Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Cezaevinde Her İnsan Bir Eşyadır...
23 Haziran 2012, Mustafa BALBAY
, Mustafa BALBAY

Yıllarca yazdık, söyledik ama anlatamadık. İlk açıklamalara bakılırsa, Şanlıurfa Cezaevinde meydana gelen

yangınlar da iktidarın anlayışını değiştirmeye yetmeyecek.

Adalet Bakanı, Şanlıurfada olanları açıklamak yerine, medyada çıkan yangın gerekçelerinin doğru olmadığını açıklamaya çalışıyor.

Gerçek ne?

Cezaevinde her insan bir eşya!

Sadece tutuklu ve hükümlüler değil, cezaevi çalışanları da buna dahil.

Bırakıldığı yerde tutulması gereken, sorunları mevzuatlara uydurulan birer demirbaş.

Ankaranın genel bakışı böyle olunca, zaman zaman başlatılan kimi insani çabalar da kaybolup gidiyor.

***

Her şeyden önce devlet tutuklu ile hükümlüyü birbirinden ayırmıyor. Yargılaması devam etmekte olan tutuklularla hakkındaki karar kesinleşmiş olan hükümlüler Şanlıurfada olduğu gibi bir arada.

Cezaevleri yönetmeliğinde de hükümlülerin hakları sıralandıktan sonra en alta şu madde yazılmış:

Bu haklardan tutuklular da yararlanır.

Kimi cezaevlerinin yöneticileri herhangi bir hak isteminde bulunan tutukluya bu maddeyi anımsatıp şöyle diyor:

Sizin haklarınızla ilgili açık bir madde yok. İstesek bunu da vermeyiz.

Bu maddenin altında da söz konusu hakların nasıl kullandırılacağı şöyle özetlenmiş:

Güvenlik ve cezaevi koşulları elverdiği ölçüde!

Bu iki gerekçeyle dileyen yönetim hiçbir hakkı kullandırmaz, Ankara katında da başı ağrımaz.

Temel bakış değişikliği ne olabilir?

Uygar dünyada tutukluluk çok seyrek ve çok somut durumlarda uygulanan bir önlem. Bunu Türkiye çok tartışıyor; geçelim. Hükümlülerle ilgili şöyle bir ilkesel anlayış var:

Uzun süreli hapis cezası alan kişiler cezaevi gözlem kurulunun kontrolünde oluyorlar. Diyelim ki bir hükümlünün cezasını tamamlamasına daha 5 yıl var ama, toplumun içinde yer alacak noktaya gelmiş. Kurul, o kişinin tahliye edilmesini kararlaştırabiliyor.

Türkiyede ise cezaevine konan kişi, koğuştaki genel iklim neyse ona teslim oluyor. Ya da kendi kendine daha da bilenip çıkınca yeniden suç işlemeye yatkın hale geliyor.

Geçen yıl başka cezaevine nakledilen bir hükümlü, koğuşun çöpünü almaya geldiğinde sıklıkla şunu söylüyordu:

Abi ben tahliye olunca dışarıda kaç gün kalacağım belli olmaz. Çünkü görmem gereken birkaç hesap var.

Öteki cezaevlerinden de pek çok mektup alıyorum. Her cezaevinin kendine göre farklı durumu var. Biri ötekinden iyi ya da kötü diye değerlendirilecek bir durum yok. Zira genel anlayış aynı.

Ancak Silivrinin kendine göre farklılıkları var. Kamuoyunda bilinen davalardan yargılananlarla öteki tutuklu ve hükümlüleri değil aynı koğuşa koymak, çok kısa sürelerle yan yana dahi getirmek istemiyorlar. Bizler tecrit edilerek ayrıca cezalandırıldığımız yetmiyormuş gibi, öteki mahpuslar arasında zaman zaman şu tür dedikodular yayılabiliyor:

Onlar daha rahat koşullarda...

Bereket, yemek dağıtmaya gelen mahpuslar gerçeği görüyor.

Cezaevlerinde yargıya karşı büyük bir inançsızlık var. Bu psikoloji içerideki bütün olumsuzlukları ikiye katlıyor.

Bakanlık yetkililerinin sık kullandığı sözlerden biri şu:

Kapasite arttırımı...

Kamuoyu bunu ek bina ve benzer adımlarla daha çok kişiye yer açılması olarak algılayabilir.

Gerçek şu:

Büyük koğuşlardan oda sistemine geçildiğinde AB standartları gözetilmiş, her odada bir kişi kalacak şekilde 7 oda, bir ortak yaşam alanı olan koğuşlar yapılmış. Bakmışlar ki bu yetmeyecek, her odaya ayrıca ikişer katlı ranzalar konmuş. Böylece ortalama 300er kişilik cezaevlerine 1000er kişi doldurulmuş.

***

Cezaevlerindeki eşyalardanbiri de infaz koruma memurları. Onlar da mahpuslardan çok farklı olmadıklarını anlatmak için emekli oluncaya dek geçecek görev süresine dikkat çekip, Biz de 35 yıla mahkûmuzdiyorlar.

Meslek yıpranma payları yok. Cezaevindeki düzeni sağlamada, Siz aynı zamanda güvenlik görevlisisinizdiyorlar ama, bunun gereği olan hakları vermiyorlar.

Onlar da 24 saat kamera gözetimi altındalar. En küçük kural ihlalinde soruşturma yiyorlar.

Bu satırları yazarken Şanlıurfa Cezaevinde 300 kadar eşya alınmış, aileleri nerededir, nasıl ziyarete gelirler diye bakılmadan, Adıyaman, Mardin, İzmir cezaevlerine götürülmekteydi...

(Cumhuriyet)

[Bu yazı 1429 kez okundu]
Mustafa BALBAY

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [41]
[13 Nisan 2015] Eyyy Erdoğan... ... [10 Aralık 2014] Osmanlı'yı AKP'den Kurtarmak Gerek! ... [7 Nisan 2014] Hukukçulara Çağrı... ... [13 Ocak 2014] Receptay! ... [6 Ocak 2014] Hukuku Kurtarmak İçin ... [19 Ekim 2013] Hukuk Güvensizliği! ... [7 Ekim 2013] Özakman'ın Kronolojisi ... [9 Eylül 2013] İlk Mektup ... [1 Eylül 2013] Tuncay Güney, Osman Yıldırım, AKP Davası! ... [8 Haziran 2013] Taksim'in Anafikri: Özgürlük ... [13 Mayıs 2013] Son Savunmalar... ... [19 Mart 2013] Bir hikaye ... [25 Şubat 2013] 'Mahkeme Dinlemiyor!' ... [16 Şubat 2013] 18 Şubat Dilekçesi... ... [28 Ocak 2013] Avukatlar Değil, Avukatlık Tutuklanıyor! ... [12 Ocak 2013] Hukuk Bütçesi... ... [29 Aralık 2012] Sanatçıların Meydana Gelişi! ... [25 Aralık 2012] Delil Hukuku ... [24 Aralık 2012] Türkiye'de Avukatlar Var! ... [8 Aralık 2012] Ergenekon Davası Kaçırılıyor! ... [1 Aralık 2012] Silivri Yargıtay'ı! ... [24 Kasım 2012] 6 Aylık Suçlamaya, 15 Dakikalık Yanıt! ... [10 Kasım 2012] Atatürk'ü Unutturamazsınız... ... [3 Kasım 2012] İstanbul Barosu'na Açık Çağrı ... [6 Ekim 2012] Mevzubahis İktidarsa Vatan Teferruattır! ... [23 Eylül 2012] Düşişleri Bakanı'nın Ulus Savaşı! ... [10 Eylül 2012] Komşularla Sıfırı da Tüketiyoruz! ... [26 Ağustos 2012] Başbakan'a Mektup-12 ... [14 Temmuz 2012] Meşru Özgürlük Beklentisi ... [7 Temmuz 2012] ÖYM'ler, Davalarına Mahkûm Edildi! ... [17 Haziran 2012] Baba Ufku... Çocuk Sonsuzluğu... ... [13 Mayıs 2012] Anne 'Baba Sevgisi' de Doğurur... ... [6 Mayıs 2012] Deniz'lerin İdamına Giden Yol ... [30 Nisan 2012] Avukatsız Savunma ya da Doktorsuz Ameliyat! ... [14 Nisan 2012] Deniz Feneri ve Silivri... ... [25 Mart 2012] Tek Kefeli Terazi! ... [18 Mart 2012] 'Sürpriz Tahliye!' ... [22 Ocak 2012] Denktaş'ın Doğumu... ... [26 Kasım 2011] Silahlı Kanat, Silahını Kuşandı! ... [17 Ekim 2011] İletişim Çağı ve Hukuk ... [4 Eylül 2011] Yalnızlık Ormanında ...
Mustafa BALBAY
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™