Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
AKP-C Koalisyonunda Son Durum
19 Haziran 2012, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

Eski rejimin milli günlerde talebeleri stadyumlara doldurup onlara birtakım akrobatik hareketler yaptırması ya da dans gösterileri tertiplemesi, totaliter, militarist ve jakoben bir uygulamaydı; neyse ki yıllardır canla başla sürdürülen sivilleşme mücadelesi başarıya ulaştı da 1930’ları hatırlatan o gösterilerden kurtulduk.

Liberal-muhafazakâr medyanın sivil fetişizmiyle malul mensuplarından biri olsaydım yukarıdaki satırları yazardım; olmadığıma göre, yeni rejimle stadyumlar arasındaki ilişkiye dair birkaç şey söyleyerek girizgâh yapabilirim yazıya.

Öncelikle şu: Stadyum törenlerini “totaliter yönetimleri çağrıştırıyor” diyerek iptal edenler, aslında tasfiye ettikleri eski rejimin siyasal ritüellerini de tasfiye etmekten başka bir şey amaçlamıyorlar, böylelikle kolektif hafızaya indirilen darbelere bir yenisi daha eklenmiş oluyor, eski rejim ritüelleriyle birlikte tarihe gömülüyor.

Fakat burada esas önemli olan tek başına bu değil, esas önemli olan yeni rejimin de kendisini stadyum etkinlikleri üzerinden kurmakta bir beis görmemesi. Üstelik bu etkinlikler eski rejiminkiyle kıyaslandığında çok daha otoriter, çok daha faşizan bir nitelik taşıyor. Çünkü artık ya liderin konuşmasını huşu içinde dinleyen ya da mensup olduğu cemaatin düzenlediği emperyal gösteriyi gözyaşlarını silerek izleyen, sessiz, edilgen bir kitle ile karşı karşıyayız.

Eski rejimin ritüelleri hiç olmazsa bir interaktiflik, bir karşılıklılık niteliği taşıyordu. Çocuklar, gençler, aileleri ve yurttaşlar ritüellerin aktif birer parçasıydı; burada ise sahneden kitleye doğru tek taraflı bir akış söz konusu: Verilen mesajı dinlemek ve izlemekle yetinen, arada ellerini çırpan, lidere, cemaate ve gösteriye tapınan, sessiz yığınlar sürüsü.

Niyetim bu yazıda bir “stadyum sosyolojisi” yapmak olmadığına göre esas meseleye geçebilirim sanıyorum. Türkiye geçtiğimiz günlerde iki büyük stadyum etkinliği izledi. Bunlardan ilki AKP’nin İstanbul İl Kongresi’ydi, ikincisi ise cemaatin düzenlemiş olduğu Türkçe Olimpiyatları. İktidar bloğunun iki büyük bileşeninin düzenlemiş oldukları bu etkinlikleri, sadece iktidar bloğunun dışında kalanlara yönelik bir gövde gösterisi olarak görmenin Türkiye siyasetinin geldiği bu noktada mümkün olmadığını söyleyeceğim öncelikle. Bu etkinlikler, AKP’nin ve cemaatin güçlerini birbirlerine göstermelerine de vesile oldu aynı zamanda.

Cemaat medyası, AKP’nin İstanbul İl Kongresi’ni büyük ölçüde görmezden gelmeyi tercih ederken, AKP medyası da benzer bir şeyi Türkçe Olimpiyatları için yaptı. Son ve ses getirici hamle ise, Türkçe Olimpiyatları’nın kapanış gecesine katılan Erdoğan tarafından yapıldı. Erdoğan, belki de dönemeyeceğini bildiğinden olsa gerek, Gülen’e Türkiye’ye dönme çağrısı yaptı ve böylelikle bir tür lütufta, himmette bulunmuş oldu; Erdoğan’ın çağrısı, bir muktedirin, himayesi altına almakta beis görmeyeceği birine yönelik yaptığı bir çağrı şeklinde kurgulanmıştı çünkü.

Yukarıda, “Türkiye siyasetinin geldiği bu noktada” demiştim; açmakta fayda var. “Türkiye siyasetinin geldiği bu nokta” ile eski rejimin güçlerinin tasfiyesinin ardından, AKP-C koalisyonu içerisindeki artık kimse tarafından inkâr edilemeyecek bir açıklığa kavuşan çatlağı kast ediyorum. Şike operasyonu ile başlayan, Uludere katliamı ile derinleşen, MİT kriziyle ve Başbuğ’un tutuklanmasıyla gözle görülür hale gelen bu süreçte en son kırılma, ceza kanununda değişiklik yapılacağına ilişkin haberlerle yaşanmaya başladı.

ÖYM’lerin kaldırılacağına ve Ergenekon, Balyoz, KCK gibi davalardan tutuklu yargılananların serbest bırakılacağına ilişkin haberler cemaat medyasını ÖYM’lerin savunulmasına yönelik bir alarm durumuna geçirirken, Erdoğan’ın gazetecilerle katıldığı canlı yayında, “devlet içindeki bir devlet”ten söz etmesi ve savcılara “eğer alabiliyorsanız beni alın” diye seslenmesi yargıya yönelik bir müdahalenin elinin kulağında olduğunu gösteriyordu. Çok geçmedi ki, tıpkı İstanbul Emniyeti’ndeki cemaatçi polislerin bir atama kararnamesiyle Türkiye’nin dört bir yanına tayin edilmeleri gibi, yargıda da benzer bir operasyona girişildi ve yargıdaki cemaat gücü dağıtıldı.

Bu operasyon, AKP açısından 12 Eylül referandumuna ilişkin bir düzeltme operasyonuydu da aynı zamanda. 12 Eylül referandumuyla yargıyı kendi elleriyle cemaate teslim eden AKP, özellikle MİT’çilerin soruşturmaya çağrılmasının ardından bunun nasıl kendisine yönelik bir silaha dönüştüğünü fark etti ve cemaatin elinden bu silahı büyük ölçüde aldı. ÖYM’lerin yetkilerinin daraltılması ya da kapatılmaları ise bu operasyonun nihai hedefi gibi görünüyor, yakında buna da şahit olacağız.

Başta Emre Uslu olmak üzere cemaat yazarları ÖYM’lerin yetkilerinin daraltılmasının ya da kapatılmalarının Türkiye’deki cuntacı odakları güçlendireceği tezini ortaya attılarsa da, AKP medyası bu durumu, demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak sunmayı tercih etti. MİT krizinden beri cemaatle ciddi bir kavgaya tutuşan Ali Bayramoğlu, yaşananları “yeni bir vesayetçi gücün ortaya çıkışını engellemek” olarak özetledi.

Bayramoğlu, aylardır bu gücün ismini vermiyor ama “otonomlaşma eğilimi taşıyan polis ve yargı merkezli etkin bir güç”ten söz ediyordu. Öyle ki bu güç Bayramoğlu’nun arkadaşı olan ve kamuoyunda da gayet iyi tanınan kimi liberal kalemleri KCK operasyonuna dahil edip tutuklayacaktı ama Bayramoğlu, kendi ifadesiyle, birtakım enformel yollara başvurarak bunu engellemişti. Bayramoğlu’na göre bu gücün tasfiyesi için özellikle “kritik davaların sürdüğü İstanbul Emniyeti ve adliyesinde soruşturma ve kovuşturma dosyalarının yeni teftişler, görev değişiklikleri üzerinden ele alınıp, denetlenmesi mutlaka” yapılmalıydı. Tam da böyle yapıldı ve Emniyet’ten sonra yargıda da cemaatin merkezi gücü dağıtıldı.

Cemaat tüm bu süreçte itidalli bir tutum almayı seçerek fevri davranmaktan kaçınsa ve son örneği Ekrem Dumanlı’nın dünkü yazısında görülebileceği üzere olan biteni bir fitne olarak adlandırsa da, yine de bir hamle yapmaktan çekinmedi ve Mavi Marmara organizasyonunu düzenleyen İHH’nın başkanı Bülent Yıldırım hakkında, El Kaide’ye para aktardığı gerekçesiyle, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma başlatıldı.

MİT krizi çıktığında başta Hüseyin Gülerce olmak üzere cemaatçi kimi yazarlar cemaate yönelik suçlamaları bertaraf etmek adına yaşananların İsrail’le ve MOSSAD’la ilgili olduğunu iddia eden yazılar yazmışlar, AKP’li yazarlar da cemaat-İsrail ilişkisini ima etmişlerdi. Süreç çok benzer bir şekilde bir kez daha yaşandı ve Yeni Şafak, “ÖYM savcısının hedefindeki isim İsrail’in de hedefinde” minvalinde bir haber yaptı; böylelikle cemaat-İsrail bağlantısı bir kez daha ima edilmiş ve cemaatin İsrail’e çalıştığına dair itham bir kez daha dile getirilmiş oluyordu.

Tüm bunlara, Avni Özgürel’in, bir gazetecilik faaliyeti niteliği taşımanın ötesinde olduğu gayet net bir şekilde görülebilen Karayılan röportajını da eklemek gerekiyor. Karayılan, röportajda, Oslo görüşmelerini cemaatin sızdırdığını ve uzlaşmanın cemaatin dışarıda bırakılmasıyla söz konusu olabileceğini söylüyor. ÖYM’ler tartışılır ve çeşitli davalardan yargılanan tutukluların salıverilmesinden bahsedilirken, KCK adı altında Kürt hareketine yönelik operasyonların yoğunlaşarak devam etmesini ise cemaatin sürece verdiği bir yanıt olarak okumak gerekiyor.

Anayasa Mahkemesi’nin Gül’ün bir kez daha aday olabilmesine cevaz veren kararıyla birlikte, Türkiye’de siyasetin bütünüyle 2014’e endekslendiği artık kesin olarak görülebiliyor. Yeni anayasa, başkanlık sistemi, cumhurbaşkanlığı seçimi, Kürt sorunu gibi başlıklarda somutlaşacak siyasal mücadelede düzen içi aktörler konumlarını belirlemeye başlarken solun da ne yapacağı üzerine düşünmeye şimdiden başlaması gerekiyor.

(SolHaber)

[Bu yazı 1924 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™