Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
'Poşu davası' diyemezmişiz
15 Mayıs 2012, Ahmet HAKAN
, Ahmet HAKAN

NEDEN diyemezmişiz?
 

Çünkü:
Bu ülkede hiç kimse “poşu” taktığı için 11 yıl 3 ay ceza almazmış / Cihan Kırmızıgül’ün aldığı cezanın poşuyla ilgisi yokmuş / 11 yıl 3 aylık cezanın nedeni başkaymış / Biz “poşu davası” falan diyerek yüce Türk adaletine iftira atıyormuşuz.
Falan...
* * *
Doğrudur.
Cihan Kırmızıgül, 11 yıl 3 aylık cezayı “poşu taktığı” için almadı.
Örgüt üyeliğinden, patlayıcı bulundurmaktan ve mala zarar vermekten aldı.
Fakat...
Dava sürecinde yaşananları sıralayınca ortaya çıkan tablo şu:
-  İddianameye dayanak olan “gizli tanık”, mahkemede ifadesinden döndü.
-  Cihan Kırmızıgül’ü takip ederek yakaladıklarını söyleyen yedi polisin, yakalama sırasında orada bulunmadıkları, buna rağmen tutanakta imzaları olduğu tespit edildi.
-  Tanık olarak dinlenen polisler, Kırmızıgül’ü hatırlamadıklarını söylediler.
-  Savcı, “gizli tanık” ifadesindeki çelişkilere dikkat çekerek beraat istedi.
-  Molotofkokteyllerde Cihan Kırmızıgül’ün parmak izine rastlanmadı.
Yani?
-  Gizli tanık ifadesi yok...
-  Cihan’ı hatırlayan polisler yok...
-  Cihan’ın parmak izi yok...
-  Savcının ceza talebi yok...
Ne var peki?
Sadece ve sadece “poşu” var.
Karar duruşmasında geçen şu ifadeye bakın:
“Suçta kullanıldığı anlaşılan poşunun müsaderesine (suç aletine el konmasına) karar verilmiştir.”
* * *
Tabloya bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
Hiç lamı cimi yok, bu bir “poşu davası”dır.
Hem de dört dörtlük “poşu davası.”

Beni de andıçladılar

KCK İddianamesi’nde adım geçiyormuş.
Şu şekilde:
“Gazeteci Ahmet Hakan, sık sık KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ı telefonla arıyor ve ‘şöyle yapsanız iyi olur, böyle yapsanız iyi olur’ şeklinde direktifler veriyor ve önerilerde bulunuyordu.”
Bu haber Akşam ve Taraf gazetelerinde yer aldı.
İki gazete de “KCK İddianamesi”nde geçen bu iddiayı haber olarak verdiler.
* * *
İddiayı ilk duyduğumda güldüm.
Çünkü “deli saçması”ndan ibaretti.
Ve şöyle dedim:
Eskiden de çamur atılıyordu ama hiç olmazsa bir parça “inandırıcılık kaygısı” falan güdülüyordu.
Oysa bu çamurda, inandırıcılık kaygısı falan bir tarafa bırakılmış. Sallanmış yani...
İddianame’yi kaleme alan eller de bu sallamanın önüne arkasına bakmadan dayamışlar.
Bu ne şimdi?
“Andıç” değil mi?
Şemdin Sakık İddianamesi’nde “Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand PKK’dan para alıyordu” diye yazmak ile KCK İddianamesi’ne “Ahmet Hakan, Murat Karayılan’a direktif veriyordu” diye yazmak arasında “çamur atmak” açısından ne fark var?
Birincisine “andıç” diyorsak, ikincisine ne diyeceğiz?

Futbol yazarı olmak isteyene 7 tavsiye

BİR: Kendine taraftarı bol bir takım bulmazsan işin zor.
İKİ: Büyük kitlelerin nefretini göze almak zorundasın.
ÜÇ: İşin en başında hayli sansasyonel bir çıkış yapmalısın, yoksa “sen ne anlarsın futboldan” cümlesini kafana indiriverirler. 
DÖRT: Sebzeli ekran gösterilerine açık olmazsan kıyıda kalırsın.
BEŞ: Ya Aziz Yıldırım’cı olacaksın ya da Aziz Yıldırım karşıtı... Arada kalamazsın.
ALTI: Her durumda takımını haklı çıkaracak en az 8 argüman bulabilecek kapasitede olmalısın.
YEDİ: Hangi takımı desteklersen destekle, mutlaka mağduru oynamalısın.

Osman Can da Kemalist olmuş

“GİTTİ Kemalist yargıçlar, geldi muhafazakâr yargıçlar.”
Bunu ben söylemiyorum, iktidara verdiği destekle tanınan Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can söylüyor.
Hem de ne söyleme!
Akşam gazetesine verdiği röportajda özetle şunları diyor:
-  Toplumsal denge, yargıçlar dünyasına da taşındı.
-  Siyasette yüzde 20–30 olan Kemalistler, yargıda yüzde 80’in üzerindeydi.
-  Ama şimdi hiç olmazsa toplumun yüzde 60’ı, yargıda yüzde 70 olarak temsil ediliyor.
-  Denge biraz bozuldu ama eskisinden daha iyidir.
-  Toplumsal denge, yargıya da yansıtılmalıdır.
* * *
Ne anlıyoruz Osman Can’ın bu sözlerinden...
Şunu anlıyoruz:
Yargıda “Kemalist yargıçlar / Muhafazakâr yargıçlar” olmasında bir sorun yokmuş.
Önemli olan bunların sayısal dağılımının, sandıktan çıkan sonuçlara göre olmasıymış.
Toplumda yüzde 50 muhafazakâr varsa, muhafazakâr yargıçların oranı da yüzde 50 olmalıymış.
Toplumda yüzde 20 Kemalist varsa, Kemalist yargıçların oranı da yüzde 20 olmalıymış.
İlahi Osman Can!
Her şeyi sandığa bağlamalarıyla meşhur olan AK Partililer bile bu kadarını söylemeye cesaret edemediler.
Demek ki sende AK Parti’yi de geride bırakan bir cesaret, daha doğrusu cüret varmış.
Helal olsun vallaha...
* * *
Osman Can’a sormak isterim:
Eğer yargıçları, hukuk nosyonlarına göre değil de “siyasi mensubiyet” gibi hayli muğlak bir kritere göre belirleyeceksen...
Bu işi nasıl yapacaksın?
Nasıl belirleyeceksin bir yargıcın Kemalist mi, muhafazakâr mı olduğunu?
Evini mi gözleyeceksin?
İçki içiyorsa, karısının başı açıksa “Kemalist”, namaz kılıyorsa, karısının başı kapalıysa “Muhafazakâr.”
Bu mudur yöntemin?
Yani “büyük gözaltı” ile mi saptayacaksın?
Yoksa...
Mezhep araştırmasına girip “Alevi / Sünni” ayrımı üzerinden mi bir saptama çalışması yapacaksın?
* * *
Ben hukukçu değilim.
Anayasa Mahkemesi’nde raportörlük yapacak bir birikimim de yok.
Ama asgari izanım var.
Bu nedenle bir yargıcı, mensup olduğu görüş ve o görüşün “toplumsal dengedeki yeri” açısından değerlendiremem.
Sadece ve sadece “adil karar vermiş mi?” noktasından değerlendiririm.
Benim için “Kemalist yargıç” ya da “Muhafazakâr yargıç” yoktur.
Benim için “adalet duygusu olan yargıç” vardır.
* * *
Eski düzende ne deniyordu?
Şu deniyordu:
“Karısı başı kapalı yargıç, namaz kılan yargıç, muhafazakâr yargıç, adil karar veremez.”
Yeni düzende ne deniyor?
Şu deniyor:
“Alevi yargıç, içki içen yargıç, Kemalist yargıç, adil karar veremez.”
İki yaklaşım arasında zerre kadar bir fark yoktur.
Ve ikisi de ayağımın altındadır.
* * *
“Yargıçları siyasi mensubiyetlerine göre karar veren hukukçular” olarak gören Kemalistler ile “Yargıçları siyasi mensubiyetlerine göre karar veren hukukçular” olarak gören Osman Can arasında zerre kadar fark yok.
Osman Can, Kemalist mantığı tersine çevirerek aynen sürdürmektedir.
Bu açıdan Osman Can’a...
“Yeni Kemalist” diyebiliriz.
Hem de canı gönülden.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1509 kez okundu]
Ahmet HAKAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [51]
[24 Mart 2014] Korkuyor ... [17 Mart 2014] Önüne gelene bin tekme ... [7 Mart 2014] Günah işleme özgürlüğü ... [1 Mart 2014] Sadece uçkura odaklı muhafazakâr ahlak ... [28 Şubat 2014] Biz köşe yazarları korkak ve ikiyüzlüyüz ... [21 Şubat 2014] İstihbaratı çok seven dindarlar ... [27 Ocak 2014] Ve tekfir başladı ... [19 Mart 2013] Bir müebbet yazısı ... [18 Mart 2013] Ne istiyorsun birader ... [15 Mart 2013] Yalakalıkta zirve diye bir şey olmazmış ... [9 Şubat 2013] Pardon ama yargı zaten ele geçmiş değil miydi? ... [25 Ocak 2013] CHP'nin ulusalcıları faşizmi hortlatıyor ... [31 Aralık 2012] Makbul vatandaş olmak için tüyolar ... [25 Aralık 2012] Yuh olsun sana Levent Kırca ... [3 Aralık 2012] İmam hatipte öğrendim ben bu haylazlığı ... [1 Aralık 2012] Neden 'İyi ki Abdullah Gül var' diyemiyorum ... [23 Kasım 2012] 'Kazan kazan'dan 'kaybet kaybet'e ... [30 Ekim 2012] Çöktü bir şeyler ... [12 Ekim 2012] Namı büyük Necdet Paşa ... [6 Ekim 2012] Eğri oturdum doğru konuşacağım ... [15 Eylül 2012] Bir fotoğrafın anatomisi ... [11 Eylül 2012] Demokrasiye saygılı paşa eleştirilemez mi? ... [28 Ağustos 2012] Yeni başlayanlar için El Kaide kılavuzu ... [27 Ağustos 2012] Cihatçıları gerçekten de ayet mi motive ediyor? ... [18 Ağustos 2012] Bir de buradan bakın: Aygün neden kaçırıldı? ... [16 Ağustos 2012] Cüppeli Ahmet Hoca'yı Metris'te ziyaret ettim ... [7 Ağustos 2012] Başbakan'ın Alevi politikasını açıklıyorum ... [27 Temmuz 2012] Tüzüklerle çarpışarak mağlup olanlar: Aleviler ... [16 Temmuz 2012] Miting yasakçısını düşünmeye davet ... [28 Haziran 2012] Fethullah Gülen'in ağlama müdafaası ... [26 Haziran 2012] Son 10 günün bilançosu: Hangi bünye buna dayanır? ... [14 Haziran 2012] 'Cemaat'e dair bir muamma ... [11 Haziran 2012] Goygoycuların yaman günleri ... [1 Haziran 2012] İslam'da kürtaj ... [4 Mayıs 2012] Muhafazakârlar için tüyo Tiyatro nasıl ele geçirilir? ... [15 Nisan 2012] İyi bir insan iyi bir lider olabilir mi ... [17 Mart 2012] Yeni başlayanlar için katliamla hesaplaşma ... [15 Mart 2012] Neden? Neden? Neden? ... [5 Mart 2012] Çullan babam çullan ... [23 Şubat 2012] Aziz Yıldırım'ın Atatürk vurgusu ... [18 Şubat 2012] Yemişim AİHM kararını ... [10 Şubat 2012] İleri demokrasinin bir cilvesi daha ... [6 Şubat 2012] Al sana Ergenekon'un işine gelecek bir yazı ... [27 Ocak 2012] Pişmiş aşa su katan sorular soruyorum ... [17 Ocak 2012] Anlayana... ... [29 Aralık 2011] İdris Naim Bey'e dair sorular ve cevaplar ... [20 Kasım 2011] Neden CHP'ye vuruyorum ... [11 Kasım 2011] Atatürk yaşasaydı Sözcü'ye ne derdi ... [4 Kasım 2011] Herkes kendine tutuklu ... [9 Ağustos 2011] Süper tehlikeli bir yazı ... [23 Mayıs 2011] Artık şurası anlaşıldı: Kasetler profesyonel işi ...
Ahmet HAKAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™