Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi
17 Nisan 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

EMEKLİ orgeneral Çevik Bir’in sorgusunda şöyle bir soru da sorulmuş: “Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi psikolojik harekâtın bir parçası mıydı?”
 

İlginç bir soru. Acaba savcılar o günleri hatırlayamayacak kadar gençler miydi diye düşünmeden de edemedim. Sanırım hep birlikte tekrar hatırlamamızda yarar var:
Susurluk’taki o meşhur kaza olduğu gün, Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni’ydim. O gece, haber merkezinde çalışan Ertuğrul Mavioğlu, kazada ölen Mehmet Özbey’in, Abdullah Çatlı’nın takma adı olduğuna dikkatimizi çekince Radikal ertesi gün şu manşetle yayımlandı: “Gladio, kamyona çarptı!”
O gün ve sonraki birkaç gün diğer gazetelerde kaza, ilginç bir trafik kazası olarak görüldü, Radikal hariç. Radikal’in ertesi günkü manşeti “Devlet Çetesi” idi!
Radikal, o günden itibaren başta o zamanki Ankara Temsilcisi İsmet Berkan ve Ankara Bürosu muhabirleri, İstanbul’da Haber Merkezi ve Tuncay Özkan ile bu işin peşine düştü.
Düğüm yavaş yavaş çözüldü. O günlerde iktidarda bulunan Necmettin Erbakan hükümeti ve başta Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ile İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın (kazadan bir hafta sonra istifa etmişti) yoğun baskısına rağmen vazgeçmedik. O günlerde yaşadıklarımızı anlatmama gerek yok.
“Devlet için kurşun yiyenin de kurşun atanın da hükümet için aynı olduğu” günlerdi.
Radikal’i takip eden gazeteler de olayın değişik yönlerini deşmeye başladıklarında faili meçhullerden, karanlık işlerden sorumlu bir derin yapılanmanın olduğu su götürmez bir şekilde ortaya çıktı. “Aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri de bunun sonunda oluşan sivil girişimin eseriydi.
Başlangıçta katılım sınırlıydı, ta ki Necmettin Erbakan çıkıp eylemcileri “Gulu gulu dansı yapıyorlar” diye niteleyene kadar. Ondan sonra eylem kitleselleşti, hükümete karşı bir eyleme de dönüştü.
Erbakan’ın o tarihte bu eylemi neden böyle nitelediğini tahmin etmek zor değil. Ortağı zor durumdaydı, ona arka çıkmak istedi.
O dönemin askeri üst kadroları da aslına bakarsanız bu çetenin ortaya çıkmasından hiç hoşnut değildi, “terörle mücadele” gerekçesi bu tür yasadışı oluşumların varlığının o kadrolarca da “normal” kabul edildiği bir dönemdi. Nitekim TBMM soruşturmasına davet edilen askeri yetkililerin hiçbiri katılmadı. Bugün Ergenekon Davası’ndan yargılanan başta emekli general Veli Küçük olmak üzere birçok Ergenekon sanığının adını da o dönemde duyduk, ilişkilerini gazeteciler açığa çıkardı.
Hafızası zayıf bir toplumuz, bazı şeyleri böyle yeniden hatırlatmak gerekebiliyor.

Bizim duymadığımızı Füle nereden bilsin?

AVRUPA Parlamento-su’nun Yunanistan milletvekili Niki Tzavela, Diyarbakır’ın İçkale mevkiinde bulunan kemikler ile ilgili olarak “Türkiye’de Kürt toplu mezarları” başlıklı bir soru önergesi vermiş. Önergesinde, bulunan kemiklerin 1990’larda Türk güvenlik güçleri tarafından öldürülen Kürtlere ait olduğunu belirterek “Bu toplu mezarlar karşısında Avrupa Komisyonu’nun resmi tutumu nedir” diye soruyor.
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle de önergeyi “Toplu mezarlardan haberimiz var. Kurbanlar ve ailelerine adaletin sağlanması için, Türkiye’nin bu trajik olaylar üzerine ışık tutma çabalarını sürdürmesini teşvik ediyoruz” diye yanıtlamış.
Dün gazetelerimizin çoğunda bu haber “Füle’nin yaptığı gaf” diye değerlendirildi.
Şimdi bir de o bölgede restorasyon kazısı sırasında kemiklerin ortaya çıktığı günün Türkiye’de yayımlanan gazetelerini hatırlayalım. Televizyon haberlerini gözümüzün önüne getirmeye çalışalım.
Kazı sırasında bazı kemiklerin bulunduğu ortaya çıkınca, kazı durduruldu ve savcılık olaya el koydu. Gazete ve televizyon haberlerinin çoğu, bulunan kemiklerin faili meçhul cinayetlere kurban giden insanlara ait olduğu kanaatindeydi. Günlerce böyle yayın yapıldı.
Daha sonra adli tıp incelemesinde bulunan kemiklerin bazı hayvanlara ait olduğu, yüz yıllık geçmişlerinin olabileceği anlaşıldı. Bunu hangi gazetede ya da televizyonda, ilk haberin verildiği öneme layık olarak görebildiniz, okuyabildiniz?
Doğru yanıt “Hiçbirinde” olmalı.
Şimdi bizim bile zor öğrenebildiğimiz bir gerçeği, Füle’nin hâlâ öğrenememiş olmasına neden şaşırıyoruz?

Irkçılığa sıfır tolerans!

FENERBAHÇELİ oyuncu Emre Belözoğlu, Trabzonsporlu Zokora’ya “Pis zenci” diyerek hakaret etmekle suçlanıyor. Zokora’nın iddiasına göre Emre bu sözleri İngilizce olarak söylemiş.
Emre Belözoğlu da Didier Zokora’nın iddiası ile ilgili olarak “Maçın içinde tansiyon yükseldiğinde, birbirimize ağır sözler söyledik. O da bana çok kötü sözler söyledi, benim de ağzımdan bazı kötü sözler çıkmış olabilir. Söylemiş olduğu kelimeyi de sarf etmiş olabilirim. Aptalca bir kelimeydi” diye anlatıyor.
Belözoğlu, İngiltere’de Newcastle United’da oynarken de “ırkçılık” suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştı. Şu anda Fenerbahçe’de birlikte oynadığı Everton’lu Yobo’ya ırkçı hakaretlerde bulunduğu iddiası ile sorgulanmış ama sonra suçsuz bulunduğu için ceza almamıştı.
Futbolda ırkçılık meselesi ciddi bir sorun ve bundan ne ünlü oyuncular ne de taraftarlar kendilerini kolayca kurtarabiliyorlar. Bu yüzden de FİFA ve UEFA ırkçılıkla ilgili kampanyalar yürütüyor, ırkçı hakaretlere ağır cezalar veriliyor.
Maç görüntülerinden dudak okuma yöntemiyle bu iddia kanıtlanabilir mi, bilmiyorum. Maçın hakeminin de o sırada bunu nasıl olup da duymadığı ayrı bir durum. Ama kendini savunurken söylediği sözler, bu hakareti yapmış olabileceğini de düşündürüyor.
Futbol Federasyonu’nun bu işin üzerine ciddiyetle gitmesi gerekiyor. Eğer böyle bir hakaret varsa, karşılıksız kalmamalı ve gerektiği gibi ağır şekilde cezalandırılmalı.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1567 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™