Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
"Kimi ölüler bize ne kadar yakın ve yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü."
24 Ocak 2012, Orhan AYDIN
19 yıl olmuş.
Gün gibi anımsıyorum.
Katledilişinden dört ay önce bir uçak yolculuğunda bana anlattıkları gerçek oldu.
“Aklımızın da gözlerimiz gibi açık olması gerekiyor, insan kim kimdir anlayana kadar olup bitiyor her şey. Ölüm bu; nereden geleceği belli değil!”
Öyle de oldu.
Gaziosmanpaşa'da evinin önünde bir hain tuzak kuruldu.
Gökyüzüne yükselen ses, kuşları vurdu kanatlarından, hava kan koktu.
Patlayan bombanın parçaladığı bedenden kopanlar, Çankaya sırtlarından dağılarak katillerin, katil sevicilerin alınlarının orta yerine yapıştı.
O gün bu gündür canilerin suratlarına sıçrayan kan aynı yerdedir.
Ama asıl benim yüreğimi burkan, cenaze törenindeki binlerce şemsiyenin altında gözyaşlarıyla susan insanlığın durumudur!
Ankara caddeleri, sokakları simsiyah bir yalnızlığa bürünmüş, haykırışlar nefeslerimizde düğüm olmuş, çaresizliğimize ise yağan yağmurla birlikte söylenen şarkı eşlik etmeye başlamıştı.
“Yiğidim aslanım burada yatıyor”
Oysa bir çalı süpürgesiyle toplanıp torbalara doldurulan beden, bizim de bedenimizdi.
Anlamıyorduk.
Kurulan hain tuzak hepimiz içindi.
Bilemiyorduk.
Patlayan bomba, bir kindar namussuzluğun, alçaklığın, düşmanlığın, ta kendisiydi.
Çözemiyorduk.
Oysa yazmıştı bütün bunları.
“Giresun'daki köylüler sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana'daki paramparça elleriyle pamuk toplayan işçiler sizin için öldük.”
İnsanlık tarihimizde darağaçlarında sallanan yüreklere, kurşunlanan, ateşe verilen canlara, zindanlarda çürütülen onurlu direnişçilere ne yapıldıysa ona yapılan da oydu.
Katiller ise hep aynıydı.
Aynı cahil cesareti örgütlenmiş karşımıza dikilmişti.
“Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına bizleri bir şafak vakti ipe çektiler”
Bugün de öyle değil mi?
Yayınlanmamış kitaplar suçlu, gazeteciler-yazarlar hapiste, baskısı binlerce yapılmış kitapların yeni baskıları yasak.
Tertiplere ve madrabazlıklara boyun eğmeyenler suçlu.
Hayatlarını ve yaşam alanlarını korumak isteyen köylüler “hain.”
Örgütlenip sendikal haklarını talep eden işçiler, işsiz.
Ülkesinin tam bağımsızlığını isteyen devrimci onurları anmak suç.
Yumurta atan öğrenciler içerde, memleketi soyan hırsızlar, namussuzlar dışarda.
Ülkeyi santim santim pazarlayıp satmak 'şerefli' olmakla eş değer, bağımsızlık istemek 'vatan hainliği' ile.
Yargı gasp edilmiş, hukuk adliyelerden kovulmuş.
Ordu “hizaya getirilmiş”, polis cemaatin ön bahçesi olmuş.
Basın işgal edilmiş.
Sağlık sistemi çökertilmiş.
Eğitim özelleştirilmiş, dinci gericiliğin-yobazlığın ellerine teslim edilmiş.
Cemaat insan avına çıkmış.
Ayrımcılık adalet sayılmış.
Azınlık hakları gasp edilmiş.
Ülke katil seviciler cenneti olmuş.
Vatan işgal, akıllar dinciliğe esir edilmiş.
“İmam hatip okulları ne işe yarar? Bunlar imam hatip olmuyorlar. Yargıç, savcı oluyorlar, kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırma kaymakam yetiştiren bölümlerdeki öğrencilerin yüzde 41'inin ilahiyat kökenli olduğunu gösterdi. 2000 yılına doğru baktığımızda vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak ve günü gelecek bir imam hatipli Başbakan, başka bir imam hatipli Cumhurbaşkanı olacak.”
Evet, öyle oldu.
Günü geldi ve Mumcu'nun söylediklerini hayat doğruladı.
Şimdi yaşamlarımız esir edilmeye çalışılıyor.
Ülkenin akıl ayarlarıyla oynanarak, “Cumhuriyet'ten intikam” sesleri inletiyor yeri-göğü.
Elbette buradan da bir çıkış yolu vardır.
Umut tükenmedi, tükenmeyecek.
Her gün yeni acılara uyansak da başı dik ve onurlu binlerce yürek var.
Yeter ki anlayalım çektirilen kahrı, yaşatılan zindan hayatını ve unutmayalım; “Cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan insanın böyle bir toplumda, mezar taşı gibi susmamasıdır”
 
(SolHaber)
[Bu yazı 1415 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™