Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
12 EYLÜL YARGILAMASI BİR ALDATMACADIR
4 Nisan 2012, Av. Başar YALTI
, Av. Başar YALTI

“12 Eylül Dönemi” olarak anılan sürecin bilançosu ağırdır.

Kesin olmayan verilere göre dönem içerisinde; 650.000 kişi gözaltına alınmış, 1.683.000 kişi fişlenmiş, Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde açılan 210.000 davada 230.000 kişi yargılanmış, bu yargılamalarda 517 kişi hakkında ölüm cezası verilmiş, bunlardan 50 kişinin cezası (23 ü adi suçlu) infaz edilmiş, 18.525 kamu görevlisi hakkında soruşturma açılmış, 30.000 kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış, 3854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verilmiş, 400 gazeteci için toplam 4.000 yıl hapis cezası istenmiş, 23.677 derneğin faaliyeti durdurulmuş, 388.000 kişiye pasaport verilmemiştir.

Bu sayıları çeşitlendirmek mümkündür.

12 Eylül öncesinde yaşanan; 1 Mayıs, Kahramanmaraş, Çorum olayları, 16 Martta 7 öğrencinin katledilmesi, Abdi İpekçinin öldürülmesi gibi olaylar sonucunda, kaos ve kargaşanın hat safhaya ulaşması sonucunda “can ve mal güvenliğinin” kalmadığı, böyle bir ortamın kabulünün mümkün olmayacağı bir gerçek ise de, 12 Eylül darbesinin yapılmasına hazırlık olarak bu ve benzeri olayların kışkırtıldığı bilinmektedir.

Kısacası tablo korkunçtur.

Özellikle “sol çevrelerin” üzerinden buldozer gibi geçen 12 Eylül faşizmi, tekelci sermayenin taleplerini (24 ocak kararlarını) bir bir gerçekleştirmiş, hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir anayasa ile işlevini tamamlayarak siyasal alanı kendi ardılları olan "sivillere" terk etmiştir.

Yaşanan kısmi bir normalleşmeden sonra, 24 Ocak kararları etkisini yitirmiş, 1990 lı yılların sonundan itibaren ekonomik ve sosyal ortam yeni düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Türkiye, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizinden sonra tam bir siyasal alt-üst oluş yaşamıştır. Kemal Derviş dönemi olarak anılan bu dönemde sermayenin isteği doğrultusunda gerekli düzenlemeler yapılmış, ekonomik stabilite kısmen sağlanmıştır. Anccak, Koalisyon Hükümeti kendi içinde anlaşmazlığa düşerek seçim kararı almıştır. Böyle bir ortamda, 12 Eylül 1980 siyasal düzenlemelerinin tam tersini yapacağını iddia eden, demokrasiyi ve özgürlükleri genişleteceği sözünü veren AKP, Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimleri kazanmayı bilmiştir.

İktidardaki ilk bir-iki yılı tedirlinlik içerisinde geçiren AKP'nin, emperyalizmin Ortadoğu’daki vazgeçilmez yeni bekçisi olduğu kısa sürede anlaşılmıştır. AB nin ve ABD nin ortadoğu politikalarının yürürtücüsü haline gelen AKP'ne, iç politikada yürüttüğü İslamcı politikalar bakımından dış güçler tam destek sağlamıştır. AKP bu durumdan yararlanarak; aymazlığı çok belli kesimlerin açık, hatta kraldan çok kralcı desteği altında, demokratikleşme adı altında yaptığı düzenlemelerle, devleti tam denetimi altına almıştır.

AKP nin medyayı ve hukuku bir silah gibi kullanarak, İslamik cumhuriyeti gerçekleştirmek yönünde attığı adımlar, kimi liberal ve sol çevrelerin, demokrasinin, insan haklarının ve hukuk devletinin genişletilmesi gibi beklentilerle, AKP iktidarına payandalık yapmaları nedeniyle kısa sürede sonuç vermiş, devletin bütün kurumları 7-8 yıl gibi kısa sürede siyasal iktidarla özdeşleşmiştir.

Birinci 12 Eylülden tam 30 yıl sonra yapılan referandumla ikinci 12 Eylül, AKP iktidarının pekişmesinin ve toplumu dönüştürme projesinin başlangıcını oluşturmuştur. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan refarandum sonucunda oluşturulan yeni HSYK ve Anayasa Mahkemesi ve ardından yapılan yasal düzenlemeler ve yeniden yapılandırılan Yargıtay ve Danıştay ile yargı tam olarak denetim altına alınmıştır. Yani, yasama ve yürütmenin birliği yanına yargı birliği de eklenerek ileri demokrasinin "kuvvetler birliği" tam olarak sağlanmıştır.

Böylece, cumhuriyeti tasfiye etme projesinin devlet boyutu tamamlanmış, toplumsal dönüşüm için büyük bir aşama kazanılmıştır.
AKP, avının tuzağa düşmesini sabırla bekleyen örümcek gibi, bir yandan zamanlama stratejisi uygularken, diğer yandan, bildik bir taktiğe başvurmuştur: Oyala, bildiğini yap.

Şimdi, 12 Eylül yargılanıyor adı altında aynı taktik uygulanıyor. Olta atılmış, artık çürümüş iki kişinin şahsında, 12 Eylülün yargılanması tumturaklı gerekçelerle duyurulurken, oltaya takılanlar aynı çevreler olmuştur. AKP kurmaylarının ise köşelerinde kıs kıs güldüklerini tahmin etmek zor değil.

Oysa 12 Eylül bütün haşmetiyle sürüyor.

Ne %10 barajı, ne YÖK, ne Siyasi Partiler ve seçim yasaları değişmiş, ne örgütlenmenin önü açılmış, ne de özgürlüklerde bir milim genişleme olmuş. Ne de DGM ler kalkmış.

Ama Türkiye 2. Cumhuriyet evrilmiş, toplum muhafazakarlaşmış, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı berhava olmuş, toplumun zihinsel denetimi sağlanmış, sermaye el değiştirmiş, muhalefet susturulmuş, basın tek sesli hale getirilmiş, insanlar dinlenildiği korkusundan konuşamaz olmuş, özgüvenlerini yitirmiş, ne gam!

Üstelik, insanlarla alay edercesine, birebir 12 Eylül ürünü olan AKP, suçtan zarar gördüğü iddiasıyla davaya katılma isteğinde bulunma kararı almış!

Trajedi mi, komedi mi, ya da ikisinin karması bir durum mu, şaşırmamak mümkün değil. Yaşananlar karşısında, Jose Saramago'ya gönderme yaparak, toplumsal körlük bulaşıcı bir hastalık herhalde, demekten başka söz bırakmayan bu sonuca insanın şapka çıkartası geliyor.

Mahkeme kapısında davaya katılmak için sıraya girenler, Türkiye'de neden demokrasinin özgürlüklerin gelişmediğine güzel örnek oluşturuyorlar. Bakıp bakıp şaşırıyorum. Herkes kendi yazdığı iddianameyi okuyor herhalde? Yoksa, babası hakkında ne düşündükleri çok belli, mevcut iktidar ve iddianame yazarının, açtığı davayı en çok alkışlayanlardan biri olan "Terzi Fikri"nin oğlu, "sivil darbecilerle" hiç el ele olur muydu? Herhalde mezarından hüzünle izliyordur, olup bitenleri, Terzi Fikri...

Tablo ise hazin;
Halk hiç bu denli aptal yerine konulmamıştı.
Ülke bölünme noktasına hiç bu denli yakın olmamıştı.
Toplumsal sersemlik hiç bu denli yaşanmamıştı.
Korku hiç bu denli içselleştirilmemişti.
Körlük hiç bu denli yaygınlaşmamıştı.
Aydınlar hiç bu denli silikleşmemişti.
Solculuk hiç bu denli sefilleşmemişti.
Emek hiç bu denli sömürülmemişti.
İnandırıcılık hiç bu denli ayaklar altına alınmamıştı.
Demokrasi hiç bu denli ucuzlamamıştı.
Hukuk hiç bu denli şaşırmamıştı.
Hayat hiç bu denli kirlenmemişti.
Yazarlarımızdan Hilmi Hanta'nın iddianame konusunda yazdığı yazıda dile getirdiği gibi, "... Yasal mevzuatıyla ve tüm kadrolarıyla ülkeyi istedikleri gibi yöneten bir yapının, varlığını güçlü bir şekilde koruduğu gözetildiğinde, 12 Eylül İddianamesinin iki kişi hakkında ve baştan savma, her türlü hukuki ciddiyetten uzak şekilde yanlış yürütülen bir soruşturmayla, yanlış düzenlenen bir iddianameyle, yanlış mahkemede dava açılarak sanıkların yargılanacağını sadece “zannedebiliriz”. 12 Eylül halen oyun kurucudur. Hedef oyunu bozmak olmalıdır. 12 Eylül mağdurları bu düzeneğin parçası olmamalıdır. Bu oyunu, oyun kurucuların kurallarıyla oynamak isteyenlerin yolu açık olsun. Ancak umduklarını bulamayacaklardır." (bkz. http://www.yeniyaklasimlar.org/m.aspx?id=2055 )

Kırmızı başlıklı kız öyküsü, ilk okul çocuklarına ibret olsun diye anlatılır. Anlaşılıyor ki, bu öykünün daha çok yinelenmesi gerekiyor.

Ayrıca bilinmelidir, çocuk, babasını yargılayamaz.

İkinci 12 Eylül, birinci 12 Eylülü yargılayamaz.

Av. Başar YALTI
 

[Bu yazı 2139 kez okundu]
Yorumlar -5-
reyhan04 Nisan 2012 Çarşamba 14:03:54

çok güzel anlatmışsınız, yüreğinize ve kaleminize sağlık

Mustafa ÖZBEK04 Nisan 2012 Çarşamba 17:16:56

Çok güzel bir yorum. Teşekkür ediyorum. izin verirsen. bir tespit de ben eklemek istiyorum." İslami sermaye kendi yanına yabancı sermayeyi de çekerek daha da kök salmaktadır. Bu gidişad Osmanlının son dönem kapitülasyonları gibi kök salarak tehlike arz etmeye  başlamıştır. Korkarım, bu durum ileride 2. bir İstiklal harbini mecbur kılacatır. 

Oya Özdemir05 Nisan 2012 Perşembe 12:09:12

Sayın Yaltı,

Aklınıza, yüreğinize, kaleminize -Bilgisayarınıza- SAĞLIK... Yaşadıklarımızı o denli güzel sentezlemişsiniz ki, KEŞKE HERKESE ULAŞABİLSE... Ben, izninizle arkadaşlarımla paylaşacağım...

Sn.Yaltı, Sn.Erol Mütercimler M.Ö. toplumlarda esirlere uygulanan "MANÇURLAŞTIRMA" eyleminden söz ederdi. Bizler, o işleme tabi olmadan doğal yollardan o durumdayız.

RTE'nin öne çıkardığı toplumu meşgul ettiği düzmece gündemlerin ardından yaptıklarını bir türlü deneyleyemedik. 

Siz ve sizin gibi değerlerin değerli kalemleriyle, yol alacağımıza EMİNİM.

Saygılarımla,

Oya Özdemir 

 

Vedat Mumyapan05 Nisan 2012 Perşembe 12:23:43

     Başar kardeşim;

 12 Eylülün yargılanmasından yanayım! 12 eylül 2010 da; kendilerinin yerine başkalarının fikirlerine teşne olan düşünme özürlülerin, "evet" oyu vererek bu milletin, bu Cumhuriyetin ve bu ülkenin can damarlarının kesilmesine onay verenlerin yargılanmasından yanayım. Yine "evet" oyu verenleri çeşitli ajitasyonlar, yanlış bilgilendirmeler kısacası "gütmelerle" 12 Eylül 2010 süreci için kullanan ihanet şebekesinin yargılanmasından yanayım. Bu ülke 12 Eylül 2010 sürecine gelene kadar, demokrasi nedir bilmeyenlere karşı, "demokratik" tutum sergilediğini zanneden anlı şanlı aymazların da yargılanmasından yanayım. Netice olarak 12 Eylül yargılanmalıdır. Ama, 12 Eylül 2010 yargılanmalıdır.  Ama öyle bir imkan bu ülkenin eline geçecek mi acaba?

Selahattin OKTAY06 Nisan 2012 Cuma 22:44:47

12Eylül1980-12Eylül2010 aralığında T.C Devleti mizin ekonomi-politik zafiyetinin iyi tanımlanmış bir raporu.Kutluyorum.

Av. Başar YALTI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [57]
[10 Nisan 2017] HALKOYLAMASI VE OYLAMANIN GÜVENLİĞİ ... [4 Mart 2017] PARADİGMA DEĞİŞİYOR! ... [19 Ocak 2017] CEHALETİN TAHAKKÜMÜ ... [24 Ekim 2016] BAROLAR VE AVUKATLAR NEDEN İLGİSİZLER? ... [11 Eylül 2016] 'HUKUK DEVLETİNİN SONU' ... [9 Mayıs 2016] TÜRBANLI YARGIÇ OLUR MU? ... [8 Şubat 2016] YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TOPLUMSAL BARIŞ ... [20 Ocak 2016] YUMURTAYI BALYOZLA KIRMAK! ... [23 Kasım 2015] CUMHURİYET ... [19 Ekim 2015] İKTİDAR VE HUKUK ... [19 Ağustos 2015] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [9 Temmuz 2015] ANAYASA MAHKEMESİ NEREYE? ... [1 Haziran 2015] SEÇİMLER VE GÜVENLİK ... [1 Mayıs 2015] YARGIÇLARIN TUTUKLANMASI ÜZERİNE ... [29 Nisan 2015] AVUKATLAR SINANAMAZ! ... [16 Mart 2015] BİLGİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ YA DA BİLGİYİ SİYASALLAŞTIRMAK ... [9 Şubat 2015] "AYDINLANMA" NEYE YARAR? ... [1 Ocak 2015] 2015 YILI BAŞLARKEN. ... [15 Aralık 2014] AVUKATLAR SEÇİMİNİ YAPTI ... [10 Kasım 2014] NASIL BİR CUMHURİYET ... [28 Ağustos 2014] DEVLET BENİM ... [6 Nisan 2014] AVUKAT ... [2 Mart 2014] POLİSLEŞEN YARGIÇ ANLAYIŞI ... [12 Ocak 2014] NE DEĞİŞECEK? ... [25 Aralık 2013] DURUŞMA SALONLARI BÜYÜDÜKÇE... ... [11 Kasım 2013] ATATÜRK YAŞIYOR! ... [13 Eylül 2013] Yeni adli yıl başlarken ... [16 Mayıs 2013] Desteklediğimiz adayın kazanması halinde biz ancak mutlu oluruz ... [12 Nisan 2013] BÜYÜK GREV YA DA BÜYÜK BARO! ... [2 Kasım 2012] BAROLAR SEÇİMİNİ YAPTI! ... [24 Eylül 2012] BALYOZLA DEMOKRASİ KURULMAZ! ... [31 Ağustos 2012] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [11 Temmuz 2012] BAROLARI ELE GEÇİRMEK YA DA "AHLAKSIZ TEKLİF" ... [11 Haziran 2012] KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YOL AÇACAĞI SORUNLAR ... [3 Haziran 2012] İSTANBUL BAROSU NE YAPMALI? ... [13 Mayıs 2012] YARGIYI, YARGIÇTAN KORUMAK! ... [14 Şubat 2012] YARGI VE MİT KAVGASININ NERESİNDEYİZ? ... [1 Şubat 2012] YENİ YAKLAŞIMLAR NASIL DOĞDU, NEREYE GİDİYOR? ... [13 Ocak 2012] YARGIÇ VE VİCDAN ... [30 Aralık 2011] 2012 YE GİRERKEN YARGI VE ADALET ... [29 Ağustos 2011] AVUKATIN ADI YOK ... [5 Ağustos 2011] TSK YANLIŞLARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR! ... [4 Temmuz 2011] SON SAHNE ... [20 Haziran 2011] YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR. ... [30 Mayıs 2011] YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI ... [20 Nisan 2011] AVUKAT * ... [21 Mart 2011] TANI BUNLARI TANI DA BÜYÜ! ... [5 Mart 2011] Yargının Özelleştirilmesi Ve Çok Hukukluluk ... [17 Şubat 2011] NEREYE KADAR? ... [2 Şubat 2011] SAYGINLIK ... [4 Kasım 2010] BAROLARIN İŞLEVİ ... [27 Mart 2010] DEMOKRATİK KURNAZLIK!.. ... [25 Şubat 2010] AVUKATIN DOSYA İNCELEME YETKİSİ ... [9 Şubat 2010] BAROLAR VE DEMOKRATİK YÖNETİM ANLAYIŞI ... [4 Aralık 2009] KÖRLÜK ... [18 Kasım 2009] İRTİCAYA GÜL BAHÇESİ ... [17 Kasım 2009] AÇILIMIN HUKUKA ETKİSİ ...
Av. Başar YALTI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™