Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı
15 Mayıs 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

ADALET Bakanı bir grup köşe yazarını davet etti ve Silivri Cezaevi’ni gezdirdi. Bakanı duyarlı davrandığı için kutluyorum. Sadece Silivri değil, diğer cezaevlerindeki yaşam koşullarının medeni olması, bir ülkenin ulaştığı genel medeniyet düzeyini gösterir çünkü.
 

Geziye katılan gazetecilerin izlenimlerinin büyük bölümünü okudum. Bakan’ın hafiften bir “bakın benim altın bir kafesim var” övünmesi içinde olduğunu sezdim ama bu benim çıkarımım, “böyledir” diye iddia edemem.

Gazetecilerin yazılarına da genel bir ihtiyat hâkim. Evet, gördüklerinden ve kendilerine anlatılanlardan etkilenmişler, cezaevinin büyüklüğü tarife sığacak gibi değil ama yine de yazılara bir ihtiyat payı bırakmışlar. Çünkü Türkiye’de yaşadıklarını biliyorlar, “teftiş cilası” diye bir şeyin varlığından da kuşku duymuyorlar.

Nitekim kuşkuyu haklı kılacak durumlar dışarıya sızmıyor da değil. Mesela Tuncay Özkan’ın sağlık sorunları hâlâ çözülebilmiş değil, “Hastanemizde şu kadar doktor bu kadar saat görevdedir” demekle bunlar çözülmüyor.

Bir de emekli orgeneral Ergin Saygun’un oğlunun e-postasını okuyalım:

“Geçtiğimiz hafta cezaevi reviri babamın yatarak tedavi edilmesi lâzım diyerek, Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk etti. Buradaki doktorlar ilgisiz ve küstah tavırlar sergilediler. ‘Geç şurada otur, bekle’ türünden söylemlerle, muayene olayını psikolojik bir baskının parçası haline getirdiler. Muayenede, akciğerlerinde 3 litre su biriktiği ortaya çıktı. Buna rağmen ‘yatmasına gerek yok’ diye cezaevine geri gönderdiler. Ayrıca ‘kuru iğne’ adı verilen tedavinin uygulanması gerekmekte, bu da Silivri Hastanesi’nde yok. 2 ay gibi kısa bir sürede 10 kilo kaybetti babam. Adli Tıp’ın, babamın cezaevine gidebilmesi için koyduğu en önemli şart, poliklinik hizmetlerinin sağlanabilmesiydi. Kardiyolog, nörolog, dâhiliye ve nefroloji uzmanlarının sürekli kontrolü altında olması gerektiği söylenmişti. Ve bu hastalıklara uygun bir diyet uygulanması da şart idi. Cezaevinde çıkan yemeğe tuz koymamakla, diyet yemek olmuyor. Babamı son gördüğümüzde tekerlekli sandalyedeydi. Ciğerlerindeki 3 litre su sebebiyle konuşurken nefes nefeseydi. Gözyaşlarıyla döndük evimize.”

Yeni bir Kuddusi Okkır olayı ile karşılaşmamış olmamız, sadece tutukluların bir şansıymış gibi geliyor bana.

Bakana önerim, cezaevi teftişini “habersiz” yapmasıdır. Öyle yapacağı bir teftişe gazeteci çağırmasına da gerek yok, vicdanı yanında olsun yeter!

28 Şubat’ta neredeydin?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da yaptığı konuşmada CHP’nin Genelkurmay Başkanlığı’nın son açıklamalarına tepki göstermesini eleştirirken şöyle bir cümle de kullanmış: “Ya siz kaplandınız da 28 Şubat’ta neredeydiniz?”

İlginç bir soru olduğu aşikâr! “28 Şubat’ta neredeydin?” Bu isimde bir film de çekilebilir, film isimi olarak da ilgi çekecektir.

28 Şubat ile ilgili soruşturmanın başladığı ilk günden bu yana 28 Şubat döneminde kimin ne yaptığı siyasal İslâmcı cephenin, AKP ileri gelenlerinin ve yandaş medya köşe yazarlarının en büyük merakı. Soruşturmanın genişletilmesi ve sevmedikleri bazı isimlerin de bu vesileyle Silivri’deki Altın Kafes’e tıkılmalarına karşı dayanılmaz bir istek duyuyorlar.

Bu durumda Başbakan’ın sorusunun muhatap alanını genişletmekte yarar vardır diye düşünüyorum.

28 Şubat’ın baskılarına karşı direnenler elbette oldu. Ama hiç direnmeyenler arasında bizzat zamanın siyasi iktidarı da vardı.

Sorulduğunda “Rahmetli Necmettin Hocamız kırıp dökmeden idare etmenin yolunu aradı” diye izah ediyorlar. Peki, aynı düşüncede başkaları olamaz mı? Mesela bu işte çok suçladıkları Süleyman Demirel de aynı şekilde “Kırıp dökmeden askeri idare edelim” demiş olabilir mi?

Başbakan konuyu açtığına göre 28 Şubat tarihli Milli Güvenlik Kurulu tutanaklarını açıklayarak işe başlamakta yarar var.

Orada ne konuşuldu, kim ne söyledi, askerler açık ya da örtülü bir darbe iması yaptılar mı, hükümet bunu nasıl karşıladı?

“28 Şubat’ta neredeydin” sorusunun yanıtını almaya başlamamız gereken yer, öncelikle o gün orada o toplantıda bulunanlardır.

‘Yürütmeyi’ denetlesek de mi saklasak?

AKP sözcülerinin birbiri ardına çıkıp “En iyisi Başkanlık sistemidir, mevcut düzende parlamento, yürütmeyi denetleyemiyor” dediklerini dinleyip, okudukça şaşırmamak elde değil.

Bugün TBMM’nin elinde, yürütmeyi denetleyebilmek için kaynağını Anayasa ve iç tüzükten alan birçok olanak var.

AKP de parlamento çoğunluğuna sahip parti olarak bu olanağı en iyi değerlendirecek olan parti.

“Güçler ayrılığı, güçler ayrılığı”
diye çırpınanları görsem soracağım: Elinizi kim tutuyor da yürütmeyi denetleyemiyorsunuz?

Benim bildiğim kadarıyla “rejim üzerindeki asker vesayeti” kalktı, yani yürütmenin denetlenmesini engelleyenler onlar olamaz.

Sendikalar, sivil toplum örgütleri deseniz, esamisi okunmuyor.

“Üçüncü güç” yargı da bir engel olmamalı, hatırlarsınız bunun için Anayasa’yı değiştirdiniz.

Bu durumda “olağan şüpheli” o malum, “tek adam”! Onun varlığı, “yasamanın yürütmeyi denetlemesine engel oluyor”!

Çünkü milletvekillerini o seçiyor, sevmediklerine cehennem ateşleri fırlatabiliyor vs.

E şimdi karşısında tir tir titrediğiniz ve bu yüzden Anayasa’dan doğan görevlerinizi yapmaya bile korktuğunuz adam başkan olunca nasıl denetleyebileceksiniz?

(Hürriyet)

[Bu yazı 1530 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™