Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Hükümet Kadına Yönelik Şiddeti Azaltabilir mi?
13 Mart 2012, Av. M. Cânân ARIN

Kadına yönelik erkek şiddetini en azından azaltmak konusunda siyasi irade mevcut ise Diyanet bütçesine ayrılan payın onda biri bile iş görür. Şimdi en korkuncu, 4+4+4 yasası ile kız çocuklarının 4. yıldan sonra okuması, haklarını öğrenmesi, kendini geliştirmesini.. engellenme projesidir.


Hemen söyleyelim: Hayır! Dikkat ederseniz sonlandırabilir mi diye sormadım. Azaltabilir mi diye başlık koydum.

Kadına yönelik erkek şiddetinin altında kadın-erkek eşitsizliği ve kadın bedenini kontrol etme, iktidar ilişkisi yatar. Kadına yönelik erkek şiddeti, güçlünün güçsüz üzerinde iktidar kurmak amacı ile kullandığı bütün yöntemlerdir.

Şiddeti azaltmak için öncelikle kadın-erkek eşitliğine inanacaksınız.

Hükümetin başbakanı, kadınların gözlerinin içine baka baka kadın-erkek eşitliğine inanmadığını söylemiştir.

Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığının adından kadınsözcüğü çıkarılarak Aile ve Sosyal PolitikalarBakanlığına dönüştürülmüştür.

Son olarak kadına yönelik şiddeti engellemek, azaltmak amacıyla yenilenmesi için çalışılan 4320 sayılı yasanın, kadınların bütün itirazlarına rağmen numarası değiştirilerek, kadın taleplerinin önemli noktaları göz ardı edilerek yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Yasa önerisi her saniye değişmektedir.

Yetersiz kalan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunki bütün dünyada adı, eğer olay şiddete maruz kalan açısından bakıyorsanız protection order -koruma emri, eğer saldırgan açısından bakıyorsanız restraining order - geri durma emrideğiştirilerek şiddet mağduru kadınların korunmasına daha çok hizmet etmesi ve uygulamadaki aksaklıkları gidermesi amacıyla değişiklik yapılmak istenmiştir. Daha sonra bu, yasanın tamamen değiştirilmesi ve Kadın ve Çocukların Şiddetten Korunması adı altında yepyeni bir yasa yapmak noktasına gelmiştir. Bu cümleden olarak çok iyi niyetli(!) hükümet, 10 Eylül 2011 -10 Şubat 2012 tarihleri arasında kadın örgütleri ile sayısız toplantılar yapmıştır.

Bu hükümetin derdi kadına yönelik şiddeti önlemek değil, aileyigüçlendirmektir.

Kadına yönelik erkek şiddetinin artma nedenleri bize göre şöyle sıralanabilir:

1) Kadına yönelik erkek şiddetini sonlandırma konusunda samimi siyasi iradenin olmayışı:

Bu hükümetin kadına yönelik erkek şiddetini önleme konusunda samimi bir siyasi iradesi yoktur. Eğer bu eşitliğe inanmıyorsanız kadına yönelik erkek şiddetini engelleyemezsiniz. Eğer bu eşitliği yaşamın her alanında uygulamaya geçirmezseniz iş, bir gösterişten öte gitmez, gidemez.

Kadınlar arasında ayrımcılık, evli kadın bekâr kadın ayrımcılığı ve evlilik dışında bakir olmamayı bir hakaret olarak bizzat başbakanınız söylüyorsa Kız mıdır kadın mıdır belli değildiye... (Sanki biri veya öbürü olması ne fark ederse!)

Şimdi en korkuncu, 4+4+4 şeklinde kesintili zorunlu eğitim yasası çıkarılmak istenmekte, böylece kız çocuklarının 4. yıldan sonra okuması, haklarını öğrenmesi, kendisini geliştirmesi büyük ölçüde tehlikeye girmektedir. Zorunlu din dersleri ve bu sistemle, Türkiyenin bütün çehresi değiştirilmek istenmekte. Sahip olduğumuz hakları ilerletip geliştirmek bir yana, korumakta zorlanacağız demektir.

Kadına yönelik erkek şiddetini önlemek, yok etmek istiyorsanız toplumsal cinsiyet ayrımını ortadan kaldıracak ciddi ve laik bir eğitim sistemi uygulamanız gerekir.

2) Kadın cinselliğinden ciddi biçimde korkulması:

Bütün tek tanrılı dinler kadın cinselliğini sınırlamak üzerine kurulmuştur.

Kadın bedeni bir mal olarak kabul edildiği için bu malın doğum sırasındaki maliki ailedir; bu mülkiyet, sırası ile evlilik durumunda kocaya o da yoksa içinde yaşanılan topluma geçer.

Namus kavramını kadının bedenin belirli bir bölgesine sıkıştırmanın gerekçesi de budur. Ya kadın, ailesinin istediği değil de kendi istediği birisiyle evlenirse! O zaman malın satış değeri yok olur veya istediği birisi ile 18 yaşından büyük bile olsa cinsel ilişkiye girerse malın satış değeri düşer! O nedenle kız çocuklarının başını bir an önce bağlamakgerekir!

Okullarda ciddi bir cinsel eğitim verilmelidir ki çocuk bedeninin, biyolojisinin bu gereğini doğru kullanabilsin. Kız çocuklarına bedenlerinin kendilerine ait olduğu öğretilmelidir. Bir davamda 20 yaşındaki bir genç kadın öpüşmekle gebe kalınacağını düşündüğünden korkunç bir cinsel istismar kurbanı olmuştur ve mahkeme savcı ve yargıçları bu duruma inanamamıştır. 21. yüzyılda gelişmişTürkiye gerçeklerinin bir örneği de budur!

Kız çocuğunun bakireliği o kadar önemlidir ki her itaatsizlik onun kendince cinsellik yaşayacağı sonucunu doğurabilir. Radyodan bir aşk şarkısı çalınmasını isteyen, “ikide bir evden kaçıp kent merkezine inerek oradaki sinema afişlerine bakıp vakit geçirenkızlar örnekleri anımsanıyor.

Oysa Türkiye, 11/06/1985 tarihinde Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesisözleşmesini kabul etmiş, bu kabul 24/07/1985te 85/9722 sayılı kararla Bakanlar Kurulunca onaylanarak 14/10/1985 tarihli 18898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin resmi çevirisinde elimination sözcüğü önlenmeolarak yazılmıştır. Bunda bir kötü niyet olup olmadığını bilmiyorum, çünkü resmi çeviriyi yapan kişi söz konusu İngilizce sözcüğüntasfiye etmekanlamına geldiğini pekâlâ bilir veya bilmesi gerekir.

Mahkemeler, sözde namus adına işlenen cinayetlerde ağır tahrikindirimini uygularken Türkiyenin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerini ihlal etmişlerdir.

3) Çocuklarla cinsel ilişkinin yaygın biçimde kabul görmesi:

Doğu toplumlarında erkekler küçük çocuklarla ilişkiye girmeyi olağan karşılamaktadır.

Toplumumuzda da küçük kız çocuklarının kendilerinden çok büyük erkeklere eş olarak verilmesi bunu doğrulamaktadır.

Ne kadar çalışırsak çalışalım çocuk gelingerçeğini engelleyemiyoruz.

Sadece çocuklarla cinsel ilişki kurmak değil, Türkiyede ensestin de yaygın olduğunu görüyoruz, ancak bu olağanüstü zor bir konu. Açıklamak çok zor. Kol kırılıyor yen içinde kalıyor!

Bu insanların hukuki yardım almaları da çok zor, çünkü hukuk sistemimiz bu çocukları sorguya çekeceğim diye ayrıca insan haklarını ihlal edip aynı travmayı defaatle yaşatmaktadır.

4) Din kurallarının erkek egemen düzeni pekiştirmek üzere yorumlanması:

Bazı din adamları kız çocuklarının yedi yaşında evlendirilebileceğini hiç utanmadan söyleyebiliyorlar. İslam dinini kız çocuklarının saçına indirgemekten çekinmiyorlar. Kadınların saçları erkekleri tahrik edermiş de bu nedenle kız çocukları yedi yaşından itibaren sarılıp sarmalanmalı imiş. Çünkü yaşamın bütün dayanağı, kadınların tek varlık nedeni erkek şehvetini tatmin etmek ve çocuk doğurma makinesi görevini yerine getirmek!

5) Kadın hareketi sonucunda haklarının farkına varan ve güçlenen kadınları sindirmek:

Bütün hukuk düzeni de kadının güçlenmesini engellemek üzere yorumlarla doludur. Son olarak Medeni Kanunun 194. maddesinde düzenlenen ve evlilik cüzdanı ve ikâmetgâh kâğıdı ile Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurulduğunda tapu kayıtlarına konması gereken aile konutuşerhi için mahkeme kararı aranması yolunda yorumlar çıktı. Mahkeme kararı alınıncaya kadar eğer daha önce tedbir koydurmamışsanız o aile konutu satılabilir ve kadın çocukları ile sokakta kalabilir.

Hukuk kuralları genellikle mahkemeler ve Yargıtay ilgili dairesi tarafından kadınlar aleyhine yorumlanmaktadır. Her gün başka bir dâhiyane gerekçe bulunmaktadır. Söylenmek istenen: Siz mi erkeklerle eşit olmak iddiasındasınız, o zaman ya içinde bulunduğunuz şiddet ortamında hiç sesinizi çıkarmadan yaşamaya devam edersiniz veya boşanır sürünürsünüz!” Devletin hiçbir olumlu desteği yoktur. Ne okul, ne iş, ne ev, ne yakacak, ne su, ne elektrik ne de ısınma konusunda.

Kadına yönelik erkek şiddetini en azından azaltmak konusunda herhangi bir siyasi irade mevcut ise her şeyden önce bu konu için bütçeden ciddi bir pay ayrılmalıdır. Diyanet bütçesine ayrılan payın onda biri bile iş görür.

Not: Kadının şiddetten korunması için aylardır üzerinde çalışılan yasa gene Ailenin .Korunması başlığı ile çıktı. 4320 sayılı yasada zaten uygulanan haklar kadınlara bir lütufta bulunuyormuş gibi yeniden sunuldu. Ama şiddet uygulama tehlikesi olan veya uygulayan erkek için kanıt toplama zorunluluğu getirilerek eskisinden geriye gidildi.

Bu yasanın irdelenmesi ayrı bir yazının konusu.

(Cumhuriyet)

[Bu yazı 1604 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™