Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Adalette standart sorununu da unutmayalım
20 Mart 2012, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

İZMİR’de AB Bakanı Egemen Bağış’a yumurta atan üniversite öğrencisi için “kasten yaralama” suçu işlediği gerekçesiyle 5 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
 

Soruşturmayı yürüten savcılık Egemen Bağış’ın “Doktor raporunda da yer aldığı gibi sol gözünün altından, hayati tehlike geçirmeksizin. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığını” kaydederek bu cezanın verilmesini istiyor.
Soruşturmayı yürüten savcılık İzmir’de olunca, İzmir’de bir başka “kasten yaralama” suçu ile ilgili olarak açılan davayı hatırladım.
Hatırlayacaksınız, İzmir’de bir kadın karakolda iki polis tarafından kıyasıya dövülmüştü.
Kadının yüzü gözü dayaktan şişmiş fotoğrafları gazetelerde yayımlandı, dayağı kaydeden karakol kamerası görüntülerini de ben internetten izledim.
Aynı kentin savcılığı (aynı savcı mıdır bilemiyorum) söz konusu polis için “basit yaralama” suçundan dava açmış ve 1.5 yıla kadar hapis istemişti.
Daha sonra olayın görüntülerinin medyaya yansıması üzerine mahkeme kararıyla dayakçı polisleri için istenen ceza “1 yıl 3 aydan 5 yıl on aya kadar hapis” düzeyine yükseltilmişti.
Gördüğünüz gibi ülkemizin aynı kentinde, aynı adliye içinde adalet standardı böyle tecelli ediyor!
Elbette Bakan Bağış’ın bir yumurta ya da başka maddeyle fiziksel bir zarar görmesi, bu küçük bir zarar da olsa görmezden gelinebilecek ve onaylanabilecek bir durum değildir.
Ama adalette standart, vatandaşlara eşit muamele gibi meseleler de var, görmezden gelemeyeceğimiz!
“Yumurta atma” davasında anlayamadığım bir başka husus da protesto gösterisi sırasında “AKP defol, üniversite bizimdir” diye slogan atan öğrenci için de 2 yıl hapis cezası istenmiş!
Benzerine sadece diktatörlüklerde rastlanabilecek, bir demokraside kolayca rastlayamayacağımız bir ceza talebi!
Bir fikri slogan atarak açıklamak bu ülkede demek ki hapis cezası gerektiren bir suçmuş.
Vatana millete hayırlı olsun!

İki farklı yaklaşım

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, Odatv davasından yargılanmakta olan dört gazetecinin mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının ardından şöyle konuştu:
“Mahkeme nihayet verdiği kararla Türkiye’nin imajına çok büyük katkı sağlamıştır.”
Mesele sadece bir “imaj” sorunuymuş gibi sanki.
Kadri Gürsel bununla ilgili dün güzel bir yazı yazmıştı Milliyet’te, şöyle soruyordu: “100’den 4 çıkınca sonuç ‘sıfır’ mıdır, yoksa 96 mı?”
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın yaklaşımı ise Cumhurbaşkanı’na göre daha farklı.
Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde şöyle konuştu:
“Türkiye, gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadıkça, birinci sınıf demokrasi olamaz. Gerçek anlamda hukuk devleti olmayan bir Türkiye’nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olması da hayal. Yargı sürelerinin mutlaka kısalması gerekiyor. Öngörülebilir kararlar gerekiyor. Birbirlerine çok benzeyen kararlar iki ayrı mahkemede tamamen farklı sonuçlanabiliyor. Alt mahkeme ile üst mahkeme, birbirinden 180 derece farklı kararlar veriyor. En basit dava 3-4 yıl sürüyor. Bakıyoruz zamanaşımı. İnsanların hayatı kararıyor. Ya adalet yerine gelmediği için insanların hayatı kararıyor ya da insanları tutuklayıp içeri atıyorsunuz, yıllarca kendileri hakkındaki hükmün ne olacağını bilmeden hapislerde duruyor insanlar.”
Babacan haklı, bu sorun sadece bir “imaj” konusu değil.
Türkiye ya gerçek bir hukuk devleti olacak ve ilerleyecek ya da böyle üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi olarak kendi kendine böbürlenecek!

Siyasetin finansmanı şeffaf olmalı

NECMETTİN Erbakan’ın değme tüccar ve sanayiciyi kıskandıracak serveti ile ilgili olarak dün yazdığım yazıdan sonra, yazımı protesto eden e-postalar aldım.
Bazıları “Hoca’nın anısını kirletme” diye uyarıyor ki böyle bir şey aklımdan bile geçmez, rahmetli Erbakan ile 12 Eylül öncesi gazeteci olarak yakın ilişkim olmuştu, siyasi olarak benimsemesem bile saygı duyarım.
Bazıları da “Sen bu harekete para mı verdin ki bunu sorguluyorsun” diye soruyor, işte orada durmak gerek diye düşünüyorum.
Evet, bunu sorgularım çünkü Türkiye’de siyasetin finansmanı konusunun “etik kurallara uygunluğu” meselesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bugün yaşadığımız, siyaset düzenimizin bir türlü demokratikleşememesi meselesinin bundan kaynaklandığına, yolsuzlukların bu nedenle önlenemediğine inanırım.
Bakın eskiden “milli görüş” çizgisindeki partilerdekine benzer bir uygulama MHP’de de vardı, Devlet Bahçeli bunu kaldırdı, MHP siyaset sahnesinden silindi mi?
Hayır, silinmedi, çünkü doğru olanı yapmak kimseye zarar vermez!
Denebilir ki “Bu görüşteki partiler sürekli kapatılıyordu, varlıklarının tümü hazineye devredilseydi bu hareket nasıl ayakta kalacaktı”?
Kuşkusuz bunda doğruluk payı da var. Ama parti kapatma bir demokraside nasıl onaylanabilecek bir durum değilse, siyasetin finansmanını etik kuralların dışına çıkarmak da o kadar onaylanabilecek bir durum sayılmaz.
Bu ülkede yolsuzlukların önlenememesinin önemli nedenlerinden biri de budur zaten. Yerel ya da ülke çapında iktidara gelen parti ya da kişiler siyaseti; ihalelerden alınan paylar, yandaş zengin yaratma çabaları, kayıtsız alınan yardımlar ile finanse ettikleri sürece de yolsuzluk dediğimiz meselemizi çözemeyiz.
Bugün Deniz Feneri gibi bir sorunumuz varsa, geçmişte Akbil ve Mercümek hadiseleri yaşadıysak sebebi budur.
Siyaset şeffaf olmayan yollarla finanse edilirse, o ülkede yolsuzlukların önü kesilemez.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1574 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™