Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bilim üretseydi Osmanlı batar mıydı?
3 Haziran 2012, İsmet BERKAN
, İsmet BERKAN

BİRAZ geçen haftanın devamı gibi olacak ama konu bana göre çok önemli.
 

Geçen hafta da yazdım, koca bir imparatorluğun çöküşünü tek bir nedene bağlayamayız. Ancak, yine de, söylediğim gibi eğer ‘Tek bir şey söyleme hakkın var’ deseler, Osmanlı’nın bilime sırtını döndüğü için battığını söylerdim.
Gelin geriye dönelim, Osmanlı’nın en parlak anına, hatta gününe bir bakalım, yani 15 Ekim 1529’a.
Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki 120 bin kişilik Osmanlı ordusu, ertesi sabah, yani 16 Ekim 1529’da Viyana kuşatmasına son verecek ve İstanbul’a geri dönüş için yolculuğa başlayacaktır. Oysa kuşatma sadece 20 gün önce, 27 Eylül günü başlamıştır ama ordu oradan geri döner. Neden acaba?
Onlarca siyasi ve askeri sebep sayılabilir; zaten sayılıyor da. Ama bir sebebi hiçbir Türk kaynağında vurgulanmış olarak göremezsiniz: Meteorolojik sebepler.
Evet, Osmanlı ordusu Viyana’ya Macaristan üzerinden, Budin’de savaştıktan sonra geldi. Ordu 1529’un Mayıs ayında İstanbul’dan sefere çıkmıştı. Mohaç ovasına ulaşılması Ağustos ayını buldu. Eylül’de Budin savaşı yapıldı ve kazanıldı.
Viyana’ya ancak ondan sonra yüründü. Ama o sırada yağmur mevsimi başlamıştı. Üstelik o yıl normalin ötesinde yağıyordu yağmur. Osmanlı ordusu Budin’den Viyana’ya çamurlara saplana saplana zorlu ve hayli yorucu bir yürüyüşle ulaştı.
120 bin kişilik orduya kuşatmasını yarım bıraktıran başlıca unsur budur aslında.
Ben hep 1529’daki bu Viyana kuşatmasının bize anlatılış biçimini çok sembolik bulmuşumdur. Koskoca ordunun düşmana değil de yağmura ve yorgunluğa yenilmesi bize söylenmez; bize söylenmediği gibi aslında Osmanlı kendi kendine bile söylemez bunu.

***

Meteoroloji, başka pek çok bilimsel disiplin gibi bir zorunluluktan ve ihtiyaçtan doğdu.
Osmanlı, utanmak yerine yağmura teslim olduğunu kendi kendine itiraf edebilseydi, geçmişte yağmurla savaşırken kurduğu köprüleri, kullandığı mühendisleri vs unutmasaydı, belki meteorolojiyi de başlatacak; ordu adına bilimsel yöntemlerle hava tahminleri yapan insanları eskisi gibi el üzerinde tutacak, onların yenilerinin yetişmesi için çareler bulacaktı.
Nitekim bugün meteorolojinin bu denli gelişmiş olmasını ordulara ve savaşlara borçluyuz aslında. Özellikle de hava savaşlarına ve havacılara.

***

 

Kanuni’nin 1529’daki Viyana kuşatmasının bir gravürü.

Sakın Osmanlı’nın meteorolojiyi keşfedemediği için battığını söylediğim anlaşılmasın. Bu bir bütüncül bakış açısının parçası.
Son tahlilde Avrupa’nın düzenli ve profesyonel orduları ile onların silah teknolojisi Osmanlı’yı dize getirdi. Fetihler çağının kapanması ise Osmanlı ekonomisini ayakta duramaz hale getirdi. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.
Osmanlı’nın fetihlere ihtiyaç duymadan güçlü biçimde ayakta duracağı bir toplumsal/ekonomik düzeni yaratamamasının, Avrupa’dan gelecek saldırılara direnecek eskisi kadar güçlü bir ordu kuramamasının ardında ise bilimin dışlanması yatıyor basitçe.

‘Memleket nasıl kurtulur sporu’ bizde 400 yıldır yapılıyor

GEÇEN hafta Taha Akyol da köşesinde aktardı, Osmanlı kendi duraklamasının ve hatta çöküşünün farkındadır.
Bu amaçla çok sayıda kişi, ya kendiliğinden ya da sarayın siparişiyle ‘Memleket nasıl kurtulur’ raporları hazılamıştır. Bunlar içinde çok meşhurları da var, pek az bilinenleri de.
Bugün bu raporlara, risalelere, kitaplara baktığımızda pek çok doğru şeyin söylendiğini görüyoruz ama bütün bu geniş külliyatın bir ortak eksikliği var: Konuya bütüncül biçimde yaklaşmıyor, onun yerine bütünün bir veya birkaç parçasına ağırlık veriyorlar. Bu da genellikle askeri teknolojiler oluyor.
Teknoloji transferiyle ‘eski güzel günlere’ dönülebileceğine inanıyor Osmanlı sarayı da. O teknolojiyi var eden bilimi ithal etmeyi, onu transfer etmeyi akıl edemiyor veya bilinçli biçimde reddediyorlar.

Kanuni’nin Viyana kapısından geri döndüğü tarihte Avrupa’da adı ‘üniversite’ olan ama aslında Osmanlı’nın medreselerine kıyasla daha fazla dinsel öğretim kurumu olan yerler var. Oysa aynı dönemde Osmanlı medreselerinde Avrupa ‘üniversite’lerinde pek olmayan temel bilimler ve matematik eğitimi yaygın biçimde hâlâ devam ediyor.

Ama aradan 100 yıl kadar geçtiğinde durum tersine dönecek; Avrupa’da üniversite ve bilgi, dinin tekelinden, kilisenin tahakkümünden çıkacak ve temel bilimlere ağırlık verecek, bizde ise medrese sadece din eğitimi verilen bir yer haline gelecek.
Osmanlı sarayına ‘Memleket nasıl kurtulur’ raporları yazanların görmediği tam da budur işte.

Peki bugün eğitimde enerjimizi neye veriyoruz?

OSMANLI temel bilimler ve matematiği medreselerinden çıkarttı, yerine salt dinle ilgili bilgilerle yetindi. Bunun sonuçlarını tarih bize gösterdi.
Peki, Osmanlı’nın küllerinden kurulan Cumhuriyet bu yanlışı düzeltti mi?
Bence tam olarak düzeltmedi. Aynen Osmanlı devrinin ‘memleket kurtarma sporcuları’ gibi Cumhuriyet döneminin, özellikle de erken Cumhuriyet döneminin ‘memleket kurtarma sporcuları’ da gerçeğin tamamını değil sadece bir kısmını gördüler, bize de bunu gösterdiler.
Sorun, medreselerin din eğitimi vermesi değildi; sadece din eğitimi vermesi, dünyevi bilgilerle ilgilenmeyi kesmesiydi.
Ama bizde sorun dinin kendisi gibi algılandı ve öyle anlatıldı.
Dini taassuba siyaseten tepki gösterileceğine, tepki dinin bütün görünürlüğüne gösterildi.
Eh, o tepkinin bir de karşı tepkisi oldu elbette.
Bugün, eğitim sistemimizi dörder yıllara bölen yeni yasamız böyle bir tepkinin eseri. Yasada başka hiçbir seçmeli dersten adıyla söz edilmezken din derslerinden söz edilmesi, başka hiçbir okul adıyla anılmazken imam hatip liselerinin ortaokul bölümlerinden söz edilmesi bu tepkiselliğin açık kanıtları.
Bizim din eğitimi diye bir sorunumuz olmasaydı, dinle daha barışık olsaydık belki enerjimizi din eğitimini geri getirmeye değil, temel bilimler, matematik ve felsefe eğitimine verirdik.
Türkiye’nin dindarları, Amerikalı çocuklara temel bilim ve matematik dersi vermek için ciddi biçimde seferber oluyor ama aynı şeyi kendi çocuklarımızdan esirgiyor, elde kalmış birkaç çok iyi okulu da sıradanlaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Osmanlı’nın ve Cumhuriyet'in hataları nasıl da birbirine benziyor.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1240 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™