Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
İçerdekiler
1 Nisan 2012, Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ
, Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ

Yaratırken, kendimizi efendisi sandığımız “teknoloji”nin bizi ne denli acımasız ve aralıksız yoğurduğunu; biz bunu yaşarken birbirimize ne denli kurt, sırtlan kesildiğimizi gözden ırak tutmamalı.

Buhar, demir, kömür derken, sömürünün bugün bu dijital devrimle ne mene bir niteliğe ve niceliğe bürüneceğini kim nasıl kestirebilirdi ki? Maddenin toplumsal değişimi ve dönüşümü bizi, sömürünün öngöremediğimiz biçimlerini de yaratmamıza zorluyor. Bir derenin içerisinden katırlarıyla kaçakçılığa gidenlerin akıllara durgunluk veren bir teknolojiyle imhası; böyle bir teknolojinin en uçuk “luxus” olanaklarını arzulayan varsılların saraylarını yaparken işçi-kölelerin naylon çadırlarda suçsuz, günahsız yanması; Anadolu çocuklarının Afgan ülkesinde, düşen Sikorsky’lerin içerisinde can vermesi; Hiroşimalar, Çernobiller, Fukuşimalar; Silivri duruşmalarının türlü elektronik casus kulak ve gözleri; dosyalara çöreklenen dijital sahtecilikleri…

Derelerin, çadırların, zindanların içindekiler, tüm içeridekiler biz dışarıdakilere emanet iken, dışarısı diye bir şey kaldı mı sanki. Bir dışarı yaratmalı, o dışarıya çıkmalı; dışına çıkmalı tüm bunların. Bilinçle yaşadığımız iki temel durumumuz var: Düşünmek ve duyumsamak, yani düşüncelerimiz ve duygularımız… Teknolojiye tutsak verdiğimiz bu yetilerimizle sarmal bir döngüyü kurarak, sömürünün süzülmüş görüngülerini yaratıyoruz. Böylesi bir burgu aklımızı, yüreğimizi deliyor; kan revan içinde bırakıyor.

Bunları söylerken ister istemez 1995’te Washington Post ve New York Times gazetelerinin terör tehdidi altında yayımladıkları, teknoloji karşıtı bir manifestoyu ve onun sahibini, “professer” matematikçi, anarşist teorisyen ve eylemci “Unabomber”’ı, Ted Kaczynski’yi kesinlikle anımsamalıdır. Burada söylediklerim onun kaygılarına ve isyanına temel oluşturan gerekçelerinin pek azını dile getirmektedir. Belki ayrılacağım nokta, teknolojinin bizi soluk soluğa sürükleyen ve üzerinden atlamayı asla başaramayacağımız gölgemiz durumunda olmasıdır. Teknolojinin mutlak reddi insanoğlu için ölüm demekse, onun bize yaptırdıklarına ve bizim onunla yaptıklarımıza baktığımızda, onu körü körüne onaylamak da aynı derecede ölümcüldür.

Evet, teknolojinin bizi tutsak aldığı kafesin dışına çıkmayı bir biçimde başarmalıyız. Bunu akılcı sınırlar çizmekle başarabiliriz. Ama teknolojinin kendi aklına ve onu yaratan akla karşı hangi akıl bizi onunla yaşadığımız bu trajedinin dışına çekebilecektir?

Sonuçlarından bakarak reddedeceğimiz her bir şeye, başka bir yerden bakarak onay vermemeliyiz. En uçları bilebilmenin yollarını yılmadan, usanmadan aramalıyız. Belki bu bilgileri ararken düşeceğimiz yanılgılar yüzünden yaşamak zorunda kalacağımız acılar, bu bilgileri gereksinmeden süreceğimiz bir yaşamın bize dayatacağı acıların yanında pek önemsiz kalabilecektir. Teknoloji fırtınasının önünde bir yaprak gibi savrulmanın ve bunu yüceltmenin nasıl bir açıklamasının olabileceğini doğrusu bilemiyorum. Hitler’in elinde bugünkü teknolojinin olduğunu bir an düşünelim. Bugün yeni bir Hitler’in geleceğini de düşünelim. Nükleer bir silahın o gün onun elinde olmaması gerekiyordu. Bugün de onun elinde böyle bir silahın bulunmaması gerekecekse, o zaman bu silahın hiçbir yerde bulunmaması gerekmiyor mu? Üstelik hiçbir Hitler hiçbir tarih diliminde sahne almamalıdır.

Teknolojinin siyaset ve ahlak ile bu karşılıklı belirleyici etkileşimi, bunların akıllarını aşan bir aklın denetimini gerekli kılıyor. Ahlakın ahlakçılığa, siyasetin Makyavelciliğe ve teknolojinin sınırsız bir yapılabilirlik evrenine dönüşmesinin ve bu yozluk yarışında at başı gidişlerinin gelecekte insanlığı nasıl bir yaşama zorlayacağını sorgulamalıyız. Bu yozlaşmanın bugün nasıl bir yaşamı dayattığını da sormalıyız. Teknoloji günde üç beş lirayla geçinen milyarlarca insanın semtine hiç uğramıyosa; yarattığı sonuçlarla onları yalnızca eziyor ve sömürüyorsa, buradaki tersliği görmekte gecikmemeliyiz. Çözmesini beklediğimiz en zorlu sorunları önce teknoloji bizim başımıza sarıyorsa ve varoluşumuzun temel soruları karşısında hiçbir yardımının olamayacağını hepimiz biliyorsak, bu iki durumu doğru değerlendirerek gerçek çıkış yolunu bulabiliriz.

Tüm bu çerçevede en çok yargıçlara ve çaresiz kurbanlarına acıyorum. Diktatörlere ve kitlelerinin içerisinde çürüttükleri bireye acıyorum. Onları hapsolundukları sanal duruşma salonlarından, sanal meydanlardan kurtarmalıyız. Hepimiz içerideyiz ve onlar daha çok içeride. Bir dışarı yaratmalıyız!

(Cumhuriyet, Bilim ve Teknik)

[Bu yazı 1495 kez okundu]
Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [40]
[23 Aralık 2013] Türkiye Barolar Birliği'ne "Müdafaa-i Hukuk" Çağrısı ... [6 Eylül 2013] Facebook'ta Gezi'nen Yazılarımdan - 1 ... [16 Ağustos 2013] Neresi Yanlıştı? ... [4 Mayıs 2013] Hangi Barış? ... [19 Nisan 2013] Yeniden Merhaba! ... [4 Ocak 2013] "Nikbinlik." ... [7 Aralık 2012] YÖK ve Karşıdevrim-2 ... [23 Kasım 2012] YÖK ve Karşıdevrim ... [29 Eylül 2012] Başkaldırmak, Başını Bir Güneşe Doğru Kaldırmaktır ... [4 Eylül 2012] Kara Mizah ... [20 Temmuz 2012] Üniversiteler Direnin, Çok Geç Kalmadan! ... [8 Temmuz 2012] Üniversite Hali ... [23 Haziran 2012] Atatürk Cumhuriyeti Sökülürken Direnemeyen Üniversitelerimiz ... [8 Haziran 2012] "Telgrafhane" ... [27 Mayıs 2012] Bir Kassandra Çağrısı (2) ... [13 Mayıs 2012] Bir Kassandra Çağrısı ... [28 Nisan 2012] Üniversiteler Hâlâ Susuyor ... [14 Nisan 2012] Ülke Toprağını Satmayacaksın, İşçiyi Sömürtmeyeceksin... ... [16 Mart 2012] "Gülümsemek Direnmektir" ... [3 Mart 2012] Direnen Ülke ... [17 Şubat 2012] Direnen İnsan ... [10 Aralık 2011] 'Romantik Direniş', 'Alakarga', 'Akademik Bilinç' ... [25 Kasım 2011] "Direnen Üniversite" Yankılanıyor! ... [7 Ekim 2011] Tek ve Son Çare! ... [23 Eylül 2011] Üniversite Nedir? ... [9 Eylül 2011] Bir Yargıç Nasıl Adil Olur? (*) ... [26 Ağustos 2011] Düşündüşleme (*) ... [12 Ağustos 2011] Bir Yargıç Nasıl Adil olur? ... [29 Temmuz 2011] "Bir Gün Şu Hastalıklı Vatan Canlanırsa..." (*) ... [3 Temmuz 2011] Ne Dersiniz? ... [17 Haziran 2011] Yine Hayatı Olmak ... [6 Haziran 2011] Hayatı Olmak ... [21 Mayıs 2011] Dikkat Bir Aydınlanma Erdemi ... [22 Nisan 2011] Yarın 23 Nisan ... [9 Nisan 2010] HUKUK POLİTİKASI ... [25 Mart 2010] "Freirechtsschule" ... [1 Mart 2010] Vaziyet ... [22 Şubat 2010] Elsa Türkiye ... [9 Şubat 2010] HUKUK POLİTİKASI ... [26 Ocak 2010] KARA KÖMÜRDEN ACI TÜTÜNE ...
Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™