Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Nötrinoların verdiği bilim dersi
10 Haziran 2012, İsmet BERKAN
, İsmet BERKAN

EYLÜL 2011’de İtalya’dan gelen bir açıklama sadece bilim dünyasında değil, bütün medyada büyük bir dalgalanmaya neden olmuştu.
 

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde olan Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi CERN ile İtalya’daki Grand Sasso Enstitüsü, kısa zaman önce varlıkları kanıtlanan atomaltı parçacıklardan nötrinoları daha iyi tanımak için bir dizi deney yapıyordu. Bu deneylerin sonunda, nötrinoların ışıktan hızlı hareket ettiği ortaya çıkmıştı. Oysa Einstein’ın görelilik yasalarına göre hiçbir şey ışıktan hızlı gidecek kadar hızlanamazdı.
Tabii, Einstein’ın yanıldığını söylemek cesaret ister. O yüzden araştırmacılar son derece hassas aletlerle tam 1.5 milyon kere tekrar etmişlerdi deneyi ve her seferinde de nötrinolar ışıktan hızlı gitmişti. Bu sonucu alan bilimciler yine de fizik dünyasını kendi verilerini sorgulamaya davet ettiler, ‘Belki de yanılıyoruz’ dediler.
Aradan geçti 8 ay ve geçen gün Japonya’nın Kyoto şehrinde düzenlenen bir nötrino konferansında deneyi yapan bilim insanları açıkladı ki, nötrinolar ışıktan hızlı hareket etmiyor, tam ışık hızında hareket ediyor.
Bu sekiz ay, bilimin nasıl işlediğini görmek isteyenlere derslerle dolu.
Bence en büyük ders şu: Bilimde hiçbir şey kesin doğru değil.
Bilimsel bilgi, esasen ünlü bilim felsefecisi Karl Popper’in meşhur ‘yanlışlanabilirlik ilkesi’ ile ilerliyor.
CERN’deki bilimciler bir iddia ortaya attılar. Bu iddia ‘yanlışlanabilir’ bir iddiaydı ve nitekim 8 ay içinde yanlışlandı.
Bazı iddiaların ömrü çok daha uzun olabiliyor. Bunlar için tam ‘Eh artık bu iddia bir kanun haline geldi’ dediğinizde biri çıkıyor, onu yanlışlayıveriyor veya bir adım öteye taşıyor, kanun yine de değişiyor.
Bilim insanları ve bilimsel metodolojiyi benimsemiş olanlar, yanlışlanabilirlik ilkesinden hiç rahatsız olmazlar.
Türkiye’de böyle tartışmaları açmak çok sağlıklı sonuçlar doğurmuyor maalesef. Geçenlerde bir üniversitemizin çatısı altında ve ‘bilimsellik’ kisvesiyle ama mahçupça evrim teorisine karşı yaradılış teorisini ele alan bir sempozyum düzenlenebildi.
Esasen türlü çeşitli inanç gruplarının böyle toplantılarda kendi kendilerine konuşmalarının hiçbir sakıncası yok ama bu görüşe ‘bilimsellik’ kazandırılmak istenmesi bence çok sakıncalı.
Çünkü evrim teorisi ile yaradılış teorisi birbirinin rakibi olabilir şeyler değiller. Evrim, ortaya atıldığı günden bugüne kadar geçen 200 yıldan fazla zamanda defalarca değişime uğradı. Orijinal teoriden geriye çok az şey kalmış olsa da bir temel hep aynı durdu: Yanlışlanabilirlik.
Yani yarın sabah birileri çıkıp 200 küsur yıllık evrim teorisinin yanlış olduğunu iddia edebilir, bunun için çok inandırıcı ve mantıklı görüşler ileri sürebilir. Ve ortaya çıkacak bu yeni gerçek de kimseyi üzmez.
Ama buna karşılık yaradılış, doğası gereği yanlışlanabilir bir iddia değildir. O yüzden de, bilimin ve bilim felsefesinin değil, inancın ve teolojinin konusudur.
İnanç, adı üzerinde yanlışlanamaz bir şeydir. Ya inanırsınız ya inanmaz.

Feynmann’dan bir ders: Ben bilmemekten hiç korkmam

BÜYÜK ve ünlü fizikçilerin tanrı inancı olup olmadığı konusu hep ilgi çekmiştir. Özellikle inanç sahibi insanlar, büyük ve meşhur bir fizikçinin de tanrı inancına sahip olduğunu açıklamasını çok önemserler.
Oysa dünyada milyarlarca inançlı insan yaşıyor, bunlara bir kişinin daha eklenmesi neden önemli sayılır, hiçbir zaman anlamam. Ama bu merak da ilgimi çeker doğrusu.
Örneğin, Einstein’ın ‘Tanrı evreni yaratırken zar atmadı’ cümlesinden Einstein’ın tanrı inancına sahip olduğu sonucuna varanlar var.
İşin fenası bu konuda Einstein’ın kendisi de sorgulanmış, bazen gazeteciler tarafından bazen başkaları tarafından. Çok kibar bir insan olan Einstein, inanç sahiplerini incitmeyecek şöyle bir formülasyon bulmuş sonunda ve ‘Ben bir kişisel tanrıya inanmıyorum’ demiş.
Yani neredeyse insan gibi olan, dualarımıza cevap veren, bizimle tek tek ilgilenen ve koca evreni insan için yaratmış olan bir tanrıya.
Benzer bir kibarlığı, katıldığı BBC’nin meşhur Panaroma adlı programında duyduğu hayli provokotif bir soruya cevabında büyük fizikçi Richard Feynmann’dan da duyuyoruz.
Genel olarak inanç, yaratıcı, yaratılış konusu sorulduğunda Feynmann söze ‘Ben’ diye başlıyor, ‘Bilinmeyenden korkmam. Aksine bilinmeyeni severim. Evrende bilmediğimiz çok şey var. Bazıları bilmemekten korkarlar. Bilmedikleri kısımları varsayımlarla doldururlar. Bunu anlayabiliyorum ama ben öyle değilim. Aksine bana çalışma azmi ve isteği veren şey bilememektir.’
Ben Feynmann kadar kibar değilim. Her şeyi bildiğini düşünenlerden korkarım.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1437 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™