Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Erdoğan'ın şeflik yürüyüşü
7 Haziran 2012, Ahmet İNSEL
, Ahmet İNSEL

Başbakan'ın şeflik hırkası ahlakçılıkla, maneviyatçılıkla ve milliyetçilikle örülüyor.

Başbakan yeni bir anayasanın dayatmayla değil, asgari bir uzlaşma içinde hazırlanması ve kabul edilmesi yolunu, telafisi pek mümkün olmayan biçimde kapattı. Kapattı kelimesi yeterli değil, dinamitledi. Bunu ilk önce Uludere ’de Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarından atılan bombalarla öldürülen 34 yurttaşımızın, PKK ile dolaylı yoldan bağlantılı olduğunu ima ederken yaptı. İşin bu noktaya gelmesinden kendinin de sorumlu olduğunu bilenlere özgü bir ajitasyon sergileyerek, suçlayarak üste çıkma taktiğine başvurdu. Daha düne kadar çaresizlik nedeniyle kaçakçılık yaptıkları konusunda, en azından bu konuda bir empati kırıntısı gösterdiği kişileri, PKK ’nın elindeki mayın haritalarının bilgisine sahip, PKK ’yla dolaylı da olsa işbirliği içinde olan “maşalar” olarak tanımladı. İdris Naim Şahin ’in açtığı o utanç verici ve uğursuz yola, tam gaz girdi. Bu yolun bir etabında, birçok BDP milletvekillerinin, geçmişte olduğu gibi, meclisten hapishaneye yollanması da var. Tutuklu veya yargılanan BDP yöneticisi ve üyesi sayısının hesabını tutmak bile artık mümkün değil.

Siyasi ahlak
Böyle bir yola girilince, o suçluluk ya da sorumluluk kompleksinin yarattığı baskı boşalması, tüm siyasal ahlak frenlerinin patlamasına neden olur. Nitekim eğer sözlük anlamını tam bilerek söylediyse daha da vahim olan “nekrofil” suçlamasını, Uludere katliamında hükümetin takındığı tavrı eleştirenlere yöneltti. Artık dilinin tüm frenleri boşalmıştı. Ardından BDP ’lilerin askerleri, polisleri arkadan vuran “kalleşler” olduklarının ilanı geldi. Böylece BDP ’li milletvekillerinin de katılımıyla oluşan anayasa uzlaşma komisyonunu fiilen lağvetmiş oldu. “Kalleşler”le mi, tutuklu vekillerle mi, hakkında terör örgütü üyeliğinden soruşturma açtırılan kişilerle mi müzakere edecek AKP’liler, MHP’liler anayasayı?
Bu frenleri boşalmış saldırgan dil ve sebep olduğu siyasal tavır ve gelişmeler, bazı gözlemcilerin bir varsayım olarak üstü örtülü biçimde dile getirdikleri, büyük ameliyatlar sonrası yaşanan kişilik değişimlerinin sonucu mudur? Bu sorunun yanıtını ancak Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardan beri çok yakınında olanlar verebilir. Bizim ise, Erdoğan’ın siyasal aklı üzerinden sergilediği tavrı ve dili, benimsediği anlaşılan siyasal yolu çözümlemekten başka imkanımız yok.
Bu akıl, Türk sağının muhafazakârlıkla milliyetçilik karışımıyla oluşturduğu sentezin ürettiği akıl. Başarı şansının kritik olacağı beklenen bir siyasal aşamada ikisini birden devreye sokmaya programlanmıştır. Başbakan’ın ve onun İçişleri Bakanı’nın Uludere katliamının üzerinden beş ay geçtikten ve hiçbir sorumlu ortaya hâlâ çıkarılmamışken dile getirdikleri yeni suçlamaları alkışlayanlar, bir yanda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, diğer yanda Bağımsız Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı Mümtaz Soysal oldu. Atış hedefine vardı. Tayyip Erdoğan arzuladığı safları çiziyordu. Bir yanda kendi milli şef figürü arkasında toplanacak olanlar, diğer yanda “PKK terör örgütü, BDP, CHP ve bir de belli medya kuruluşları”. Hangi medya kuruluşları mı? “Boynundaki tasma dün ulusaldı, bugün terfi ettiler, uluslararası tasmaları boyunlarına taktılar” dediği medya kuruluşları ve çalışanları. Genellikle konuştukça terbiye ve seviye açısından çok düşük irtifalı olduğunu hep ele veren BDP ’li Hasip Kaplan’ın “O emri hangi hayvan verdi?” sorusuna Başbakan’ın verdiği tepkinin irtifası da ondan yüksek değildi. “Bir kısım medyanın” sahiplerine, çalışanlarına, köşe yazarlarına tasmalı benzetmesi yaparken, kendini Uludere konusunda eleştiren Yeni Şafak’ta uzun yıllardan beri çalışan bir gazetecinin işine son veriliyordu. “Aldığınız emir doğrultusunda köşe yazısı yazıyordunuz” diye kükreyen Başbakan’ın, verdiği emirler doğrultusunda “bir kısım medyanın” bugün faaliyet gösterdiğini iddia edip, tasma örneğini kendisine yakın medya içinde kullanılmasına herkesten önce Başbakan’ın çanak tuttuğunu söylemek abartılı mı olur?

Şapkadan çıkanlar
Başbakan, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminde ve belki cumhurbaşkanlığı görev ve yetkilerinin daha fazla güçlendirildiği bir anayasa değişikliği referandumunda ihtiyacı olacağını hissettiği milliyetçi oy mobilizasyonuna yatırım yapıyor. Muhafazakâr oy tabanını diri tutacak, seçim çalışmalarında dile getirmediği bir dizi öneriyi birden şapkasından çıkarıyor. 4+4+4, kürtaj bunların yakın örnekleri. “Dindar nesil yetiştirme” politikası da artık açıkça telaffuz ediliyor. Daha 4+4+4 ’ün gelecek yıl nasıl uygulanacağını kimse bilmez ve ortaöğretim bu nedenle tam bir felç hali yaşarken, dersi daha okutulmayan Hz. Muhammed’in Hayatı dersinden okulda sınav düzenleniyor. Önemli olan belli ki bu. Hiçbir ön hazırlığı yapılmadan, MEB’in neredeyse bilgisi bile olmadan meclisten geçirilen, Başbakan’ın avurtlarını şişerek, iştahla telaffuz etmeyi pek sevdiği 4+4+4 yasasının somut olarak üç ay sonra nasıl uygulanacağı değil. Lisans Yerleştirme Sınavı’nın yapılmasından birkaç hafta önce, puanların hesaplama yöntemi değiştiriliyor, okul başarısı iptal ediliyor. Neden? Başbakan’ın seçilmiş şef olma stratejisine malzeme yaptığı elit düşmanlığı böyle ayrıntılarla somutlaşıyor.
İçki saplantısına kürtajın dahil edilmesi, ahlakçılığa her fırsatta mavi boncuk dağıtılması, en büyük camiyi yapma yarışının körüklenmesi, Başbakan’ın benimsediği yeni iktidar yolunun malzemeleri. Tayyip Erdoğan , Türkiye’nin her şeyinden sorumlu şef makamına, AKP’nin muhafazakâr tabanını diri tutarak, MHP’nin milliyetçi tabanıyla fingirdeşerek ulaşmayı tasarlıyor. Ahlakçılıkla, maneviyatçılıkla ve milliyetçilikle örülüyor bu şef hırkası. “Ulusal menfaat” için bazı işkollarında grevi kanunla yasaklamayı ihmal etmeyerek, otoriter piyasa ekonomiciliğiyle tahkimat yapılıyor.
Milli-manevi şeflik yürüyüşünün adımları bunlar. Somut tezahürleri giderek güçlenen bu yürüyüşe karşı, başka milliyetçiliklere, başka otoriter tutkulara, başka komplo paranoyası ve saplantılarına, başka tahakküm ilişkilerine, başka adaletsizliklere savrulmadan “hayır” diyecek temiz bir ortak sesin çıkması, geniş bir çoğulcu beraberliğin oluşması, güçlü bir demokrat duruşun sergilenmesi mümkün mü? Bu ülkede vicdanı adalet ve eşitlik ilkeleriyle yoğrulmuş insanlar azınlık değiller. Yeni egemenlerin şefini de geren tam bu değil mi?

(Radikal İki)

[Bu yazı 1435 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™