Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Tutuklu seçilmişler kimin kulu?
21 Şubat 2012, Ahmet İNSEL
, Ahmet İNSEL

Yetki gaspı girişimini can havliyle savuşturan Başbakan, aynı hassasiyeti neden vekillerin tutukluluğu kaldırılmadığında göstermedi?

Başbakan, “Sınırları aşan her türlü girişim yetki gaspıdır. Biz bu ülkede gayri meşruluğa izin vermeyiz. Hiçbir zaman seçilmişi atanmışa kul etmeyiz”, dedi. MİT mensupları üzerinden, hükümet politikalarını ve daha önemlisi kendini hedef aldığına inandığı polis-yargı müdahalesini şimdilik savuşturmuş olmanın rahatlığı mıydı bu? Hükümetin alelacele aldığı savunma amaçlı önlemin o an için yanlış olmadığını düşünmek mümkün. Peki o zaman, seçilmiş olmalarına rağmen tutuklu kalmaya devam eden milletvekillerinin durumunu nasıl tarif edeceğiz?
12 Haziran seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu tarafından aday olma hakkı kendilerine tanınmış kişiler, seçilmek için yeterli oyu almış olmalarına rağmen, yargının seçilmişliğin yarattığı meşruiyeti kabul etmemesi nedeniyle tutuklu kalmaya devam ediyorlar. Bu konu sekiz aydan beri ne zaman gündeme gelse, iktidar partisi sözcüleri boyunlarını büküp, “yargının işidir, karışmak olmaz, bekleyelim” dedi. Halbuki seçilme hakkı yetkili kurulca onaylanan kişinin, seçmenin onayıyla elde ettiği ve dava sonuçlanmadıkça sahip olmaya devam ettiği seçilmişlik meşruiyetinin, tutukluluk kararını kaldırmayanlar tarafından gasp edildiğini söylemek, Başbakanın kast ettiği duruma nazaran daha doğru değil mi? Ya da Başbakan, 27 Nisan müdahalesi gibi tarihe 7 Şubat müdahalesi olarak geçecek bu girişime karşı mücadele ederken, seçilmişler arasında ayrım yapmış olmuyor mu? “Hiçbir zaman seçilmişi atanmışa kul etmeyiz” dediğinde, söz konusu olan hangi zaman ve hangi seçilmiş?
Soruyu başka türlü soralım. Birer atanmış olan Hakan Fidan veya Emre Taner üzerinden seçilmişi yani kendini hedef aldığını hissettiği bu yetki gaspı girişimini yasa değişikliği ve “rutin” görevden almalarla can havliyle savuşturan Başbakan, aynı hassasiyeti neden seçilmiş milletvekillerinin tutukluluk kararlarını mahkemeler kaldırmayınca göstermedi? Ufak bir yasa değişikliği için o zamandan beri parmağını kıpırdatmadı? Yoksa seçilmişler arasında meşruiyet farkı mı var? Makbul olan ve olmayan seçilmişler mi var? Seçmenin iradesi dışında kim karar veriyor kimin makbul olup olmadığına?
7 Şubat müdahalesini tasarlayanlar ve bunu uygulayanlar birdenbire ortaya çıkmadılar. Savcılara bağlı bir kolluk gücü, adli polis kurulması beklenirken, yargının belli konularda kolluk yargısına döndüğünü hatırlatan Yılmaz Ensarioğlu, Türkiye’nin dünya hukuk tarihine polis fezlekesi hukuku kavramını armağan etme yolunda ilerlediğini hatırlatıyor (Star, 17.2.2012). Bu hukuk, yargı eliyle siyasal operasyon yapma, siyasal alanı biçimlendirme, siyasal gelişmeleri belirleme olanağı sağlıyor. Buna seçilmişleri kul etme de diyebilirsiniz, vesayet sistemi de. BDP milletvekilleri tutukluluk halleri sekiz aydan beri kalkmayan milletvekili arkadaşlarının hapiste başlattıkları dönüşümlü açlık grevini hatırlatmak, bu “kul edilme” halini teşhir etmek için dün ve bugün dayanışma amaçlı açlık grevi yaptılar. Bu tutukluklarının devamının siyasal alana, seçme-seçilme hakkına karşı ağır bir darbe olduğunu aylardır söylüyorlar. Sadece tutuklu iken seçilmiş milletvekilleri doldurmuyor bugün hapishaneleri. “Seçilmişin atanmışa kul edilmediği” Türkiye’de, belediye başkanı, belediye veya il genel meclisi üyesi seçilmiş tutuklu dolu bugün hapishaneler.
Bu genelleşmiş tutukluluk halleri de bir yetki gaspı değil midir? Savcıların, hakimlerin, MİT yasası ve CMK 250. madde arasında oluşan gri alanı yorumlama tarzları ile tutuklu iken seçilmiş milletvekillerinin tutukluluk hallerinin kaldırılmaması arasında bir benzerlik var. Bir yöntem ve zihniyet benzerliği bu. Özel yetkili ceza yargısı etrafında oluşan ağın sergilediği bu zihniyet ve yöntem sorunu, MİT’le giriştiği çatışmada bütünüyle alenileşti.
Bu sorun ne? SETA’da araştırmacı Hatem Ete, “Karşımızda, eski Türkiye’nin Kemalist imtiyazlarıyla mücadele ederek imtiyaz sahibi olan yeni Türkiye’nin neo-Kemalistleri var ve devraldıkları vesayetçi eğilimleri sürdürme eğilimi gösteriyorlar”, diyerek sorunu tarif ediyor (Sabah, 18.2.2012).
Herhalde bu eğilim 7Şubat arifesinde aniden ortaya çıkmadı. Özel yetkilerin kullanımı konusunda AKP’nin geriye dönüp durum değerlendirmesi yapması acil bir gerekliliktir. Aksi takdirde tutuklu seçilmişler kimin kulu sorusunun muhatabı Başbakan olmaz mı?

(Radikal)

[Bu yazı 1326 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™