Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
İktidarın dili, kiri, kalemi
13 Mayıs 2012, Akın OLGUN
, Akın OLGUN

Herkes kendi garabetini ipine gerip sergiliyor. En çok da iktidar... Mazlum siyasetinden doğan cümleler şimdi uyguladıkları haksızlıkları kamufle etmeye yarıyor. Ne kadar ezerlerse ezsinler masum olan yine kendileri oluyor. Sevdiler çünkü o ruh halini.  28 Şubat üzerine yazılan efsaneler boşuna değil. O gün ilk bayrağı çeken kendileri değilmiş gibi yaparken sol’u suçlayarak darbe destekçisi yapmak bugünün koşullarında kendisine oldukça TARAF-tar buluyor.
Devletin kir, çöpünü sol üzerinden yıkayarak temizlemeye çalışanların, iktidara yarenlik ederek abdestli solculuğa soyunmaları, eşeği sağlam iktidar kazığına bağlama güdüsünden başka bir şey olmasa gerek.
Bu Bezgin Bekirlerin sol’a karşı ürettikleri nefretin en büyük nedenlerinden biri, üzerlerine bir biçimiyle yapışmış olan “solcu” kavramından kurtulamayışlarıdır. Onu öldürüp reddiyeciliklerini kutsayarak yenidünya teranelerine uyumlu bireylerden ibaret olduklarını duyurmaya çalışmaktadırlar.
Örgütlü yaşam, örgütlü siyaset gibi kavramlardan ölümüne ürküyorlar. Bu yüzden hak ve özgürlükler mücadelesinin kenarında bile durmaktan özenle kaçınıyorlar. Sol’un yeniden kendisini sokakta hissettirmeye başlaması, onlara kendi geçmişlerini hatırlatmakta ve muhtemelen o geçmişleriyle adam gibi hesaplaşmadıkları için sürekli kaşıntıları çoğalmaktadır.
Dillerine yapışan bu cenabetli huzursuzluk her on yılda bir kendini dışarı atmaktadır. Özalizm sürecinde de ilk günah çıkaran onlar olmuştu. Ama hiç bu kadar ileri gitmemişlerdi. Şimdi devletin katliamlarını sol’a yıkmak için müthiş bir zaman ayarlamasıyla infilak ediyorlar.
Che’den başlayıp Mahir Çayan’a kadar “hepsi katildi” diye midesinden tespit yapanların alkışlandığı bir ülke artık burası. Bu nedenle zır-sağcılığın önü alınamaz yükselişine ve ayarsızlığına kuş bakışı dikiz yapan Berktay ve cenahının, bu işin strateji ve taktik meselesi olduğuna dair sahaya inmeleri boşuna değil.
Polisin, şiddet ve infazlarını meşrulaştırmaya çalışan ve bunu yaparken de insan hak ve özgürlükler dersi vermeye kalkan Önder Aytaç gibi, Berktay’ın çıkış noktası da aynı. Ne tesadüf!
Görgü tanıkları, dönemin canlı şahitleri, mağdur olanları vb herkes Berktay ve Oğur’u yalanlıyor. Yetmiyor belgeler bulunup çıkarılıyor. Ama yetmiyor... Yetmez de. Ne yaparsanız yapın, bilgi kirliliğinin bir virüs gibi yayıldığı Türkiye’de orta yere etmeye devam ediyorlar.
Bazılarının manşetlemeye doyamadığı bu haberler, birer şişirme olarak kalırken, devletin bile düşünemediği aklına getirilmiş oluyor.
Hrant’ın katillerinden hesap sormak için davayı hiç yalnız bırakmayanlarına dair “parazit” yakıştırması yaparak, “sol gruplar davanın gidişatını saptırıyorlar” diyerek hedef şaşırtanlarla, “1 Mayıs katliamını sol yaptı” diyenlerin dişlerini, tırnaklarını direnen bir avuç insanın boğazlarına geçirerek sıkmaları ve çevreye verdikleri rahatsızlıktan dolayı gururlanan soğukkanlılıkları, gerçekten neler yapabileceklerine dair insanı ürperten ipuçları veriyor.
Gizli tanıklı dosyalar üzerinden gençlerin onlarca yıl cezaevine mahkûm edildiği bir ülkede yaşamıyor gibiler. Poşu taktığı için yargılanan Cihan Kırmızıgül’e 33 yıl hapis cezası verilmesiyle de ilgili değiller. Ne cezaevinde taciz ve tecavüze uğrayan çocuklar, ne sokak ortasında “durmadı vurdum” diyen polislerin cinayetleriyle ilgililer. Gazetecilerin içeride olması, dışarıda olanların birer birer kovulup, linç edilmesi, ne yıkılan heykeller, ne “içine edilen sanat”, ne iş kazası adı altında patronlara kurban edilen işçiler, ne de Kürdün kafasına yağdırılan bombalarla ilgililer.
Ama her biri Heron uzmanıdır. Kullanım kılavuzunu Genelkurmay’a akıl verecek kadar yalamış, yutmuşlardır.
“Evet, ama” diyerek başlayan cümlelerin tümü bir biçimiyle dönüp dolanıp iktidarın mutluluk çubuğuna uzanması tamamen tesadüftür.
Başbakanın her sivri çıkışının ardından kırıp dökülenleri toplamak ve onları yapıştırıp parçalı demokrasi inşa etme yetenekleriyle şaşırtıcı bir hünere sahiptirler.
Bilimsel namusları ise yer çekimsiz bir ortamdaymış gibi hafiftir.
Böyle olmasa bu kadar aval konuşup, yazmazlardı.

(Birgün)

[Bu yazı 1216 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™