Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Sosyalizm "inşallah-maşallah" ile gelmez
2 Mayıs 2012, Barış İNCE
Tüm burjuva basın kuruluşları 100 binlerin alana sığmadığı 1 Mayıs’ı iki unsur üzerinden verdi: Taraftar gruplarının renkli görüntüleri ve “Antikapitalist Müslüman Gençler”in eylemi… (Arada taksim alanında "köpek ile kuşun benzersiz dostluğu"nu gösteren kuruluşlar da oldu ama o kadar kayda değer değildi.)
 
1 Mayıs’ı apolitikleştirmeyi kendisine dert edinen burjuva basınından anlaşılır tavırlar bunlar… Ancak işi ilginç kılan, kendisini solda tanımlayan pek çok yazarın da 1 Mayıs’ı bu iki gruba indirgemesi. Muhtemelen yarından itibaren de tefrika halinde bu grupların ne cici olduğuna dair nice yazılar okuyacağız.
 
Fatih Camii’nde kılınan namaz sonrası 1 Mayıs yürüyüşüne katılan bu gruba hiçbir sol yapının “neden buradasın” dediği görüldü mü? Hayır. Kendilerince kapitalizme karşı tavır geliştiren bu tarz gruplar dindar yoksullarda patronlara dair bir farkındalık yaratabilir mi? İlk etapta belki… Bu iyi bir şey midir? Evet. Peki buradan sol politika üretilebilir mi? Hayır.
 
Neden mi?
 
Her şeyin din ile açıklanmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Siyasetin ana belirleyeni din… Sosyalizmi anlattığında “Sen onu bırak da Allah’a inanıyor musun önce onu söyle” diyen buluğ çağı gencinin mantığı ile yapılıyor siyaset. Hal böyle olunca solun tek yükselebileceği alan da dini öğrenmek, hatta mümkünse camiye gitmek gibi gözüküyor kimilerine. Bu durum  “Türkiye’nin yapısı gereği” gibi ultra sosyolojik analizlerle de süsleniyor.
 
Dinler tarih boyunca çeşitli biçimlerde siyasallaşmışlardır. Bu siyasallaşmalarda da başat rolü egemenlerin tercihleri belirlemiştir. Hal böyle olunca dinci yaşam tarzını bu toprakların olmazsa olmazı kabul edip onunla uyumlu bir siyasi hat geliştirmek baştan yanlış bir tercihtir.
 
Bu tezlerin ortak noktası, toplumdaki dinci yaşam biçiminin hangi siyasi koşulların sonucu olarak gerçekleştiğidir. Yani Yeşil Kuşak, 12 Eylül, Özalcı politikalar, AKP ile ranta endekslenen siyaset gibi parametreler es geçilerek bugünkü muhafazakarlık anlaşılamaz. Eğer dinci gericiliği bir sonuç olarak görüyorsanız, onu değiştirmek için nedenlerini ortadan kaldırmanız gerekir. Yok eğer değişmez bir veri olarak kabul ediyorsanız tarihsel materyalizme aykırı bir tespit yapıyorsunuzdur.
 
İleri bir siyasi atmosferde, politik alan dinli-dinsiz ayrımıyla değil emek-sermaye, ezen-ezilen ayrımıyla şekillenir. Yoksulların solla buluşmasını sağlayacak olan İslamcılarla kol kola girmek değil, tarihsel zıtlık olan ezen-ezilen kavgasını ortaya çıkarmaktır. Mücadeleci dayanışma pratikleri, sokakta verilecek hak kavgaları bu ayrımı ortaya çıkarma çabaları olacaktır.
 
Öte yandan 8 yaşında kızların başını zorla kapatan, imam nikâhlı tecavüzleri meşru gören, okullara seçmeli (siz zorunlu diye okuyun) din derslerini dayatan muhafazakar iklimle mücadele etmek de solcuların ihmal edebileceği bir şey değildir. Bu gerici havayı doğal kabul edip onu içeriden fethetme çabaları, sonu belli olmayan bir pragmatizme tekabül eder.
 
1 Mayıs’ta kendisine “antikapitalist Müslüman” diyen gençler neden Müslüman kimliğini vurgulama gereği duymuş? Sendikalarda yürüyen işçilerin hepsi dinden çıkmış kişiler mi? Onların içinde Müslüman yok mu? Ya da Müslümanlık ezilen bir kimlik mi ki bu kimliğe sahip çıkma mücadelesi içerisindesiniz? Müslümanlık sizin de sıkça dediğiniz gibi yüzde 99’luk bir oransa problem ne? Buna rağmen Müslüman kimliğiniz eziliyorsa kim eziyor? AKP mi? Yüzde 1’lik azınlık mı? “Antikapitalist Türk gençler” diye bir grup çıksa yarın Türkiye’de, komik olmaz mı?
 
Bunun yanıtı aslında taşıdıkları bir dövizde saklı: “İslam sosyalizme, sosyalistler İslam’a” Yani özcesi, “Din özünde sosyalizmi salık veriyor öyleyse sosyalistler de boşa uğraşmasın, imana gelsin..” Bu totalci ya da cihatçı bakışla “dinsiz” sosyalistler dine çağırılıyor, dinsiz sosyalistlerle hareket eden emekçilere de doğru yol gösteriliyor.
 
Bu dilin temel derdi yoksulları örgütlemek mi, yoksa sosyalistlerin örgütlü mücadeleye çekmek istediği emekçiler arasında dinli dinsiz ayrımı yaratmak mı? “Müslüman kortej”e girmeyen emekçiler dinden çıkmış mı olacak? Bu sorulara akıl hocalarımız, bir yanıt verse de emekçiler de maazallah yanlış yollara girip tinerci vb... olmasa.
 
“İnşallah sosyalizm” gelir demişler… Sosyalizmi istemek, temenni etmek makuldür. Ezilenler “inşallah bir gün devrim olur” diye temenni eder. Ancak devrimciler şunu bilir ki sosyalizmi getirecek olan tanımlı muhalefet dinamikleridir. Marx’ın işaret ettiği sınıftır. Sünni İslam’ın bu denli baskın olduğu bir ülkede Sünni kimliğini öne çıkarıp onun üzerinden siyaset yapmak dindarlık değil, dinciliktir.
 
Sosyalizm “inşallah-maşallah” diyerek gelmeyecek maalesef. Nereden mi biliyoruz? Elhamdülillah Marksistiz.
[Bu yazı 1235 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™