Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç
14 Haziran 2012, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “her salı bir gündem değişikliği” kuralını önceki gün de bozmadı ve parti grubunun olağan toplantısında ülke gündemini bu kez “seçmeli ders Kürtçe” açıklamasıyla salladı.
Bazıları, bir müjde almışçasına çok sevindiler. İlk reaksiyonları, halisane duygularının ifadesinden başka bir şey değil idiyse, fazlasıyla aceleciydi.
Oysa biraz beklemek gerekiyordu.
Bu iktidarın tarz-ı siyasetini bunca yıldır izleyerek onu biraz kavramış oldukları varsayılanlardan, tepkilerinde ihtiyatı elden bırakmamaları umulurdu.
Şu son 10 yılda edindiğimiz tecrübeler Sayın Başbakan’ın attığı her siyasi adıma, bunda neyin araç, neyin ise maksat olduğunu tefrik ederek bakmaya bizi mecbur ediyor. Bu bakımdan cevaplanması gereken soru, Başbakan’ın “seçmeli ders Kürtçe” hamlesindeki maksadın, Kürt sorununun çözümüne mi hizmet etmek, yoksa iktidarının ve kendisinin bazı siyasi sorunlarını mı hafifletmek olduğudur.
Bu soruya cevap aramadan önce, dünkü Radikal’de Deniz Zeyrek imzasıyla çıkan haberi anımsatmak gerekiyor. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Başbakan’ın gruptaki konuşmasından sonra gazetecilere “seçmeli Kürtçe”nin ana hatlarını anlatmış.
Buna göre Kürtçe seçmeli ders olarak, yeni eğitim sisteminin ikinci dörtlük diliminde haftada iki saat olarak “yaşayan diller ve lehçeler” adı altında, en az 10-12 kişilik talep gelmesi halinde verilecek.
Türkiye’nin bir Kürt sorunu olmasaydı, “İşte ne güzel, iktidar, kültür paletimizdeki bütün renklerin kendisini olanca canlılığıyla geliştirip zenginleştirmesi için bir adım atıyor” vesaire derdik.
Ama maalesef kanayan ve kanatan bir Kürt sorunumuz var. Üstelik hiç olmadığı kadar siyasileştiği ve sınır aşarak bölgeselleştiği için, çözümü her zamankinden de çetrefil bir hal almış bulunuyor bu sorunun.
“Seçmeli Kürtçe”, Kürt sorununun çözümüne katkı sunmaya matuf bir “tek yanlı” adım olsaydı gerçekten, “Çok geç, çok az” derdik; öyleymiş gibi sunan mecburen iyimserlere de aynısını diyoruz: Çok geç, çok az.
Bir de “siyasi sermaye israfı” derdik...
Bunları derdik, çünkü müzakere ve barışa nişan almayan tasarruflar sorunun doğal muhatabını asla tatmin etmez ve nitekim bu bahiste de böyle oluyor. Bakın, Kürt hareketinin sözcüleri arasında, bizdeki tercihli naifler gibi zil takıp oynayan var mı? Yok.
Ayrıca bu haliyle “seçmeli Kürtçe”, bugünkü siyasallaşmış Kürt kimliğinin çatısı altında duranları gerçekten de rencide edicidir. Onlar “ana dilde eğitim” istiyor; sizin onlara sormadan verdiğiniz ise o insanların ana dilini “yaşayan dil ve lehçe”ye tenzil etmek ki, nereden bakarsanız bakın eşitliğin ruhuna aykırı.
Bu iktidar Kürt kimliğinin bugünkü karakterini anlamaktan tabii ki uzak... İktidar, Kürt kimliğine saygısını Kürtçe dilinin varlığını tanımakla sınırlı tutuyor. İslami kıstaslar açısından yeterli görebilirler kendilerini ama Kürt kimliğinin bugünkü siyasal gerçekliğine cevap veren bir tutum değil bu.
Diğer taraftan, “seçmeli Kürtçe” hamlesi karşısında hiç de heyecanlanmadığımı belirtmeliyim. Çünkü zaten önce Kürt sorunu tabusunu, ardından Kürtçe tabusunu yıkmış bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bu olanlara neden şaşıralım?
Sezar’ın hakkı Sezar’a. Bu aşamalardan geçmiş olmamızda, bugünkü iktidarın oynadığı rolü teslim etmek gerekiyor.
İktidardaki neo-İslamcı misyonun “ulus devlet” diye bir tabusu da yoktur ayrıca. Ama “üniter devlet” diye bir tabusu var sanki. Ve tarihi kavşağındaki Kürt sorunu tam da bu noktada düğümleniyor.
Velhasıl, “seçmeli Kürtçe”nin Kürt sorununa çözüm sunma arayışıyla doğrudan ilişkisi yok.
Ama AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan’ın Uludere katliamı ile genelde bütün Kürtler nezdinde uğradığı meşruiyet ve prestij kaybını telafi etmekle ilgisi var...
Başbakan Erdoğan’ın yeni Türkiye’nin ilk seçilmiş başkanı olma vuslatına ilk turda ermek için, Kürt tabanını konsolide etme maksadıyla irtibatlı...
AKP iktidarının Türkiye’nin büyüyen demokrasi açığı nedeniyle dünya genelinde uğradığı imaj erozyonunu durdurmakla ilintili...
Bir de Suriye’deki iç savaşın, Kürt sorununa yapabileceği bazı istenmeyen etkileri şimdiden tamponlamaya dönük bir yönü de var bu “seçmeli Kürtçe” hamlesinin.
Bir tek Kürt sorununu çözmekle ilgisi yok.
Sayın Başbakan’ın tarz-ı siyasetine bakarken, maksatla vasıtayı ayırt etmek bu yüzden önemli.
Başbakan’ın maksadı hem üzüm yemek, hem de bağcıyı dövmek.

(Milliyet)

[Bu yazı 1374 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [29 Nisan 2012] Olmayan demokrasi ihraç edilemez ... [26 Nisan 2012] Ankara'nın tek ortağı Barzani ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [1 Aralık 2011] Böyle özür dilenmez ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [17 Temmuz 2011] Anlamsız savaş, popülist siyaset ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [26 Haziran 2011] Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™