Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Olmayan demokrasi ihraç edilemez
29 Nisan 2012, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen perşembe TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı hayli iddialı konuşmadan şu başlıklar öne çıkarıldı:
“Ortadoğu’da değişim dalgasını yöneteceğiz... Bu Ortadoğu’nun sahibi, bölgesel düzenin öncüsü olacağız...”
Çok sorunlu bir büyüklük duygusunu yansıtan bu sarsıcı ifadeler bir Dışişleri Bakanı’nın ağzından çıkmışsa, tabii ki başlık olmayı hak ederler...
Ama aynı konuşmada, kendisi farkında olsun ya da olmasın, bütün bu iddiasıyla tezat içindeki bir yetersizlik ve çaresizliğin de itirafı vardı...
Okuyalım:
“Suriye’deki sorunun çözümü için bugüne kadar hiçbir ülke bizim kadar samimi ve yoğun bir çaba sarf etmemiştir. Suriye’deki bu insanlık dramının yaşanmaması için altını kaldırıp bakmadığımız hiçbir taş, başvurmadığımız hiçbir diplomatik yöntem, aramadığımız hiçbir çare kalmamıştır. Elimizden gelen her çabayı gösterdik. (...) Daha ortada Arap uyanışının hiçbir işareti yokken, ikili ilişkilerimizin en iyi olduğu dönemlerde biz Suriye yönetimine reform yapmanın elzem olduğunu defalarca anlattık, telkinlerde bulunduk.”
Peki, netice ne olmuş?
Sahip olunan bütün imkânlar kullanılmış ama Suriye’deki krizin mevcut trajik boyutlara erişmesinin önüne geçilememiş.
Çünkü elden ancak bu gelmiş.
Kapasite bu kadarmış...
İdeolojisini, dünya görüşünü, doğrusunu, yanlışını şimdilik bir kenara bırakalım... Bugünkü Türk dış politikasının en büyük sorunlarından biri, aşırı iddialı söylemi ile gerçek kapasitesi arasındaki uçurumdur.
Aradaki makas açıldıkça, ölçüsüz risklerin belirmesi de kaçınılmaz oluyor.
“Ortadoğu’da değişimi yönetmek, bölgenin sahibi ve düzeninin öncüsü olmak” gibi abartılı iddiaların hakkını veremeyince “başarısız” addolunursunuz. Ne de olsa performansınızın ölçütü, yarattığınız beklentileri hangi oranda karşıladığınızdır.
Sözlerinize güvenip size bel bağlayanlarda sukut-u hayale yol açmanın neresi iyidir?
Bu açıdan bakınca, Sayın Ahmet Davutoğlu, Cumhuriyet döneminin en iddialı ve bu nispette en başarısız dışişleri bakanı olmaya doğru ilerlemektedir.
Sonunda, büyük söz söyleyip küçük lokma yemekle kalsanız bile birileri sizin bu emperyal üslubunuza bakıp bölge üzerinde hegemonyacı niyetleriniz olduğu zehabına kapılabilir. Etrafı işkillendirip, rakip güç odaklarının karşı tedbir düşünmelerine neden olmanın ne gereği var?
Diğer taraftan, söz konusu zaaflar yalnızca bu iktidarın dış politikasını eleştirenler tarafından görülmüyor.
İktidardan uzak olmayanlar da var bu “durum tespiti”ni yapanlar arasında. Mesela, “Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu”.
Kısa adı USAK olan Ankara merkezli düşünce kuruluşunun bu ay yayımladığı ilginç raporun başlığı “Türkiye’nin Ortadoğu’daki Güç Kapasitesi Mümkünün Sınırları”...
Raporda, Davutoğlu’nun iddialarının tam aksi yönündeki gerçeklere işaret eden kritik saptamalar yer alıyor.
Mesela şu ifadeler rapordan:
“Bölgesel aktörlerin, küçük ya da büyük, Türkiye’nin takipçisi olduğu söylenemez. Türkiye’ye gösterilen ilginin bu açıdan şimdilik ‘kuru sempati’ düzeyinde kaldığı görülmektedir. Yapılacak hatalar ya da bazı söylem ve politikaların Arap dünyasındaki muhataplar tarafından yanlış anlaşılması, Türkiye’ye yönelik teveccühü hızlı bir şekilde eritebilme ihtimalini barındırmaktadır.”
Şu paragrafta da Türkiye’nin en geniş toplumsal uzlaşma temelinde bir çoğulcu ve özgürlükçü demokratik düzen meydana getirmeden, Ortadoğu için ne “rol model” olabileceği ne de “Düzen kurucu ülkeyiz” deme hakkını kazanabileceği hatırlatılıyor:
“Türkiye’nin hangi değerler üzerinden bir ‘rol model’ ya da ‘imrenilecek ülke’ konumunda olduğu hususu oldukça tartışmalıdır. Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikasında hangi değerleri projekte ettiği ve nasıl bir ‘rol tanımı’ içinde olduğu yeterince net değildir. Üstelik muğlak da olsa uygulanan politika, Türkiye’de iç siyasetin aşırı kutuplaştırıcı etkisi nedeni ile sistematik olmaktan uzaktır. Türkiye’nin iç siyasette toplumsal uzlaşma oluşturamaması ve Kürt sorunu gibi yapısal meselelerin çözümüyle ilgili kararlı adımların atılmaması dış politikada çelişkili hamleleri ve verimsiz tartışmaları beraberinde getirmektedir.”
USAK çalışmasında varılan sonuç, “Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyası ekseninde beklenti-kabiliyet açığından mustarip bir ülke olduğu, eksikliklerini gideremediği sürece ‘bölgesel lider’ olamayacağı” yönünde...
2009’dan bugüne AKP dış politikasının ölçülebilir yegâne başarısı, iç politikada kaydedildi. Türkiye bölgenin lideri değilken, öyleymiş gibi konuşanlar ve yazanlar sayesinde milliyetçi-muhafazakâr seçmen de böyle olduğuna bir ölçüde ikna edildi ve bu algı sandığa oy olarak yansıdı. Ancak Suriye krizi artık bu algı yönetimine izin vermiyor.

(Milliyet)

[Bu yazı 1365 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [14 Haziran 2012] Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [26 Nisan 2012] Ankara'nın tek ortağı Barzani ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [1 Aralık 2011] Böyle özür dilenmez ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [17 Temmuz 2011] Anlamsız savaş, popülist siyaset ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [26 Haziran 2011] Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™