerinde Başimam belasıyla canlı canlı!

Peki, nikahın günahı ne? Oldu olacak onu da imam’a kıydır! Halk öyle evlenmiyor mu? Doğum duası, sünnet duası, rahmet duası, kısmet duası, seçim duası, geçim duası, nikah duası, ölüm duası, say ki say! Kala kala cinnet duası kaldı!

Ayrıca: yaşarken Süryani, Alevi, Yezidi, Musevi diye ayrımcılık yapmayıp, ölünce halk konusunda Sünni’den yana seçim yapmak ayıp olmaz mı? Onu bunu bilmem: komünist gibi yaşayan komünist gibi ölmeli. Cehennemse cehennem! Cehennemin sahisi faşizm değil mi? Sanki yabancısı mıyım! Yaşarken girmediğim camide cesedimin işi ne? Gerçi, ‘ibadet mekanı’ gibi bir duygum olmasa da, tarihsel ve kültürel derinlik taşıyan camilere sempatim vardı. Onu da yobazlık körüğü Başimam’ın AKP’si bitirdi! Yobazlardan kurtuluncaya dek, açıkçası en kralının önünde bile övgümü iliklemem.

Bir insanı yitirmenin acısını illâ ki ‘dini tören’le mi soslamalı? Ölüm dedikleri makarna türü bir şey mi? Tabi ki törenin anlamı derin. Tabi ki sevdiğini yitirmenin acısı insanın içinde yankılanır. Tabi ki ölülerini anması insanlık töresidir. İnsanîdir ve duygusu insanlıkla yaşıttır. Ama o ‘insanî töre’yi illâ ki dinle soslayıp ‘dini tören’e çevirmek mi gerekli? Kim koymuş bu kuralı? Koyanın yaşı kaç? Din dediğin kaç yaşında? Peki, ölüm acısını yürekle tartan insanlığın yaşından imamın haberi var mı? Cenazene imamı çağırmadan, sağlığında kendine bir sor: İnsan köklü yürekle mi uğurlanmak istersin, dua saplı kürekle mi gömülmek!

Tamam: inancı olana inancı doğrultusunda dini tören yapsınlar; yasakçısı, saygısızı değilim; benim inancım, hayatın ve varlığımın nedeni olan suya, toprağa, havaya; arıya, zeytine, nara; şiire, evrime, bilime, devrime... Kısacası: cami avlusunda duayla musalla taşına yatırılmayı, hayatla bilendiğim günlerime ihanet sayarım. Bu kadar açık! Ben bu canı borç aldıysam yerdeki bilinenden borç aldım, neden gidip kendini gökteki bilinmezin elçisi diye sunan imama ödeyeyim? Hani, ırmağa, arıya, buğdaya, ateşe, taşlığa öderim. Boşluğa değil!

Evrim bilincindeki birine dini tören! Yok artık, daha neler? Bu konuda fikrini söylemeyen, öldükten sonra, ‘sözünü dövmeyen dizini döver’ diye diz dövmüş, neye yarar? Bana da öyle oldu. Öldüğüm an gördüm ki, dünyalılar sesime sağır. Yaşadığım dehşet bunun eseri. Oysa, ‘en rahat ölüm uykudaki’ diye bilinir. Onu gel bana sor! Uykuda ölümü yaşamış biri olarak!

Öldüğüm gün baktım arkadaşlarım koşturuyor. Her birinin elinde telefonu. Kimi uçak bileti soruyor, kimi biraderleri arıyor, kimi resmi makamları. Onları duyuyorum, ama beni duyan yok ki dinleyen olsun. Sesimi duyan olsa, “Hastahanede bırakın! Bedenimin üstünde karar hakkım var. Kendimi öğrencilere adıyorum. Onlara deney, ders malzemesi olayım. Kalanımı yaksınlar!” diye derdimi anlatacağım. Zaten, yaşarken aklıma gelen başıma gelmiş: gurbette zırtlamışım! Belki bu nedenden ötürü kalbim gurbette kalsın istemem. Zaten bağrımın en yanık yanı. Sılada bir ırmağın koynunda aksın! Yaşarken de başımın belasıydı. Demek ki kalbin huyu ölsen de değişmiyor! Ne söz dinletebildim, ne aklın faydası oldu!

Bu düş ve düşüncelerim, sese dönüp duyulmadıkları için artık boşunaydı! Yaşamda sese dönmemişler ki, ölümde dönebilsinler! Bir de baktım, tabutun içinde ve günahlarımın hesabı sorulur gibi cami avlusunda musalla taşındayım! Hem de Başimam’ın çakma Mimar Sinan Camisi! Sesimi duyuramayışım yetmezmiş gibi, elim kolum da bağlı. “Beni imamın, küfür eder gibi, ezberinden üflediği duayla küflemeyin! İmam bilime, eğitime bağışlanmayı ya da yakılmayı ister mi ki, ben imamla uğurlanayım?” diye boşuna çırpınıyorum. Tabutumda!

Gerçi caminin avlusunda gerçekten çok sevdiğim dostlarım da var ama bir takım zerzevat da orada! “Son görev”leri için! İkide bir saatlerine bakarak bekliyorlar! ‘Son görev’miş! Sondan önceki görevlerini yapanın içi zaten rahattır. Gelse de olur gelmese de! Onu yapmayan ‘son görev’i yapsa ne yazar, yapmasa ne?

Derken İmam camiden çıkıp geldi. Bıyığı Başimam’ınkiyle aynı. Tahta fırçası gibi! Hatta bir ara Başimam sandım! Bunların hepsi birbirinin aynısı! Ardında, şalvarlı takkeli avenesi! Dehşetim iyice tepelendi! Şaşkınlığından belli ki, İmam, neyin nesi olduğumdan haberdar! İçinden, ‘ateiste namaz kıldırmanın günahını’ tarta tarta soruyor: “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Dostlarım sessiz, ama zerzevat yüksek sesle “İyi!” diyor. Tabutun içinden, “Sana ne beni nasıl bildiklerinden?” diye bağırsam da duyanım yok! Sanki ecelimle ölmemişim de ‘taşlanarak öldürülme’ merasimindeyim! Arkadaşlarım, “Ateistin burada işi ne? Ruhu azap çekiyordur!” diye düşünseler de yüksek sesle söyleyemedikleri için, çaresiz, sessizce azabımı üleşiyorlar!
İmam, yine içinden ‘Tabuttaki cenaze domuz soyundanmış! Canı cehenneme!’ diye geçirip, dışından, “Merhuma hakkınızı helal ediyor usunuz?” diye soruyor. Avenesi ve zerzevat kesim “Helal olsun!” diye geveleniyor. Ne İmam, benim, “Sahtekâr!” diye hırlandığımı duyuyor, ne zerzevat kesim, “Hangi hakkınız geçmiş lan bana?” diye köpürdüğümü!

Derken tabutumu omuzladılar, mezarlık yoluna düştük. Sen ömrünce kimsenin sırtına yük olmamaya çalış, ölünce gel bu hale düş! Bir arkadaşım, elindeki gazeteyi diğerine gösterip, “Şu itoğlu itlere bak!” diyor. “Ateiste dini tören caiz değil!” diye yazmışlar. “Doğru yazmışlar! Sen de burada harcadığın vakti, o itoğlu itlerin düzeniyle mücadeleye bağışlasaydın! Camiye geleceğine direnişlerden birine katılsaydın, tutuklu gençlere gitseydin!” diye bağırıyorum, ama sesim vurulmuş kuş misali, acısını canlının duymadığı türden!

Derken, mezarımın başına vardık! Baktım ki başka çare yok, anılara daldım: Sıkıyönetimde sokağa çıkma yasağı ilan edilen o büyük aramaların birinde, böyle bir mezarlık çukurunda saklanıp sağ kalmayı planlamıştık. Laz Atasözü’nden ilhamla “Sudan çıkan balık ateşten korkmaz!” diyerek, geceyi geçireceğimiz bir mezar aranmıştık. Kadere bak, o canlı halimde bu kadar ürpermemiştim. Ölü halimle kendi mezarımın başında daha çok ürperiyorum! Üstelik, ‘ölürsem cesedim bir işe yaramalı’ türünden kurduğum düşler de şu çukurda çürüyüp gidecek. Hadi midem, bağırsağım değil ama, hiç olmazsa çene kemiğim bir işe yarasaydı! Çene kemiği diyip geçmem! Benim için önemlidir. Küçük biraderim dişçilikte okurken, derslerinin gereği, deney yapacağı diş ve çene kemiğini falan, satın almaya babamızın memur bütçesi yetmediğinden, ‘günahkârlığı’ göze alıp, gider köstebek gibi mezarlıklarda eşelenirdi! O zamandan aklıma koymuştum, ölünce çene kemiklerimi tıp öğrencilerine bırakacağım diye! Aynı mezarlıkta, yobazlar anamızın mezar taşını parçaladılar. Bu kez ‘günahkârlık’ nedeni, büyük biraderin, anamızın mezar taşına ‘dua’ yerine yazdığı bir şiiri kazdırma tutkusuydu! Neyse ki, ortanca birader ceza hukukçusu da, gitti mezarlık görevlisinin yakasına yapıştı!

Ben böyle, ölü halimle, anıların doruğunda dolanırken, küt diye çukurun dibine indirip, toprak atmaya başladılar! O sıra bir arkadaşımın sesini duydum. “Taşına ne yazdırsak?” diye sorup, yine kendi yanıtladı: “Bir ölür bin doğarız!” Diğeri, “Yazdırsak da kırarlar!” diye söylendi. Son gücümle başladım bağırmaya: “Bir ölüp bin doğmamı istiyorsanız, benim mezar taşıma ne yazdıracağınızı değil, gidip devrimci mücadeleye kimi yazdıracağınızı düşünün!”

Bu benim ‘ölüm yaşamım’daki son bağırışımdı! Çünkü o an uyandım. Kızımın, “Baba neyin var? Niye öyle bağırdın?” diye sorması, tekrar hayata dönüşümün kanıtıydı. Çünkü sesimi duymuştu! Duyulduğuma göre, demek ki ölü değildim. Hazır sağken, yazayım dedim!

Neme lâzım!

(Temmuz 2012)

(SolHaber)

[Bu yazı 2334 kez okundu]
Nihat BEHRAM

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [186]
[4 Mart 2016] Yurt Gazetesi patronunun hali tam bir 'Yavuz hırsız' misali.... ... [4 Ekim 2015] Doğu Perinçek'in 'vatan' anlayışı... ... [12 Mart 2015] Yobazlığı Karacaoğlan'la süpürmek! ... [20 Şubat 2015] Diren, ulaşırsın! ... [5 Ocak 2015] Giden yıla lânet, gelen yıla umut tazelemesi ... [24 Kasım 2014] Türbanın zulası ... [16 Nisan 2014] Ayrılığa dipnot ... [13 Nisan 2014] 30 Mart'ın 'artçı sarsıntıları' ... [9 Nisan 2014] Umut hırsızlığı ... [6 Nisan 2014] Faşizmin 'tamiri' olmaz, yıkımı gerekir! ... [2 Nisan 2014] Ülkenin 'zulüm sever' ahalisi ... [30 Mart 2014] Kızıldere'yi Anarken / Katil kim? ... [27 Mart 2014] Ne zengin memleketmiş! ... [19 Mart 2014] 'Guinness Rekorları'ndaki Eksiklerimiz ... [16 Mart 2014] Bari sus be adam! ... [12 Mart 2014] Faşizm, Sokak, Sandık ... [9 Mart 2014] Sanatçının Topluma Namus Borcu ... [5 Mart 2014] Sol Yelpaze ... [2 Mart 2014] Dindar mı, Sahtekâr mı? ... [26 Şubat 2014] AKP'nin Sanat ve Kültürü 'Kutulama' Hesabı: TÜSAK ... [19 Şubat 2014] Tutsaklığı Özgürlük Şarkılarıyla Göğüsleyenler ... [12 Şubat 2014] Omuz ver, Çamlıca Tepesi'ni kurtaralım! ... [9 Şubat 2014] Toplumda Hafıza Kaybının Kürekçileri ... [5 Şubat 2014] Yerel Seçimler ve Sol Cephe ... [3 Şubat 2014] Yasak Çiğneme Zamanı ... [29 Ocak 2014] Arsızlığın Bir Türü: 'Liberal Yanılmazlık' ... [27 Ocak 2014] İnsan mı, Hangi İnsan? ... [22 Ocak 2014] Solda cepheleşmek devrimcilerin acil ve tarihi görevidir ... [19 Ocak 2014] Herkesin Şeytanı Kendine ... [15 Ocak 2014] Olasılık - Kesinlik ... [12 Ocak 2014] Özgürlüğün 'Anlamsızlık' Boyutu! ... [8 Ocak 2014] 'Taylan Tanay'ların kollarındaki zincir ... [5 Ocak 2014] Geçen Yılın 'En'lerinden, Yeni Yılın 'Yön'lerine. ... [3 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [2 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [29 Aralık 2013] Yalaka ölçer ... [25 Aralık 2013] Şimdilik 'cin' çarptı, sırada 'halay çarpması' var! ... [22 Aralık 2013] Hayatın aynasında: 'Ya Tayyip... Men dakka dukka!' ... [18 Aralık 2013] Sol Cephe' duyarlılığı, 'Haziran İsyanı'nın çiçeğidir ... [15 Aralık 2013] Mülkümü sordular, 'Yurdum' dedim! ... [12 Aralık 2013] 'Başbakan'ın suç işleme özgürlüğü mü var? ... [8 Aralık 2013] 'Allah'ı alet etmedikleri konu kalmadı! ... [4 Aralık 2013] Sedat Selim Ay 'işkenceci' değilmiş! ... [2 Aralık 2013] İğrençsiniz! ... [28 Kasım 2013] Yöneticiden utanç duymak ... [24 Kasım 2013] Felâket senaryosu, komplo teorisi, suni gündem ... [13 Kasım 2013] İkili Oynamak ... [6 Kasım 2013] Türkiye Solunun 'Yurtseverlik' Sınavı ... [30 Ekim 2013] 'Hukuk Komedisi' değil, 'Hukuk Cinayeti' ... [27 Ekim 2013] Zindan Mektuplarından Kıvılcımlar ... [23 Ekim 2013] Pişkinlik ... [16 Ekim 2013] 'AK Terfi' dedikleri bu olmalı!.. ... [13 Ekim 2013] "Bu ülke hepimizin" diyene bak! ... [9 Ekim 2013] AK Hacılar Dönemi'nin popüler seviye simgeleri ... [2 Ekim 2013] Kendi kendini sansür, onura kelepçedir ... [29 Eylül 2013] Yobazlığın 'Ahmet Hakan'cası! ... [22 Eylül 2013] Derin' Devlete 'Derin' Hizmet! ... [18 Eylül 2013] Siyaset siyaset olarak kalmalıdır, din din olarak ... [15 Eylül 2013] Acil görev 'Yurtsever Halk Cephesi'ni oluşturmaktır ... [11 Eylül 2013] Savaş çalgısına barış akordu ... [9 Eylül 2013] AKP'den beklentinin Kürt siyasetçilerde doğurduğu zikzaklar ... [4 Eylül 2013] Alçaklık ve seviyesizliğin dibinde olmak ... [1 Eylül 2013] AK Vampirler ... [28 Ağustos 2013] Ölümcül hastaları zindanda zincirlemek insanlık mı? ... [25 Ağustos 2013] Merdan Yanardağ'a mektup ... [21 Ağustos 2013] Şiir kir tutar mı? ... [11 Ağustos 2013] Hayatın da bir yargısı var! ... [31 Temmuz 2013] AKP'nin darbe karşıtlığı da sahte! ... [29 Temmuz 2013] "Simit sat onurunla yaşa!" ... [24 Temmuz 2013] 'İktidar gasbı'nın 'darbe'den farkı ne? ... [17 Temmuz 2013] Affın sınırı ne? ... [10 Temmuz 2013] Acı çeşitlemesi ... [8 Temmuz 2013] Vergiyi haram etme hakkı ... [30 Haziran 2013] Altan Tan denen şu şeriatçı yobaza bak! ... [27 Haziran 2013] Yurdun pazarlamacısı ve halk gerçekliği ... [24 Haziran 2013] Gül'ün yorumuna gel de gülme! ... [19 Haziran 2013] Faşist barbarlığın mazereti mi olurmuş! ... [12 Haziran 2013] Zalimlerden zulümlerinin hesabı bir bir sorulacak ... [9 Haziran 2013] Diktatör ve piyonları ... [5 Haziran 2013] Dinci faşist diktacılar defolup gidecektir ... [26 Mayıs 2013] Ülkeyi haramilerden kurtarmak için Yurtsever Halk Cephesi ... [6 Mayıs 2013] DENİZLER korkutmaya devam ediyor! ... [24 Nisan 2013] 'Açılım'ın kapısı ... [17 Nisan 2013] "İleri demokrat"lık virüsü ... [10 Nisan 2013] Neruda'nın kemikleri ... [27 Mart 2013] Toplumsal aptallaşma ... [18 Mart 2013] Sanatçı saflaşması ... [10 Mart 2013] Kalemini de al git! ... [6 Mart 2013] Cinayet, cinnet çağı! ... [3 Mart 2013] Zehrin besin değeri! ... [27 Şubat 2013] Ektiğini biçersin ... [25 Şubat 2013] Faşizmin "zaman ayarlı" operasyonları ... [21 Şubat 2013] Hasta ziyaretine cenaze levazımatıyla gitmek ... [17 Şubat 2013] Aydın olmanın mayası ... [14 Şubat 2013] Yurt'un "Gökçek'e Çakma Ödül" öfkesi ... [10 Şubat 2013] Yalanın İktidarı ... [6 Şubat 2013] Halk düşmanlığı: "Kültür Operasyonları" ... [27 Ocak 2013] "Entelektüel" Yobazlar ... [23 Ocak 2013] Ülke zindan, bunlar zindancıbaşı! ... [20 Ocak 2013] Faşizmin köpürüşü! ... [9 Ocak 2013] Hocaefendi'nin 'Şair, Şiir Hutbesi' ve Necip Fazıl ... [6 Ocak 2013] Büyük Buluşma, Levent Kırca ve küçük adamlar ... [2 Ocak 2013] Yunus'un, Kaygusuz'un yanında Padişah neyin nesi? ... [31 Aralık 2012] "Keşke"li yeni yıl dilekleri ... [27 Aralık 2012] Suça iştirak ... [24 Aralık 2012] "Karanlık Zamanlarda" ... [9 Aralık 2012] "Sesimiz sesinizle buluşsun!" ... [27 Kasım 2012] Yoksa Aleviler 'korkunun ecele faydası'na mı inanıyor? ... [15 Kasım 2012] Hainler Sıralaması ... [12 Kasım 2012] Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun darbe yerleştirme misyonu! ... [7 Kasım 2012] Bir yanda canlarını dişleyerek direnenler, bir yanda 'Hak katı'nın Çöpçübaşı ... [4 Kasım 2012] Kılıçdaroğlu ne söylediğini biliyor mu? ... [28 Ekim 2012] Cumhuriyet mi kalmış ki 'bayramı' olsun? ... [22 Ekim 2012] Sosyalistlerin Meclisi 'Toplantı Bildirgesi'ni okurken ... [17 Ekim 2012] MHP: İktidarın emniyet sibobu! ... [16 Ekim 2012] Bir bu eksikti: 'Çocuk tecavüzcüsü'ne 'şehit'lik! ... [12 Ekim 2012] Kavramlara 'yeni anlamlar' yüklenirken ... [8 Ekim 2012] Başbakan'ın "Yavuz" iştahı ve Aleviler ... [3 Ekim 2012] "Ulemâ-yı bâtın" uluması! ... [30 Eylül 2012] Bu da 'İleri Demokrasi'nin cenaze gaspı! ... [26 Eylül 2012] 'Adalet' buysa, 'adaletsizlik' acaba ne? ... [24 Eylül 2012] 'Kelleci Santrafor'un 'Refleksiz Kaleci'si ... [19 Eylül 2012] Eleştiriye tahammülsüz Polis yasa tanır mı? ... [17 Eylül 2012] Halkın polisi mi, hükümet milisi mi? ... [11 Eylül 2012] Yoksa çete reisi ben miyim? ... [5 Eylül 2012] İnsanın varlık nedenine saldırı ... [29 Ağustos 2012] Başbakan'ın Arkadaşları ... [23 Ağustos 2012] İmamın cetveli! ... [8 Ağustos 2012] Olmayan şeyi tanımak! ... [1 Ağustos 2012] "Zihinsel şiddete uğramak!" ve Prof. Büşra Ersanlı ... [29 Temmuz 2012] "Gelmiş geçmiş en demokratik hükümet" miş! ... [18 Temmuz 2012] Cezaevlerine duyarsızlık ... [15 Temmuz 2012] Başınıza Mor Gabriel Manastırı kadar taş düşsün! ... [12 Temmuz 2012] Gel de anla! ... [8 Temmuz 2012] Aydın kavramı ve boşa edilen küfür ... [2 Temmuz 2012] Yangını söndürecek güç ... [27 Haziran 2012] Suç ve ceza ... [24 Haziran 2012] "Demokratik" Faşizm ... [20 Haziran 2012] Edip Akbayram'la "Mayıs" ta kucaklaşmak ... [13 Haziran 2012] Umut Odakları ... [13 Haziran 2012] Bu ne hâl Adalet Hanım? ... [6 Haziran 2012] BDP mi kalleş, AKP mi? ... [30 Mayıs 2012] "HES" diye hırlayanı "Höst!" diye hoştlamalı! ... [23 Mayıs 2012] Savaş kışkırtıcılığı, barış militanlığı ... [14 Mayıs 2012] Cüreti cehaletten mi azametten mi? ... [10 Mayıs 2012] Alçaklığın bu derecesi kan dondurur! ... [8 Mayıs 2012] 12 Eylül Darbesi'nin 'COO'su kim, 'CEO'su kim? ... [2 Mayıs 2012] Bulandırılmış muhalif kimlik ... [26 Nisan 2012] Eyvah, Kültür Bakanı yine 'sahne'de! ... [18 Nisan 2012] El insaf Ahmet Altan! ... [4 Nisan 2012] Yaşasın hayat! ... [1 Nisan 2012] AKP'nin Prof. Dr. 'Hoca'ları ... [22 Mart 2012] Sahtekârlık sınırsız ... [19 Mart 2012] "Ilımlı İslam" yumurtasının "Uyumlu İslam" civcivi ... [15 Mart 2012] Sonunda AKP bize terörü sevdirecek! ... [12 Mart 2012] "Kürt Açılımı"ndan rekor çıktı! ... [10 Mart 2012] Zor günler ... [7 Mart 2012] Ya 'devrimci örgüte üye'lik, ya 'sürgit güve'lik ... [4 Mart 2012] İktidar yandaşı muhalefet ... [29 Şubat 2012] "Terörün arka bahçesi"nde olmak ... [22 Şubat 2012] Haber ve görüntü dili ... [19 Şubat 2012] Arap Buharı ... [12 Şubat 2012] Düşüş... ... [8 Şubat 2012] Halk düşmanları halkların kardeşliğine hizmet eder mi? ... [8 Şubat 2012] Kendi Coğrafyası Kendine Zindan, Halkının Sesi Bir Ozan: Mahmud Derviş ... [25 Ocak 2012] Bu gün acımasızlığım tuttu! ... [17 Ocak 2012] "Gurur" gurultusu ... [11 Ocak 2012] 'Şiirden anlamam!' sözünün anlamını anlayan var mı? ... [28 Aralık 2011] Dersim'i Unutma ... [14 Aralık 2011] Köklerden kopukluk 'vazo kültürü'dür! ... [30 Kasım 2011] Seni.... CHE ... [2 Kasım 2011] Acı Sargısı ... [19 Ekim 2011] Örgütsüz aydının örgütlenme çağrısı! ... [5 Ekim 2011] Bunlar kendilerini ne sanıyor? ... [21 Eylül 2011] İnsan hâlleri, insani hâller ... [7 Eylül 2011] Hayata Düşmanlık Yelpazesi ... [24 Ağustos 2011] Yobazlık jandarması Ramazan magandaları ... [10 Ağustos 2011] Sistemin Kirletme ve Körletme Aygıtı ... [28 Temmuz 2011] Sonuçta bu işi kim çözecek, uzaylılar mı? ... [13 Temmuz 2011] Ölüm de çiçek açar... Ve ölümsüzlük o çiçeğin balıdır ... [29 Haziran 2011] "Şu 500 bin meselesi..!" ... [15 Haziran 2011] Sarıdır, ama sararmamıştır... ... [1 Haziran 2011] Düzenin batağında barajı aşmak mı, ırmak yatağında selleşip taşmak mı? ... [19 Mayıs 2011] "Davutoğlu'nun Mevlâna Çıkışı"na Giriş! ... [4 Mayıs 2011] İmamın domuzu ... [7 Nisan 2010] Bataklıklı Yolda Tepeye Doğru Yürürken ...
Nihat BEHRAM
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™