Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Geçmiş olsun!
20 Temmuz 2012, Güngör MENGİ
, Güngör MENGİ

Bağımsızlığını yitirmiş yargıdan şikâyetleri doğrulamaya Deniz Feneri macerası yeter de artar...

Bildiğiniz gibi Almanya’da yüzyılın merhamet dolandırıcılığı olarak adlandırılan Deniz Feneri Derneği e.V davası Frankfurt mahkemesinde görülmüş, maşa durumundaki sanıkların itiraflarından yola çıkan mahkeme asıl suçluların Türkiye’de olduklarını bildirerek görevini tamamlamıştı.

Ama suçlananlar iktidara yakın kişiler olduğu için buradaki soruşturma ağır aksak yürütülmüş, Alman mahkemesindeki deliller ancak kamuoyu baskısı sayesinde Türkiye’ye getirilmişti.

Üç yıllık oyalama ardından görevlendirilen savcıların işlerini ciddi tutmaları ve önemli bulgulara ulaşmaları sonlarını hazırladı.

Türkiye’de suç işlemek amacıyla bir araya geldikleri iddia edilen Deniz Feneri sanıkları bugün kuşlar gibi hür ama üç savcı 11 yıla kadar hapis istemi ile yargılanıyorlar.

Öte yanda yeni savcının yazdığı iddianame, azledilen üç savcının eski RTÜK Başkanı Zahid Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da aralarında olduğu sanıklar hakkında ortaya attığı “çıkar amaçlı örgüt kurmak ve dolandırıcılık” suçlamasını ortadan kaldırdı.

Ve bu suçlardan takipsizlik kararı oluşturdu.

Binlerce mağduru olan Deniz Feneri’nin sadece iki şikâyetçisi var. Çünkü korku dağları bekliyor.

Onlar adına avukatları, Ankara Başsavcılığı’nın takipsizlik kararına itiraz etti. Şimdi Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu talebi reddettiğini öğreniyoruz.

Ağır Ceza Mahkemesi’nin örgüt ve dolandırıcılık suçu bulunmadığını kabul eden kararı sayesinde olay kapanma sürecine girmiştir.

Artık 308 klasörden oluşan bu dava, yargı labirentlerinde kaybolacak, unutulacaktır.

Yargı yapılanmasını baştan aşağı değiştiren referandumun yarattığı bir hokus pokus oyunu izliyoruz.

Eserde referanduma “Yetmez ama Evet” diye gidenlerin çabaları önemli yer tutuyor.

Duruma bakıp “adalet yerini buldu” diyorlarsa ne mutlu onlara. Ama diyemiyorlar da vicdanları kanıyorsa... Geçmiş olsun. “Yeter artık” diye avaz avaz bağırsalar da günahlarını affettiremezler artık!
 

 

***



TÜBİTAK İnfaz Kurumu

Üçüncü Yargı Paketi sözde infaz gibi kullanılan tutukluluk ayıbına son verecekti.

Mahkemeler alışkanlıklarından kurtulamıyorlar.

Odatv davasında mahkeme sanıkların tahliye taleplerini reddetti. Ve TÜBİTAK’tan beklenen bilirkişi raporunun gelmemesini gerekçe gösterdi.

Mahkemenin derdi, elektronik ortamda virüsle yaratılmış sahte delillerin var olup olmadığını anlamaksa bu imkân mevcut.

Çünkü Yıldız Teknik Üniversitesi’nin sanıkları doğrulayan bilirkişi raporu mahkemenin önündedir.

Ama hayır; bu saygın üniversitenin tanıklığı kabul edilmiyor, üç ayda hazırlamak zorunda olduğu raporu dört aydır mahkemeye göndermeyen TÜBİTAK’ın cevabı bekleniyor.

Yıldız Üniversitesi’nin iftiraya uğradıklarını söylediği insanlar TÜBİTAK’ın insafa gelmesini zindanda bekliyor!

 

(GazeteVatan)

[Bu yazı 1531 kez okundu]