Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
AKP-Cemaat iktidarı sarsılıyor mu?
17 Şubat 2012, Merdan YANARDAĞ
, Merdan YANARDAĞ

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan ile iki eski yöneticisinin ifadeye çağrılmasıyla başlayan ve ucu Hatay’ya kadar uzayan bazı tutuklamalarla devam eden “devlet krizi” şimdilik yatışmış görünüyor.

AKP hükümetinin, başbakana kral yetkisi/otoritesi tanıyan özel bir yasa çıkararak MİT yöneticilerine dokunulmazlık sağlaması, krizin ciddiyetini gösteriyor. Dahası soruşturmayı açan Savcı ile Ergenekon ve KCK operasyonlarını yürüten bazı polis şeflerinin görevden alınması, sonradan yandaş basında ileri sürülenin aksine, çatışmanın sıradan bir olay olmadığını ortaya koyuyor.

Ortada bir AKP-Cemaat çatışması olduğu açık. Bu çatışmadan hareketle yapılacak ilk tespit şudur; AKP-Cemaat koalisyonu devleti tam anlamıyla ele geçirmiştir. Rakiplerini tasfiye eden, geleneksel iktidar blokunu dağıtan ve fakat yeni bir iktidar bileşimi kurmakta zorlanan koalisyon, kendi içinde anlaşmazlık yaşamaktadır.

Çatışmayı kolaylaştıran etken ise, iktidarı tehdit eden bir siyasal ve toplumsal gücün, diğer anlatımla bir alternatifin bulunmamasıdır. Düşmanlarını bertaraf eden koalisyonun kendi içinde küçük çapta bir iktidar mücadelesine girdiği anlaşılıyor. Krizin ilk boyutu budur. Ancak, bu tespit olan biteni açıklamak için yeterli değildir.

AKP-Cemaat çatışmasının bölgesel, hatta küresel bir bağlamı bulunduğunu ileri sürmek yanlış ve abartılı olmayacaktır. Çünkü bu çatışmanın bir nedeni de Suriye’ye müdahale hazırlığıdır. AKP hükümeti ve Erdoğan’ın, bu konuda kendilerine biçilen rolü yüz kızartıcı bir hevesle üstlenseler de bazı tereddütler yaşadıkları bellidir.

Rusya, Çin ve İran yaptıkları açıklamalarda Suriye’ye yönelik bir müdahale ve işgal girişimine karşı kayıtsız kalmayacaklarını ilan ettiler. Irak’ın işgalinden farklı olarak Suriye’ye yönelik askeri bir müdahalenin bölgesel bir yangına dönüşme potansiyeli çok yüksek. AKP iktidarını ürküten etken budur.

***

AKP ve Erdoğan, iktidarını ABD ve Batılı ortaklarının verdiği desteğe borçlu olduğunu bilmektedir. AKP, kendisini iktidara taşıyan iç dinamiklerin yanısıra, Cumhuriyet tarihinde başka hiçbir partinin olmadığı kadar dış dinamiklerin ürünü olan bir siyasal organizasyondur. İçeride eksik olan iktidar kudretini ABD ve Batılı ortaklarına yaslanarak tamamlayan bir partidir.

AKP, Birinci Cumhuriyetin tasfiyesi, Türkiye’nin “Ilımlı İslam ülkesi”ne dönüştürülmesi ve geleneksel iktidar blokunun dağıtılması gibi sert çatışma aşamalarında hep ABD ve küresel sermayenin desteği ile başarı kazanmıştır. Bu nedenle güç kaynağını bilmektedir. Bu nedenle Suriye’ye müdahale konusunda kendisine biçilen role karşı çıkma gücü çok sınırlıdır.

Diğer taraftan Suriye’de, “Arap baharı” denilen sahte değişim programını yürütemeyeceklerini anlayan, dahası şiddetli bir direnişle karşılaşacaklarını gören ABD ve Batılı ortakları, tek çarenin askeri müdahale olduğunu görüyor. Ancak, siyasal ve ekonomik maliyeti çok yüksek olacak doğrudan bir işgal yerine, Türkiye’yi Suriye üzerine sürmenin çıkarlarına daha uygun buldukları da belli.

Bölgesel bir güç olmaya çalışan, BOP’u “Yeni Osmanlıcılık” diye tercüme ederek bir alt emperyalist ülke ve imparatorluk varisi olarak etki alanları yaratmaya çalışan AKP iktidarı ve temsil ettiği sermaye çevreleri, başlangıçta bu ihalenin üzerine atladı. Öyle ki, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, sanki birileri kendisini tutmasa tek başına Suriye’ye saldıracak.

Ancak, ufku muhafazakar-dinci duyuş, düşünüş ve sezişle sınırlı olan Erdoğan ve Davutoğlu kazın ayağının sandıkları gibi olmadığını geç te olsa anladılar. Erdoğan’ın Putin ve Rus sermayesi ile (buna Rus mayfyası da dyebiliriz) ilişkileri, Türkiye’nin Rus ve İran doğalgazına bağımlılığı gibi etkenler de Suriye’ye bir taşeron olarak saldırmasının önündeki diğer engelleri oluşturuyor. Daha da önemlisi bu müdahalenin İran’la bir savaşa dönüşmesi, Rusya’nın bu savaşa dahil olması AKP iktidarının sonu olacağı gibi, bu kapışmadan Erdoğan ve ekibinin kişisel olarak paçayı kurtarmaları da çok zordur.

Erdoğan’ın Dışişleri Bakanlığı diplomatlarını çıkararak özel tercümanı aracılığıyla Putin’le yaptığı ikili görüşmeler, uluslararası enerji ticareti ve boru hatları konusunda Berlusconi’nin de dahil olduğu gizli kapaklı anlaşmalar da AKP iktidarının Suriye tereddüdünün nedenleri arasındadır.

İşte bu nedenle Cemaat, AKP ve Erdoğan’a karşı bir hamle yaptı.

Cemaat, tıpkı AKP gibi, iktidara gelmenin ve orada tutunmanın yolunun ABD ve Batılı emperyalist devletlerle işbirliğinden geçtiğini düşünmektedir. Ancak “Batı” kavramı içinde İsrail’i de görmektedir. İsrail’in ve Yahudi sermayesinin Batı’daki gücünün farkındadır. Bu nedenle, Doğu’yu ve Arap dünyasını dikkate almak yerine, teolojik ve elbette siyasal bir hile yaparak yüzünü tam olarak Batı’ya (daha doğrusu ABD ve İsrail’e) dönmektedir.

***

Hatırlanacağı gibi Fethullah Gülen, Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye gönderilmesine “otoriteye isyan” olduğu gerekçesiyle karşı çıkmış ve eleştirmişti. İslami bir cemaatin, görünüşte de olsa Filistinlilere yardım amacı taşıyan böyle kritik bir eylem karşısında İrail’in yanında yer alması kolay göze alınacak bir tutum değildir. Bu tutum, Gülen Cemaatinin ABD ve İsrail yanlılığındaki kararlılığını göstermektedir.

Bilindiği gibi, Hakan Fidan MİT Müsteşarlığına getirildiğinde İsrail şiddetli tepki göstermişti. Öyle ki, hem İsrail Dışişleri Bakanı hem de Savunma Bakanı “Türk istihbaratının başına İsrail karşıtı ve İran yanlısı biri getirildi” diye açıklama yapmışlardı. MİT yöneticileri ve Fidan’ın Oslo’da PKK yöneticileriyle yaptığı görüşmenin ses kayıtlarının gönderildiği IP numarasının da İsrail kaynaklı olduğu ortaya çıktı. Yani bu kayıtları, görüşmeyi izleyen Mossad’ın açıkladığı kesindir. Fidan, PKK ile bu görüşmeyi Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla yapmıştı.

Uludere’de katliamla sonuçlanan hava operasyonunun istihbaratının –ki yanıltıcı ve yönlendirici bir istihbarat olduğu ortaya çıktı- İsrail’den geldiği de neredeyse doğrulanmış durumda. Bu operasyon emrinin Erdoğan tarafından verildiği ise tartışmasız. TSK’dan sürekli sızdırılan bilgi buna işaret ediyor.

Bütün bu parçalar biraraya getirldiğinde ortaya çıkan fotoğrafa şimdi biraz daha yakından bakalım:

İsrail ve ABD’nin, Suriye’ye müdahale konusunda bazı tereddütler yaşayan AKP ve Erdoğan’ı Cemaat üzerinden uyardıkları anlaşılıyor. Adliye ve polis içinde örgütlü olan, büyük bir sermaye gücünü kontrol eden Cemaat, Erdoğan’ın yargılanmasıyla sonuçlanabilecek bir hamle yaptı. Özel yetkili mahkeme ve savcılıklar üzerinden geliştirilen ve polisin operasyonel bir silahlı kuvvet olarak yer aldığı bu hamle, şimdilik durdurulsa bile, Cemaatin kapasitesini ortaya koydu.

Eğer AKP ve Erdoğan Suriye konusunda ayak sürmeye devam ederse, benzer operasyonların arka arkaya gelebileceği açık. Örneğin Erdoğan’ın İsviçre bankalarında bulunduğu belirtilen gizli hisaplarının numaraları, banka isimleri ve para miktarı birden bire ortaya çıkabilir.

Özetle, ABD ve İsrail Erdoğan’ın altından iktidar halısını çekebileceklerini gösterdiler.

***

AKP, Suriye’ye yönelik emperyalist bir müdahalede taşeron olarak rol almak zorunda. Güçlü bir barikat oluşturulamazsa, kendi iktidarları ve gerici dönüşüm projeleri için Türkiye’yi komşularıyla kanlı bir savaşa sokacaklar. Eğer Suriye’de rejim beklenmedik şekilde çökmez ve BAAS hareketi direnirse, bu savaş yakın bir tehlike ve tehdit olarak halkın önünde durmaktadır.

Peki, AKP-Cemaat çatışmasından olumlu bir gelişme, hayırlı bir sonuç çıkablir mi? Hayır!

Çünkü iki kötülüğün çarpışmasından bir iyilik çıkmaz. İki gerici gücün itişmesinden halk ve insanlık yararına bir sonucun çıkması mümkün değildir. Ancak, güçlü bir iktidar alternatifinin ya da etkili bir siyasal ve toplumsal muhalefet hareketinin bulunduğu ve geliştiği koşullarda, böyle bir iç çatışma pozitif bir çözülmeye yol açabilir.

Değilse, AKP ve Cemaatin yeniden anlaşmalarının önünde hiçbir engel yoktur. Nitekim hemen uzlaşma mesajları gelmeye, çatlaklar onarılmaya başlandı bile. İktidar olmanın nimetleri ve “suç ortağı” olmanın bağlayıcılığı, çözücü bir gücün bulunmadığı koşullarda, belirleyici oluyor.

Son olarak yaşananların analizinden bir kestirim çıkarabiliriz; 2012 AKP-Cemaat iktidarının yıkılmasa bile sarsılacağı ve büyük yara alacağı bir yıl olacaktır.

(SolHaber)

[Bu yazı 1346 kez okundu]
Merdan YANARDAĞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [69]
[6 Eylül 2016] Derinleşen AKP darbesi ve muhalefetin aymazlığı! ... [2 Ağustos 2016] Güncel tehlike AKP darbesidir!* ... [13 Kasım 2015] Seçmen davranışı ve gönüllü kulluk ... [4 Kasım 2015] Hile ve kaos! ... [27 Temmuz 2015] Küresel gericiliğe karşı direniş ve Suriye! ... [20 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapmalı? ... [19 Mayıs 2014] Erdoğan görevden alınmalıdır ... [15 Mayıs 2014] Katliamın sorumlusu hükümettir! ... [12 Mayıs 2014] Başbakan iktidarı kaybetmekten korkuyor ... [14 Nisan 2014] 'CHP yönetimi muhasebeden kaçamaz' ... [7 Nisan 2014] Seçimlerin Siyasal ve Teknik Analizi ... [2 Aralık 2013] AKP-Cemaat çatışmasının siyasal kodları ... [6 Ağustos 2013] Polis devleti artık bir olgudur ... [31 Temmuz 2013] Ergenekon Davası'na yeniden bakmak ... [21 Temmuz 2013] Bir 'ibret-i âlem' örneği; Hanefi Avcı olayı! ... [16 Temmuz 2013] Mısır ve yeni gerici ideolojik hegemonya ... [2 Temmuz 2013] Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere.. ... [16 Haziran 2013] Direniş ve başarıyı ıskalamamak ... [17 Mayıs 2013] Reyhanlı AKP politikalarının eseridir ... [29 Nisan 2013] 'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci ... [16 Nisan 2013] Obama doktrini Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor? ... [9 Nisan 2013] Akil insanlar ve aydın sefaleti! ... [18 Mart 2013] Aydın ihaneti ya da yandaş aydınların dramı ... [11 Mart 2013] İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler ... [4 Mart 2013] Türklük krizi ve milliyetçilik ... [25 Şubat 2013] Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm ... [3 Şubat 2013] Sol, ulusalcılık ve CHP'ye operasyon ... [20 Ocak 2013] Türkiye'de dönüşüm, bölgede yıkım ... [6 Ocak 2013] Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm ... [26 Aralık 2012] İslamcıların bıktıran mağduriyet edebiyatı ... [16 Aralık 2012] Silivri'nin kısa tarihi ve aydın olmak ... [21 Kasım 2012] Cinayet ... [11 Kasım 2012] Cumhuriyetçi muhalefet ve Kürt sorunu ... [12 Ekim 2012] SURİYE PROVOKASYONU VE AKP'NİN KİRLİ SAVAŞI ... [23 Eylül 2012] Balyoz, Cumhuriyetin solu ve Harbiye ... [9 Eylül 2012] Ulusal ve bölgesel bir tehdit ... [31 Ağustos 2012] Suriye krizi AKP iktidarının sonunu hazırlıyor ... [20 Ağustos 2012] Doğu'nun sefaletinin temelinde yatan kuramsal yanılgı ve muhafazakârlık ... [17 Ağustos 2012] Türkiye ve bölgede gerici dönüşümün şifreleri ... [16 Temmuz 2012] Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri! ... [13 Temmuz 2012] Muhafazakarlık üzerine notlar ... [6 Temmuz 2012] Evrim, devrim ve Suriye direnişi! ... [2 Temmuz 2012] Sefaletin medyası mı, medyanın sefaleti mi? ... [25 Haziran 2012] Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü ... [22 Haziran 2012] Çözümsüzlük ve PKK'nin karakteri ... [19 Haziran 2012] Gülen'in korkusu ve Cemaatin anlamı ... [14 Haziran 2012] Bin yıllık kavga ... [8 Haziran 2012] İktidar bloku dağılıyor mu? ... [4 Haziran 2012] İki örnek üzerinden aydın ihaneti ... [28 Mayıs 2012] Darbeler ve 27 mayıs ... [11 Mayıs 2012] Koalisyon sarsılıyor ... [4 Mayıs 2012] Berktay'ın yalanı ve 1 Mayıs 1977'nin perde arkası ... [26 Nisan 2012] Mankurtlaşan toplumlar ... [6 Nisan 2012] ABD'nin yeni stratejisi, Suriye ve AKP ... [25 Mart 2012] AKP iktidarı yolun sonuna geliyor! ... [19 Mart 2012] Ergenekon, NATO ve Afganistan ... [11 Mart 2012] AKP Hükümeti suçüstü yakalandı! ... [7 Mart 2012] Kemalizmin tasfiyesi ... [20 Ocak 2012] Hrant'ın dostları kim? ... [23 Eylül 2011] Celladına Aşık Olmanın Zavallılığı! ... [20 Mayıs 2011] Beyaz adam ideolojisi, Modernleşme ve seçimler ... [13 Mayıs 2011] 'ABD projesi olarak AKP'nin yeni dili ve liberal hüsran! ... [22 Nisan 2011] Hile ile rejim değiştirmek! ... [15 Nisan 2011] Neden kaybettik, yine kazanabilir miyiz? ... [1 Nisan 2011] Palavrayı bitiren belge ve Savcı Öz olayı! ... [18 Mart 2011] Nedim, Ahmet ve ötekiler! ... [4 Mart 2011] Ergenekon'da son dalga, ortayolculuk ve Erbakan ... [21 Ocak 2011] Dink'in katili yeni Gladyo'dur! ... [7 Ocak 2011] Hizbullah düzeni, coplar demokrasisi ...
Merdan YANARDAĞ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™