Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Ankara'nın tek ortağı Barzani
26 Nisan 2012, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Türkiye’nin, İran gibi dünya sisteminin belalısı bir komşuyla “sıfır sorun”unun olamayacağı, gören gözler için en başından belliydi. Bu sakıncalı politik stratejide ısrar ettiği nispette Türkiye’nin dünyayla büyük sorunları olan bir ülkeye dönüşeceği aşikârdı.
Neticede AKP Türkiye’sinin İran’la sıfır sorunu falan olamadı; tam tersi gerçekleşti. Çünkü iktidardaki patent sahipleri “sıfır sorun”un lafında ısrar etse de, uygulamada İran’la bu sakıncalı politikayı ileri götürecek kapasiteden yoksundu Türkiye... Dünya sistemiyle çatışmayı seçtiğinde uğrayacağı kayıpların telafisi olamazdı.
Benzer bir siyaset çöküşü Suriye ile de kaçınılmaz biçimde vuku buldu. Ama Suriye’nin sistemle olan sorunlarından ötürü değil... AKP Türkiye’si, “kendi halkıyla da büyük sorunları olan bir komşu rejimle sıfır sorununun olamayacağını” yaşayarak öğrendi.
Dolayısıyla bugün AKP’nin dış politika liderlerinin karşısına geçip, “Sıfır sorun diyordunuz, hani ne oldu?” minvalinde, alay eder gibi hesap sormak hakkaniyete sığmaz. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Başbakan Erdoğan’ı “komşularla sıfır sorun”dan saptılar diye eleştirmek, zımnen, “sıfır sorun”a hiç de hak etmediği bir geçerliliği atfetmektir.
Ne yapsalardı? Matah bir politikaymış gibi “sıfır sorun”da, yani yanlışta ısrar mı etselerdi?
Ama madalyonun bir de öteki yüzü var.
Maharet, berbat komşularla bir sorun yokmuş gibi yapmakta değil, o çelişki ve sorunları yönetebilmektedir.
Bu sorunların çetrefilliğini en azından derinleştirmeyen bir diplomasi dili ve tarzına sahip olmak, Türkiye’nin acil ihtiyacıdır.
Ama bakın bugün Türkiye, diplomasi geleneğinde incelik, ölçü ve denge geleneği sanki hiç olmamış gibi, ifrattan tefrite savrulan bir ülke görünümünde.
Üç yıl önce biri bana “Yakın bir gelecekte bu bölgede Türkiye’nin işbirliği yapabildiği sadece bir komşusu kalacak” deseydi, “komşularla sıfır sorun”un iflasını o günlerde matematik bir doğrulukta mukadder görmüş olan bendeniz bile “O kadar da değil, çok abartıyorsun” derdim ona.
Ve sorardım elbette; “Kim olacakmış peki bu müstesna iyi komşumuz?” diye...
Cevap “Kürt Bölgesel Hükümeti” olsaydı “Hadi oradan” mı derdim, yoksa başka bir laf mı çıkardı ağzımdan, yazmayayım en iyisi.
Bugün, üç yıl önce söylenseydi en hafifinden “Hadi oradan” diye tepki göstereceğim bir durumda Türkiye.
Ankara’nın bölgedeki “en yakın” değil, “tek” ortağı Barzani.
Çünkü Bağdat’la ilişkiler berhava edildi. Bir zamanlar Irak’taki her kesimle iyi münasebetler içinde olmakla övünen Türkiye’nin, daha ABD ülkeden çekilmezden önce izlemeye başladığı Sünni yanlısı müdahil politikalar nedeniyle “™ii Irak” yabancılaştırıldı.
Suriye malum... Türkiye kendi kendisini köşeye sıkıştırmış durumda. Müslüman Kardeşler’in ülke bütününde iktidar olmadığı her durumda Ankara’nın işi zor.
İran’la örtülü bir “soğuk savaş” hüküm sürüyor.
İsrail’le açık soğuk savaş var.
Ve geriye kalıyor bir tek Barzani...
Sakın yanlış anlaşılmasın; Irak Kürtleriyle ve genelde bütün Kürtlerle Türkiye’nin stratejik ve tarihsel ortaklık kurmasından yanayım. Ama bölgede koskoca Türkiye’nin tek ortağı olarak Barzani kalmışsa, endişe verici bir vaziyet söz konusu demektir.
O oranda da Barzani’nin becerisine şapka çıkarmak gerekiyor.
20 yılı aşkın bir süredir ustalıklı bir bağımsızlık stratejisi uyguluyor. Taktik planda, çevresindeki başkentlerin zaaf ve yanlışlarını maharetle kullanıp, kendisini kilit bir konuma yerleştiriyor; etkinliğini, potansiyelinin çok ötesinde artırıyor. Türkiye karşısındaki pozisyonuna bakalım mesela...
Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözememesinden en çok faydalananların başında Barzani gelir.
Türkiye açısından Barzani, son olarak Suriye Kürtlerinin Suriye’de kalmalarını temin gailesinde önem kazandı. PKK’ya karşı Barzani’yle işbirliği zaten her dönemde çok önemliydi.
Ankara’nın “™ii Irak”la ilişkileri kötüleştikçe, denge unsuru olarak Irak Kürtleriyle işbirliği daha bir ehemmiyete bindi ve bundan da Barzani kârlı çıktı.
“Irak’ın bölünmesi” Ankara açısından kendi Kürt sorununa rağmen bir kâbus değil artık. Bundan faydalanacak olan yine Barzani ve Kürtler.
Petrol zengini Kürt bölgesiyle olan iktisadi ilişkiler Türkiye açısından siyasi nedenlerle kolayca koparılıp atılabilir olmaktan çoktan çıktı bu arada...
Kürt lider, ABD’nin Irak’taki tek güvenilir müttefiki ve bu özellik ona Ankara ve Bağdat’a karşı da koruma sağlıyor.
Irak Kürtleri öteden beri İsrail’in desteğini bir biçimde hep aldılar. Şimdi ise Kürt bölgesinin İran içindeki İsrail casusluk faaliyeti ve operasyonlarının gizli üssü olduğuna dair enteresan haberler dolaşıyor ortalıkta.
Kürt liderin dehasını küçümseyen hata eder.

(Milliyet)

[Bu yazı 1424 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [14 Haziran 2012] Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [29 Nisan 2012] Olmayan demokrasi ihraç edilemez ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [1 Aralık 2011] Böyle özür dilenmez ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [17 Temmuz 2011] Anlamsız savaş, popülist siyaset ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [26 Haziran 2011] Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™