Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Davayla ilgisi olmayan bir soru
29 Mart 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

İNTERNET Andıcı davasında eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ’a mahkemede bir yargıcın sorduğu bir soru dikkatimi çekti.
 

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli albay Levent Göktaş’ın bürosunda ele geçen ve “51 No’lu DVD” olarak bilinen bir delil ile ilgili soru bu.
DVD’de kayıtlı görüntülerden biri de İlker Başbuğ’un Kudüs’teki Ağlama Duvarı’nın önünde çekilmiş bir fotoğrafı.
Yargıç bununla ilgili olarak “Bu konu hakkında bilginiz var mı” diye soruyor.
Görüntülerin davada Başbuğ’a isnat edilen suç ile bir ilgisi olmadığı çok açık.
Kudüs’e yolu düşüp de kente o kendine özgü mistik havasını veren kutsal yerleri gezmeyene ne denilir zaten bilemiyorum.
Bu görüntülerin neden o DVD’de bulunduğu ile ilgili bir soru sorulacaksa, bu sorunun DVD’nin sahibine sorulması gerekir ki o da zaten bir başka davada yargılanıyor, bu davayla bir ilgisi de iddianameye göre yok.
Bu tür büyük davalarda iddianamelerin gereğinden çok uzun olduğunu, dava ile doğrudan ilgisi olmayan deliller ile klasörlerin şişirildiğini, bunun da adil ve hızlı bir yargılama önünde engel yarattığını biliyoruz.
Savcıların iddianameleri hazırlarken göstermedikleri bu özenin hiç olmazsa mahkemelerde, yargılama sırasında gösterilmesinde yarar var.

Cami siyaset yapılacak yer değil

AKP’li Milletvekili Özcan Ulupınar, “Bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar (kesintili 12 yıllık zorunlu eğitim) bu hafta geçecek” dedi.
Milletvekili bu sözleri, Çaycuma’da bir caminin açılışı sırasında söylüyor. Cami kapısında aklına “kurşunların, bıçakların” gelmiş olması gerçekten tuhaf.
Cami, Müslümanları birleştiren bir kutsal alan! Siyasi meselelerin hele böyle bir üslupla dile getirilebileceği bir yer de değil.
Ulupınar’ın cami kapısında söylediği sözler şöyle: “Dindar bir nesilden kime zarar gelir? Vatana, memlekete, dinine, kendisine, ailesine faydası olur. Ateist, dinsiz bir gençten hiç kimseye fayda gelmez. Kafamızı gözümüzü de yarsalar, bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar bu hafta ‘4+4+4’ geçecek.”
Cami kapısında sadece siyaset yapmakla kalmıyor, bir de toplumu “ateistler, dindarlar” üzerinden kamplara ayırıyor.
İnsanlık tarihindeki büyük buluşların, toplumların yaşamını değiştiren önemli işleri başaranların içinde çok inanmış dindarlar olduğu kadar, ateistlerin de var olduğu bir sır değil.
Bu insanların, dindar ya da ateist olmasının ne önemi var?
Bu herkesin kendi vicdanıyla ilgili bir konu ve sadece kendisini ilgilendirir.
Milletvekiline sormak gerek tabii: “Eğitimde reform” mu yapıyorsunuz, yoksa çocukları kendi anlayışınıza göre tek tip yetiştirmek projesi mi yürütüyorsunuz?

Öğretmenleri bu kadar zorlamayın

MİLLİ Eğitim Bakanı Ömer Dinçer geçtiğimiz yılın son günlerinde bir genelge yayımlayarak öğretmenlerin “eş durumu” atamalarında “il ve ilçe emrine gönderilmeleri” uygulamasını kaldırdı. Uygulama önümüzdeki ağustos ayından itibaren geçerli olacak.
Böylece zaten birçok sorunla mücadele etmek durumunda olan öğretmenler, şimdi bir de “parçalanmış aileler” sorunu ile uğraşacaklar.
Bizim kamu yönetimi düzenimizde “Ben yaptım oldu” kuralı bir türlü geçerliliğini yitirmiyor.
İktidarlar geliyor, gidiyor, zihniyet aynı yerde durmaya devam ediyor.
Bakan elbette kendi doğru bildiği şekilde bakanlığı yönetme hakkına sahip. İl ve ilçe emrine atamaları da yanlış buluyor olabilir ve böyle bulduğu için de bu uygulamayı kaldırabilir.
Ama eski bir uygulamanın yanlışlıklarını düzeltmek için bir adım atarken, yeni sorunlar yaratmak doğru bir yönetim tarzı da değildir.
“Ben böyle yapıyorum, parçalanmış aileler sorunu da beni ilgilendirmez” dememeli ve kaldırdığı uygulamanın yaratabileceği sakıncaları ortadan kaldıracak yeni bir uygulamayı da yürürlüğe sokmalıydı.
Ağustos ayından önce bu sorunu çözecek yeni bir yol bulunmalıdır.

Tabucchi de öldü

GEÇEN hafta Lizbon’dayken yazdığım ve bu köşede cumartesi günü yayımlanan yazımda Portekiz’in büyük yazarı Fernando Pessoa’dan söz ederken İtalyan yazar Antonio Tabucchi’den de bahsetmiştim.
Tabucchi, “Fernando Pessoa’nın son üç günü” isimli romanında, beş değişik isimle yazan Pessoa’nın içsel karakterlerini bir araya getirmişti.
Pazar günü dönüş yolunda olduğum için dikkatimden kaçmış olmalı, Tabucchi’nin 25 Mart günü Lizbon’da öldüğünü dün öğrendim.
Antonio Tabucchi, Pisa’ya yakın bir kasaba olan Vecchiano’da büyükannesi ve büyükbabasının yanında büyüdü. Üniversite yıllarında Avrupa’ya pek çok kez seyahat etti. Bu seyahatlerde amcasının zengin kütüphanesinde tanıdığı yazarların izini sürdü. Paris’e yaptığı bir yolculukta, Lyon Garı’nda bir gazete bayiinde Fernando Pessoa’nın kullandığı isimlerden biri olan Alvaro de Campos imzalı Tabacaria adlı şiir kitabına rastladı ve hayatı değişti.
“Bir kitap okudum, hayatım değişti” sözü sanırım en çok ona yakışıyor.
Sorbonne Üniversitesi’nde Pessoa’nın eserlerini tanıdı ve büyülendi. Öyle ki İtalya’ya döner dönmez şairi daha iyi anlamak için Portekizce öğrenmeye başladı. Daha sonra Lizbon’a giden Tabucchi, “fado”nun kentine ve Portekizceye tutkuyla bağlandı. Portekizcesini geliştirdi ve Bologna’da Portekiz Dili ve Edebiyatı üzerine dersler vermeye başladı. Ve yılın altı ayını geçirdiği Lizbon’da uzun bir hastalıktan sonra yaşama veda etti.
Zaman ve Taraf dışındaki gazetelerde ölümü ile ilgili bir habere rastlayamadım. Edebiyat meraklısı okuyucular için bu eksikliği gidermek istedim.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1602 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™