Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bir Kez Daha: Devletin Tiyatrosu...
4 Mayıs 2012, Ahmet CEMAL
, Ahmet CEMAL

Ne diyorsunuz? diye soranlar var son günlerin tiyatro tartışmaları konusunda.

Ben, diyeceğimi on beş yıl kadar önce yine bu sütunlarda demişim. Buyurun, aşağıda:

Eskiden beri düşündürmüştür beni şu devletin tiyatrosukavramı.

Burada Devlet Tiyatrosu demekten bilinçli olarak kaçındım. Çünkü Batıda, deneyimlerden yana zengin bir burjuva kültüründen süzülüp gelmiş toplumlarda Devlet Tiyatrosu ya da benzer kurumlar, devlet iktidarınıtiyatro alanında da göstersin diye değil, tiyatro sanatını desteklesin diye vardır. Dolayısıyla o toplumlarda böyle kurumlar, devlet daireleri olmayıp birer sanat kurumudur. Ama o toplumların, devletin tiyatrolarını sanat kurumu kılan çok önemli bir üst-özelliği iyi anlaşılmazsa, konu bulanık kalır: O toplumlar, devletin kendi için değil, fakat toplum ve o toplumu oluşturan bireyler için var olduğu toplumlardır.

Sonuç: Bir ülkede devletin tiyatrosuna egemen olan anlayışı, o ülkedeki devlet anlayışı belirler. Eğer o ülkenin devlet mekanizması hâlâ hizmet mekanizmasına dönüşememişse, varlık gerekçesini hâlâ geniş ölçüde kendinde bulan bir soyut kavram olarak kalmışsa, her fırsattan yararlanarak kendini vurguluyorsa, o devletin tiyatrosunun yönetimine de pek ender ortaya çıkan, çıktıkları zaman da genelde görevlerinden alınan sanattan yana yöneticilerin bakış açılarının dışında- elbette birincil olarak sanatı değil, fakat kaynağı devletteki bir iktidarı vurgulama hedefini düşünen bir anlayış egemen olacaktır.

Türkiyede, Devlet Tiyatroları ile ilgili sorunlar ortaya çıktığında hep rastladığımız değerlendirme yanlışları, yukarıdaki gerçeklerin göz önünde tutulmamasından kaynaklanmaktadır. Başka deyişle, ülkemizde devletin kendine yönelik bakış açısı tartışılmadan ve değişmeden, Devlet Tiyatrolarındaki aksaklıkların giderilebileceği sanılmaktadır.

Türkiye, imparatorluktan cumhuriyete tarihsel gelişiminin beraberinde getirdiği nedenlerden ötürü hemen hiçbir eleştiri mekanizmasını oluşturamadan geçmiş bir devletin adıdır. Bunun sonucu olarak da Türkiye, devletin ancak kendini eleştirebildiği ve dışarıdan yöneltilen eleştirilere de açık kalabildiği ölçüde güç kazanabileceği gibi bir anlayışın, yani çağdaş devlet anlayışının henüz yeterince kök salamadığı bir ülkedir. Durum böyle olunca, bu devletin elindeki bir tiyatronun, tiyatro sanatının doğrudan özünden kaynaklanan bir işlevi, yani eleştirel olma işlevini yerine getirmesi, getirse bile devletin buna ses çıkarmaması, nasıl beklenebilir?

Bugün Türkiyede devlet, vatandaşını ön planda tutmakta mıdır ki, devletin tiyatrosu ya da operası!–her şeyden önce sanat ve yaratıcılık desin? Bugün Türkiyede devlet anlayışı, devletin ancak eleştirilebildiği ölçüde güçlü olacağı gibi bir bilince ulaşabilmiş midir ki, devletin tiyatrosu da özellikle bu toplumda tiyatronun eleştirel olma zorunluluğunu duyabilsin?

Evet, bunları yazmışım on beş yıl kadar önce. Şimdi ise şunu eklemek istiyorum: Bir gün hep haklı çıkmanın bu kadar acı vereceğini bilseydim, sanırım köşe yazarı olmazdım!

Ve son olarak, bir de sorum var bazılarına: Bu kadarı yetmez, ama evet! demiştiniz, yanlış hatırlamıyorsam. Peki şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Bu kadarıyeter mi?

(Cumhuriyet)

[Bu yazı 1246 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™