Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Demokrasi mi Dediniz? Amerika'da mı?
18 Haziran 2012, Ergin YILDIZOĞLU
, Ergin YILDIZOĞLU

Eğer bize söylendiği gibi demokrasinin ilk kuralı halkın kendi temsilcilerini özgürce seçmesiyse, hızlanmaya başlayan ABD Başkanlık seçimleri yarışına bakarak kimin kimi seçtiği, kimin kimi temsil etti, ABD yönetiminin de demokrasiden ne anladığı konusunda iyi bir fikir edinebiliriz.

Yarışın kuralları

Aslında, ABD Başkanlık seçimlerinde, seçmenin oy isteyen politikacıları tanımak için birçok olanağa sahip olduğu söylenebilir.

Birincisi, başkanlık seçimlerinde partilerini temsil etmek isteyen adaylar, her eyalette partilerinin üyelerinin oylarını alarak, o eyaletin delegelerini kazanmak için yarışıyor. Bu aşamanın sonunda en fazla delegeyi kazanan, partinin adayı olmaya hak kazanıyor. İkinci aşamada başkan adayları, başkanlık seçimleri kampanyasında tüm ülke çapında yarışıyorlar.

İkincisi gerek aday adayları, gerekse de son aşamada adaylar, kampanyalarını TV programlarından, gazete ilanlarından duvar panolarına, el ilanlarına ve doğrudan telefon konuşmalarına, internet, SMS mesajlarına kadar tüm medya alanını kapsayan, kapı kapı dolaşmayı da içeren bir iletişim ağı ortamında sürdürüyorlar.

Böylece, seçmenin kendi çıkarına en uygun adayı seçmeden önce gerekli bilgilere ulaşmak için yeterince zamanı, şansı oluyor. Bu seçmenin oylarıyla yapılacak bir seçim de ideal demokrasininkoşullarına uyuyor.

Ancak iki güçlü etken bu idealkoşulları olumsuz yönde etkiliyor.

Birincisi, TV programlarından, gazete ilanlarından duvar panolarına, el ilanlarına, doğrudan telefon konuşmalarına, internet, SMS mesajlarına kadar tüm medya alanını kapsayan, kapı kapı dolaşmayı da içeren çok yaygın bir iletişim ağı ortamında etkin bir kampanya yürütebilmek için çok büyük finansal kaynaklara sahip olmak gerekiyor. Bu nedenle ABD seçimlerinde her zaman çok büyük paralar harcanıyor. Başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin dışındaki adayların, eğer her iki partinin toplam kampanyasıyla rekabet edecek kaynaklara sahip değillerse, seçilme şansı olmuyor, bu güne kadar da hiç olmadı.

İkincisi TV programlarından, gazete ilanlarından duvar panolarına, el ilanlarına ve doğrudan telefon konuşmalarına, internet, SMS mesajlarına kadar tüm medya alanını kapsayan bir iletişim ağı üzerinde kampanya yürütmek, Marshal McLuhanın daha 1964 yılında, Medium is the message (Mesajı taşıyan aracın kendisi de mesajdır) saptamasıyla işaret ettiği gibi medya ortamının maddi koşullarına uymak anlamına geliyor. Bu beraberinde, bu medyayı kullanan insanın geliştirdiği algılama alışkanlıklarına, dikkatlerini toplama sürelerinin sınırlarına bağımlı olmayı getiriyor.

Bu koşulları burada etraflıca tartışmak için yeterli yerimiz yok. Ama kısaca, reklam endüstrisinin mesajını tüketiciye ulaştırmak için geliştirdiği en son yöntemleri düşünmek, izleyicinin, mesajı alacak olanın da artık, giderek artan bir yoğunlukta, okumaya değil, hızı giderek artan bir odyovizüel (sesli-görüntülü) mesajlar, imajlar,memler (başka mesajlara eklenerek yayılan-parazit-simge ve fikir, slogan parçaları), ünlülerin görüntü, yaşam pratiklerine dayalıözdeşleşme süreçleriortamında yaşadığını anımsamak gerekiyor. Kısacası, adayların siyasi kampanyaları piyasada meta satma pratiklerine, sermaye birikim rejimlerinin öznellik üretme süreçlerine giderek daha çok benziyor. Oy verme pratiğini demokratik kılan bilgilenme süreci de hızla yüzeyselleşiyor, bilgiler bir iki slogana, adayın kişiliğini betimleyen” “memlere indirgenerek anlamsızlaşıyor.

Bu iki etkeni birlikte değerlendirdiğimizde de, karşımıza şöyle bir sonuç çıkıyor: En büyük finansal kaynaklara ulaşabilen aday, seçimleri kazanma şansı en yüksek adaydır. İkincisi, bu kaynakları partilere ve adaylara sağlayabilecek en güçlü ve zengin kişiler, örgütler, kime destek olurlarsa karşılığında ne alacaklarını, medya ortamının dışında (kulüp, toplantı vb, alanlarda, tartışarak) etraflıca, düşünmek durumunda olduklarından, kararlarını, gerçekten bilgilenmiş olarak verebiliyorlar. Bu tür seçim koşulları da, bu ideal demokrasinin aslında en büyük finansal kaynakları harekete geçirebilen çok az sayıda insan için işleyen bir demokrasi olduğunu söylüyor.

Platonun ideal devlet tartışmalarında demokrasiyi yoksulların, oligarşiyi zenginlerin yönetimi olarak tanımladığını anımsarsak, karşımızdaki devlet biçiminin demokrasi olduğunu kabul etmek olanaksızlaşıyor.

Parayı veren düdüğü çalıyorsa...

Ama internet, elektronik para, yaygın, hızlı transfer olanakları ortamında yaşıyoruz. ABD seçim yönetmeliğinin bir kişinin, bir adayın kampanyasına yapacağı bağışı 2500 dolarla sınırladığını biliyoruz. Bu yüzden halk isterse kendi adayına yaygın mali yardım yaparak kampanya kasasını doldurabilir; Obama birinci dönem kampanyasında bu olanaklardan yararlanmadı mıdiyerek benim çok kuşkucu biri olduğumu düşünebilirsiniz.

Ancak, geçmişte bu kuralların getirdiği kısıtlamalar yasadışı yollardan, hatta kimi zaman valizle taşınan kayıt dışı fonlarla aşılıyordu. Şimdi finansal denetim çok yoğun ve derin. Bu da doğru. Ama şimdi de Super Political Action Committees denen bir araç var. 2010a kadar partileri ve adayları desteklemek için 1947de yasallaşmış PACler vardı. Bunlara bir yılda yapılacak yardımlar sınırlıydı, bu kaynakların kullanımı federal denetim altındaydı. 2010 yılında, adaya veya partiye doğrudan bağış yapmayan PAClere konan sınırlamalar kaldırıldı, böylece Süper PACler oluştu.

Süper PACler ABDnin en büyük zenginlerine, istedikleri adayları, adayların kampanyalarına doğrudan katkı yapmadan, kendi yürüttükleri kampanyalar aracılığıyla sınırsız para harcama olanağı getirdi, seçim sürecini, etkileyen çevreyi iyice daralttı.

Süper PAClerin 2012 seçimlerine damgasını vuracağı da daha şimdiden belli oldu. Geçen hafta, haber sitesi POLITICO, Wall Street mali sermaye çevrelerininn, kitle halinde Obamayı terk ettiğini aktarıyordu. Obamanın bu çevrelerden 19 eski destekçisi, halen kasasında 56 milyon dolar toplanan Restore Our Future (Mitt Romneyi destekleyen en büyük Süper PAC) kuruluşuna toplam 37.1 milyon dolar bağış yapmış. POLITICO, bu kuruluşa her biri 500 bin dolardan fazla yardım yapan 49 bağışçının da Obama kampından bu kampa geçtiğini saptamış. Dünyanın en zengin 19 kişisinden biri Las Vegas inşaat sektörü devi Adelson (aşırı sağcı, fanatik İsrail destekçisi) ve karısının Restore Our Future fonuna şimdilik 10 milyon dolar yardım yapmaları, bağışlarının 100 milyona çıkabileceğini, aslında bir sınırının olmadığını, söylemeleri de (New York Times, 13/06/2012) Süper PAClere, özellikle Romneyi desteklemek üzere yapılan bağışların ne düzeye ulaşabileceğini, demokrasinin sınırlarının nereye kadar daralmakta olduğunu gösteriyor.

(Cumhuriyet)

[Bu yazı 1604 kez okundu]
Ergin YILDIZOĞLU

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [50]
[13 Nisan 2016] Ensar Vakfı. ... [10 Aralık 2014] Sıra 'Ötekinin' Dilini Kesmeye Geldi ... [1 Ekim 2014] Cumhuriyetçi Muhalefet ve Kobani ... [18 Ağustos 2014] Zengin, Yoksul, Polis ... [6 Ağustos 2014] Kazanın İçindeki Kurbağa ... [16 Temmuz 2014] Biraz da İnsanlığın Geleceği... ... [16 Haziran 2014] Bazı Saçmalıkların Sonu ... [21 Nisan 2014] 'Kapitalizm İyi, Kapitalistler Kötü' ... [12 Şubat 2014] Türkiye Sosyalist Solu Üzerine... ... [2 Ekim 2013] 'Gezi'den Füzelere... ... [18 Eylül 2013] Eski Dünya Düzeni. ... [31 Temmuz 2013] 'Büyük Durgunluk' Küreselleşiyor ... [11 Mart 2013] Chavez'in Ardından - 1 ... [7 Ocak 2013] 2013 Bir Dönüm Noktası Olmaya Aday... ... [31 Aralık 2012] 'Yeni' Mısır'dan Siyaset Manzaraları ... [26 Aralık 2012] Mısır'da Şimdi Ne Oldu? ... [5 Aralık 2012] 'Mesele, Tayyip Erdoğan'ın Tavrı' mıdır? ... [3 Aralık 2012] Mısır'da Müslüman Kardeşler'in Yeni Hamlesi ... [7 Kasım 2012] Üç Basınç Arasında AKP ... [24 Ekim 2012] Neo-Liberalizm ve Şiddet -II ... [27 Haziran 2012] B.O.P. ... [25 Haziran 2012] Yeniden Tahrir Meydanı Ama... ... [6 Haziran 2012] Sıkıcı Yazılar ... [30 Mayıs 2012] 'Stratejik Cahillik' ... [29 Şubat 2012] 'Dönülmez Akşamın Ufkunda' Suriye (ve Belki de Türkiye) ... [22 Şubat 2012] Ortadoğu'da 'Büyük Oyun' ... [21 Aralık 2011] Yılın İnsanı -Yılın 'Olayı' ... [30 Kasım 2011] Liberalizmin Dayanılmaz İkiyüzlülüğü ... [21 Kasım 2011] Tarih Kendini Tekrarlıyor mu? ... [16 Kasım 2011] 'Avrupa Birliği' Bir Düş Kırıklığı ... [9 Kasım 2011] 'Tek Parti Egemenliği' - 'Yapışkan Statüko' ... [7 Kasım 2011] Yunanistan'da 'Darbe' ... [26 Ekim 2011] Libya: Ertesi Gün ... [5 Ekim 2011] İsyan Mevsimi - New York ... [28 Eylül 2011] Kayan Kumlarda, 'Zaloğlu Rüstem' ... [7 Eylül 2011] 'Ulus Devlet' Krizi ... [22 Ağustos 2011] Piyasalar Yine 'Kalp Krizi' Geçirdi ... [17 Ağustos 2011] Sokaklar ve 'Barikatın' Öbür Tarafı ... [20 Temmuz 2011] İngiltere'de Medya Skandalı ... [27 Haziran 2011] Ya Bu Kriz. ... [15 Haziran 2011] Seçim Sonuçları Üzerine Düşünürken. ... [23 Mayıs 2011] Parliament - Tahrir - Puerto del Sol ... [11 Mayıs 2011] Şimdi Şaşırmanın Dayanılmaz Hafifliği ... [2 Mayıs 2011] 3011'den Bir Tarihçi ... [28 Nisan 2011] Çok 'Kritik' Bir Genel Seçimler ... [21 Şubat 2011] Yeni Ortadoğu'da 'Liberal' Fantezileri ... [16 Şubat 2011] Mısır'da Tek Yol Sürekli Devrim ... [2 Şubat 2011] Mısır Devriminde Dönüm Noktası ... [19 Ocak 2011] Tunus: Geçici Bir Değerlendirme ... [27 Aralık 2010] 'Weimar İstanbul' ...
Ergin YILDIZOĞLU
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™