Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
4+4+4 = Oblomovlar yetiştirmek.
12 Nisan 2012, Ahmet ÇINAR

Geçen hafta Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen olayı hepimiz biliyoruz.

İmamın biri (hangi mezhepten olursa olsun) din dersi öğretmeninin daveti üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir okulunda dinsel kıyafetleriyle http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/turgutluda-bir-imam-derse-gird... ">derse girdi.

Bu olay 4+4+4 diye anılan “ucube” eğitim sisteminin başlangıç noktasıdır ve sermaye-cemaat diktatörlüğünde nasıl bir eğitim düzeninin yaşama geçirileceğine dair önemli bir işarettir.

***
Başlıktaki formül zannedildiği gibi çözümü zor bir denklem değil. Alabildiğine yalın ve olabildiğince anlaşılır.
4+4+4 eğitim sistemine eşlik edecek olan yönelim, zaten uzun zamandır P+P+P formülüyle hükmünü icra ediyordu.

***
Birinci P, popüler kültür.

Sınıflı toplumlarda eğitim sistemi ve her türlü medya, sermaye sınıfının egemenliği altına girmiş bir “popüler kültür dağıtıcısıdır.” Popüler kültür, dünyayı anlamaya ve anlatmaya yönelik seçkin kültür ile halkın geleneklerine bağlı kalarak ürettiği kültürün arasında yer alır. Diğer bir deyişle üst kültür ile folk kültür arasında. Yani popüler kültür, en geniş yaşama alışkanlıklarının görsel ve sözel olarak yeniden ve yeniden üretilmesini sağlar. Popüler kültürün en belirgin özelliğinin “eğlenceye yöneliklik” olduğunu vurgulayabiliriz. Gerçekten de bu tür ürünler, tarihin bile içini boşaltmakta, tarihi dilediğince kurgulamaktadır. Son dönemde pıtrak gibi çoğalan tarih romanları furyasına dikkatinizi çekmek isterim. Diğer yandan tarihsel olduğu öne sürülen diziler, filmler, romanlar, müzikler parlatılmaktadır. Ama bu kurgulanan tarih, asla nesnel bir tarih anlayışıyla anlatılmamakta. Popülerleştirilmektedir. İçi boşaltılmaktadır.

Örneğin bir pop müzik şarkıcısının elinde Pir Sultan’ın ya da Dadaloğlu’nun herhangi bir türküsü tüm tarihsel arka planını yitirmekte, sığlaşmış, lümpenleşmiş aşk sözlerine dönüşebilmektedir.

Bu olgu, televizyonda daha kapsamlı bir uygulama alanı bulmuştur. Bakınız Amerikalı bilim insanı Lance Morrow, “Tarih, televizyonun karşısında kendini savunamaz duruma düştü” demiştir.

Popüler kültür, yaşanan sığlaşmayı, düzeysizleşmeyi romanıyla, şiiriyle, sinemasıyla, televizyonuyla, dergisiyle, kitabıyla, eğlence mekânlarıyla, alışveriş merkezleriyle gerçekleştirmektedir.

Büyülü bir dünya yaratmakta ve tüm kesimlere bu yanılsamalı dünyadan “gel gel” yapmaktadır.

***

İkinci P, playstation furyası.

Oyun kültürü. Her şeyin oyunlaştırılması, oyun haline getirilmesi yönelimi.

Playstation derken, salt mahalle aralarındaki playstation salonları anlaşılmasın sakın. Hayatımızda her şey, her alan, her unsur, her faktör hızla “oyunlaştırılmaktadır.”

Her şey: En ciddi, en entelektüel konular bile oyun haline getirilmektedir. Yarışmalar, evlilik programları, bir adaya kapanmalar, çekilişler, lotaryalar, “iddaa”lar, spor totolar, sayısal lotolar, ceplerimizdeki telefonların içinde çeşit çeşit oyunlar…

Google arama motoruna sadece “oyun” sözcüğünü yazın, bir saniyede tam 196 milyon oyun sitesi çıkmakta karşımıza. Ve insanlar hummalı bir biçimde, gözleri kan çanağına dönesiye, beyinleri sulanasıya, hırsla o oyunlarla meşgul olmaktadırlar.

Sadece bir ekrana odaklanıp edilgenleşerek, saatlerce aynı noktaya bakmak ve tek bir hedefe kilitlenmek ve de bunu yemek yer gibi, su içer gibi her gün sürdürmek; insanı insanlığından çıkartmaya yeter de artar bile.

Oyun ve yarışma kültürü, bir kanser hücresi gibi toplumun her alanına sirayet etmektedir.

İnsanlarımız, oyunu ve yarışmayı içselleştirmekte, her şeyi ve herkesi rakibi gibi görüp, nasıl yenerim, nasıl oynarım, nasıl geçerim, nasıl ezerim, nasıl kazanırım diye çıldırmaktadır. Toplumsal bir çıldırıdır bu.

***

Üçüncü P, pornografi.

Son on yılda üçüncü sayfa haberlerinin gittiği yönü fark ediyor olmalısınız: Tecavüz-taciz- ensest konulu yüzlerce haber akıp gitmektedir gözümüzün önünden. Çocuklarını pazarlayan ebeveynlerden tutun da teşhirciliğe, röntgenciliğe kadar ülkenin her köşesi cinsel suçlar cennetine dönüşmüştür. İşin korkuncu, artık bu tür haberler, eskilerin deyimiyle vaka-i adiyedendir, sıradanlaşmıştır, kanıksanmıştır.

Dinselliğin bunca yükseldiği bir toplumda cinsellik niçin bu denli tavan yapmıştır?

Toplumun bunca dinselleştirilmeye çalışıldığı bir toplumda, cinsel suçlardaki bu denli artış neye dalalettir?

Çünkü…

Çöküş dönemlerinin en başat özelliğidir bu.
Bağnaz bir dinsellik ile bozulmuş bir cinsellik birlikte yükselir: Lümpenleşmedir.
Kopkoyu bir dincilik ile duygudan arındırılmış cinsellik doğru orantılı ilerler: Bayağılaşmadır.
Dinsellik ile cinsellik en bozulmuş şekliyle yaşanmaya başlanır: Çöküştür.

Geçenlerde bir arkadaşım dikkatimi çekti: Google arama motoruna “liseli” yazdığınız vakit, karşınıza yüzlerce pornografik site çıkmaktadır. Bu toplumsal bir çıldırma hâlidir.

Şunu söylemek gerekiyor bir kere, pornografi libidonun katilidir. Porno, libidoya düşük yaptırmaktır. Porno, insansızlaştırmadır. Kalınbağırsağına kadar kamera sokulmuş bir kadının ya da erkeğin, aslında bir insan olduğunu düşünmezsiniz bile. Çünkü porno izleyicisi, pornoda gördüğü organların, bir insana ait olduğunu, bir hayata ait olduğunu unutur. Kadını ya da erkeği, gelmişi ve geçmişi olmayan, insansızlaştırılmış bir vagina-meme-penis döngüsüne hapseder pornografi. İnsanlığa, akla, psikolojiye zarar veren ve milyonlarca doların döndüğü vahşi bir sektördür artık.
Son zamanlarda bazı liberal parfümlü, özgürlük şampiyonu ağabeyler ve ablalar türedi medyada, köşe yazarı adı altında. Porno savunusu yapıyorlar. Pornonun özgürlük olduğunu savunuyorlar. Özgürlüğü, porno gibi sorunlu alanlar üzerinden savunmak, ciddi ciddi sorunludur.

İşte bugünkü egemen medya, alabildiğine pornografiyi savunan, insanların mahremiyetini ihlal eden, yatak odalarını dikizleyen hayâsız bir tutum içindedir.

Üstelik de bu furya, dinsellikle birlikte büyümektedir.
Gazetenin cuma sayfasında her türlü dinsel propaganda, bir sayfa ötede Haydar Dümen…
Televizyon ekranlarında ilahiler, mevlitler, hutbeler, yarım saat sonra post-pornografik diziler, yarışmalar, magazinler...
Bağnaz bir dinsellik ile bozulmuş bir cinselliğin başbaşa ilerlediği bir toplumsal yapı.

Son bir not: İşittiğim zaman hayretler içinde kaldığım bir gerçek de “türbanlı porno” adıyla bir pornografi türünün çıkması. Yine google’a “türbanlı porno” yazdığınızda 0,09 saniyede 55 milyon 100 bin adet sonuca ulaşabiliyorsunuz!

***

İşte… 3P dediğimiz popüler kültürle, playstation hırsıyla ve pornografi bağımlılığıyla aklı, ruhu, bedeni, duyuları ve duyguları teslim alınan bir toplum dizayn edilmiştir.

Dizayn edilen bu toplumun devamı ve sürekliliği, 4+4+4 diye anılan ucube sistemle sağlanacaktır.

Popüler kültür salgısıyla toplum vasatlaşacak; playstation hırsıyla birbirini yenmek için yarışan, kazanmayı tek ölçüt sayan bir algı yerleşecek; pornografi bağımlılığıyla da insanlıktan çıkan, tüm duyuları ve duyguları dumura uğrayan sürüler yetişecektir.

4+4+4 sistemi, edilgen, tepkisiz, biat eden, boyun eğen, soru sorma melekesini yitirmiş, yalnızca popüler vasata fit olmuş, yaşamı oyun gibi görüp iyi oynayanın kazandığına inanan, hedonist, hazcı sürüler yetiştirmeye yarar.

***

Bu Oblomovluktur.

Gonçarov’un ölümsüz romanı Oblomov, anlattığı hikâyeden çok, yarattığı “Oblomov” karakteriyle önem kazanmıştır.

Bu roman üzerine mücevher değerinde bir eleştiri olan “Oblomovluk Nedir” başlıklı metni yazan N.A. Dobrolyubov, Oblomovları şöyle anlatır:

“Oblomovların karakteristik özellikleri nelerdir? Dünyada olup biten her şeye karşı duyumsamazlığından kaynaklanan tam bir atalet, hareketsizlik, ilgisizlik…”

“Boyun eğdiğinin farkında olduğu hallerde bile boyun eğmekten vazgeçmezler.

Kafaları tam bir kaos içindedir. Bir şey yapmaya alışmamışlardır, dolayısıyla neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını tam belirleyemez, bu yüzden de bir şeyi ciddi bir biçimde var kuvvetiyle isteyemez. İstekleri biçimseldir ve istek olarak kalır: ‘Şöyle bir şey olsa ne güzel olurdu’ der, ama o şey nasıl öyle olacaktır, bilmez.”

“Açıktır ki Oblomov istekleri, hevesleri, gönül akışları olmayan, duygusuz, küt bir tembel değildir; onun da hayatta aradığı, düşündüğü bir şeyler vardır. Ama isteklerini, arzularını kendi çabasıyla değil de başkalarının çabasıyla yerine getirme alışkanlığını –bu rezil, iğrenç alışkanlık- ondaki gevşekliği, duyumsamazlığı, hareketsizliği geliştirmiş ve onu ahlaki bakımdan zavallı bir köle durumuna düşürmüştür.”

Oblomovlar, iradesiz, edilgen, miskin varlıklardır.
Kadere boyun eğerler.
Harekete geçmez, geçemez. Erteler. Öteler. Bekler. Durur.

***

4+4+4 eğitim sisteminin yaratmak istediği insan, işte böyle bir insandır.
Sermaye sınıfı diktatörlüklerinin tam da istediği toplumsal yapıdır bu.
4+4+4, P+P+P’ye eşittir, P+P+P ise Oblomovluğun ta kendisidir.
4+4+4 çöküştür, karanlıktır, yok oluştur.

(SolHaber)

[Bu yazı 1486 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™