Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Alevi'ye Düşman, Katille Dost
16 Temmuz 2012, Akın OLGUN
, Akın OLGUN

Devletin üst katında açılımlar adı altında yürütülen politikaların nasıl bir bir iflas ettiğine tanıklık ediyoruz. Karşılığı olmayan ucu acık söylemlerden yaratılan bu ortam, iktidarı elinde tutanların ağızlarından çıkardıkları kabarcıklar olarak kaldı ve kalmaya devam ediyor. Ağzı açık açılımların içine düşen birçok kitle örgütü ise içine düşürüldükleri tablodan kendisini sıyırmaya, zaten inanmamıştık tadında bir söylemle durumlarını kotarmaya çalışıyorlar.

 
“Yetmez ama evet” çılgınlığı etrafında ahmaklaşan, sersemleşen öngörüsüzlük hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendisini iktidara teslim ederek onu güçlendirmiş ve muhalefetsiz bir Türkiye yaratılmasına sebep olmuştur.
 
Artık çok seslilik yoktur.
 
“Alevi açılımı” muhabbetlerinden bugün gelinen noktanın inkâr ve aşağılama olması boşuna değildir. Bu durumu yaratanlar biraz da Alevi örgütleri ve “önder”leri olmuştur. İktidarın abdestini tazelemekten başka bir işe yaramamıştır çalıştayları… 
 
Cemil Çiçek’in diyanetten aldığı fetva ile cem evlerini din dışı ilan etmesine bu nedenle şaşıracak bir şey yoktur.  Başbakan bunu defalarca söylemiş ve mitinglerde Aleviliği yuhalatmakta hiçbir beis görmemiştir. Bunu yapabilme gücünü nereden ve nasıl aldığıdır mesele.
 
Anadolu Aleviliğinin gelenekçi İslam anlayışında açtığı delik onu rahatsız etmekte ve sürekli olarak “iç tehdit” algısı içinde konuşarak, itaat zincirine katılmayan bu kesimi  “din düşmanı, zındık” ayarında diline dolamaktadır.
 
 Kürtleri Zerdüştlük üzerinden ve “Öcalan’ı peygamber ilan ettiler” gibi, tarihi çok derinlerden gelen “kutsal” bir kışkırtmacılıkla dini duyguları hasımlarının üzerine salmaktan hiç çekinmemektedir.
 
Öyle ki Başbakan ve ahalisi nefret suçunu sıradanlaştırmıştır. Muhafazakâr kesimin iç duygularını Alevilik üzerinden gıdıklayarak kitlelerin bilinçaltı ve üstü şoven duygularını bilerek ve isteyerek kabartmaktadır.
 
Tüm bu söylemlerin kabul gördüğü ve daha da önemlisi oy’a dönüştüğü Türkiye gerçekliğinde değişen bir şey yok. Şovenizmin, iktidar tarafından bir gösteriye dönüştürülmesini “ama” ile başlayan bahanecilerin allayıp, pullayarak durumu demokrasi şöleni gibi sunabilme kabiliyetleri dışında.
 
Birçok kitle örgütünün ve temsilcilerinin politik öngörülerini sivil toplum anlayışı içerisinde eriterek reflekslerini yitirmiş olmaları bu tablonun sıradanlaşmasına katkı sunmaktan başka bir işe yaramıyor. Tepkisiz, uyuşuk sivil toplum anlayışı, olması gereken buymuş buyurganlığı ile kendine çizdiği görev tanımı içinde kısık ateşte pişirilen kurbağa misali sadece izliyor.
 
Bugün hala tüm tasfiye politikalarına rağmen ayakta durmaya çalışan belli başlı sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları vb ise ötekileştirilerek öcü muamelesi görmeye devam ediyor. Kendilerine ve kitlelere dayatılan politikayı eleştirmek ve alternatifler sunarak bir duyarlılık yaratmaya çalışmaları terörize edilerek bastırılmaya çalışılıyor.  Ardı arkası kesilmeyen KCK adı altında yürütülen operasyonların hedefini genişleterek yaygınlaştırması boşuna değil. Hiçbir farklı sese tahammülü olmayan bir sistem tepeden tırnağa yeniden inşa edilmiş, çürükler ve başıboşlar ayıklanmış, devlet kendine yeniden çeki düzen vererek daha organize bir baskıyı kalıcılaştırmıştır.  Devletin altını sürekli körüklediği cadı kazanı muhalifler için kaynatılıyor.
 
“Başbakan sözünü tuttu”
 
Devrimci katillerini dışarı çıktı. Başbakan’a duacı olduklarını çıkar çıkmaz dile getirdiler. “Başbakan sözünü tuttu” diyen katiller bunu öylesine bir minnet olarak dillendirmiyorlar. Bir pazarlığın arkasına işaret ediyorlar ve ülkücü kesimin iman dolu desteğini mutlaka kazanacağına dair bir göndermede bulunuyorlar. 
 
Devlet her zaman kendi katillerini sevmiştir. Ara sıra üvey evlat muamelesi görseler de her zaman devletin kanatları altında bir sığınak bulmuşlardır. Başbakanın sözünü tutması, devlet ve katilleri arasındaki bağın ne derece köklü olduğunu da gösteriyor. Devletin yetiştirdiği binlerce kadrolu işkencecinin aramızda ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları gibi. Devletin derisi o kadar kalın ki asla arka tarafını göremiyoruz. Şeffaflaşan devlet argümanı bu yüzden koca bir yalan ve aldatmacadan ibaret.
 
Çalıştaylar, açılımlar vb hemen hepsi bu kalın deride bir delik açılmaması için göstermelik olarak örgütleniyor ve misyonunu tamamladığında devletin çöplüğüne ileride kullanılmak üzere geri dönüşüm için atılıyor.
 
Yüzlerce cezaevi inşa ediliyor. Binlerce insan tutuklanıp beton duvarlar arasına hapsediliyor. Yazan, konuşan, düşünen herkesin sırtında boza pişiriliyor. Kimin başına ne zaman ne geleceği belirsiz bir güvensizlik ortamı bilerek yaygınlaştırılıyor. Korku yeni korkularla ve taze kurbanlarla derinleştiriliyor.
 
İktidar, muhafazakâr ve şovenist bir hayatı örgütleyebilmek için kendisi gibi düşünmeyen herkesi değirmeninde öğütmeye devam edecek. Herkesi kendisine benzeştirmeden rahat edemeyecekler.
 
Oysa aşağıda korkunç bir nefret bileniyor. Dil, din, milliyet kendi içine doğru çökerek sıkışıyor. Ne zaman patlayacağı belli olmayan öfkeler birbirini boğazlamadan asla dinmezler.
 
Yukarıdan görülmeyen tek şey bu.
 
(Birgün)
[Bu yazı 1444 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™