Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Devlet Saygınlığı...
15 Ocak 2012, Ertuğrul KAZANCI
, Ertuğrul KAZANCI

Devlet aygıtı için en kötü durum; halkına yabancılaşarak, korku ve baskıyı yönetsel araç durumuna getirmektir. Despotizm, böyle bir yöntemi “güçlülük” olarak niteler. Yadsınacak olan da budur. Çünkü ancak akıl, bilim ve çağcıllıktan güç alınabilir.

 
 
Devlet, en kısa tanımlamayla, “halk organizasyonudur”. Halk, üzerinde yaşadığı topraklarda siyasal, sosyal ve ekonomik açılardan güvenceli yaşam koşulları sağlamak amacıyla devlet kurumsallığını oluşturur. Yine halk, ortak bir kültür geliştirerek devleti adil ve demokratik işleyiş olgunluğuna eriştirir.
Devlet “halkçı” olduğu oranda saygındır. Yoksa baskıcı bir organizasyonla yurttaşlarının özgürlüklerini geri alan, ilerici ve toplumcu ölçütlere oturmayan devlet yönetimi, mutsuzluklar yaratır.
Belli kesimlere dayalı olarak hareket ettiği zaman da oligarşinin itici zırhına bürünür. İşte bu tür bir devlette, kamu yararı açısından olumlu yanlar kalmaz. Böylesi bir gidiş, o ülke ve ulus için artık umutsuz geleceklerle dolu olur.
Feodal, şoven, teokratik ve liberal kıstasları, geniş halk kitlelerinin aleyhine seferber eden siyasal erkler, ancak; maceracı ve saldırgan kimlikle ayakta kalabilir. Ama tarih, hukuk dışı kuşatmacıların, tepkiler yaratan ve sorunlar çıkaran umarsız öykülerini çok kaydetmiştir.
Anımsama
Ülke tarihimizde, “Tek parti, tek şeflik” tanımlamasıyla anılan ve kimilerince de yerilen bir dönem vardır.
Bilinmelidir ki, halkçı-devletçi ulusal bir güç kaynağı, kurtuluş ve kuruluş yıllarında o dönemin onurla ardında durmuştur. Cumhuriyet kazanımlarının tümü ve devrimin demokratik çelik ivmesi, o süreçte yer almıştır.
Mütareke döneminin “Hürriyet ve İtilaf” geleneğini temsil eden 1925 ve 1930 yıllarının “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” ile “Serbest Fırka”nın siyasal öykülerini iyi bilinmelidir. Birisi iç isyanlarla ilişki kurarken bir diğeri karşıdevrimcileri barındırmıştır.
Biri mahkeme kararıyla kapatılırken bir ötekisi de kendisini dağıtmıştır. Rejim, halkla bütünleştiği için başkaca partiler, desteksiz kalacaklarından ortaya çıkamamışlardır.
Yoksa, siyasal partilerin kurulması yasaklanmış değildir. İkinci Dünya Savaşı’nın zorluklarından ustaca yararlananlar, 1945-50’ler arası, yine rejimin öncü demokratik tavrının güvenceleriyle yol almışlardır.
Devletin tüm kurumlarını ellerine geçirerek başta kalmanın art niyetli uğraşları, 1950’den bu tarafa Türkiye’de yaşanmıştır. Polis devleti tutumu ve çarpık yasalarla ülkeyi yöneterek hukukun üstünlüğünü tanımayan karşıdevrime özgü davranışlar olağanlaşmıştır.
Bu ülke kurtuluş ve kuruluş yıllarındaki antiemperyalist duruştan uzaklaştırılmıştır. “Tam bağımsızlık” ilkesi, emperyalist ülkelere yandaşlıkla yıllardır örselenmiştir. “Mazlum ulusların”kapitalizme başkaldırı öncülüğünden, zalim paktların sömürgen artçılığına düşülmüştür. Yabancıların işgal etmedikleri liman ve tersane kalmamıştır. Topraklar, karşılıklılık esasına uyulmaksızın peşkeş çekilmiştir. “Kamu İktisadi Teşekkülleri”, iç ve dış sermayeye armağan edilmiştir. “Lozan” onurunu yadsıyan “Sevr” alçalışlarına rastlanılmıştır.
Türkiye, hukuken güven bunalımındadır. Tutuklamalar sürmektedir. Yıllarca yapılan yargılamaların, ucu açık şekilde sürdüğü gözlenmektedir. Kolluk güçleri, adli nitelikte görev yapmaktadırlar.
1925 yılında kapatılan tekke ve zaviyelerle, şeyhliklere bağlı cemaat kümeleşmelerinin önlenmesinde ülke ve ulus için ne denli toplumsal yararlar olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.
Halk, her gün yeni gerilimlerle yaşama başlamaktadır.
Yarınları güvenceli insanların huzurunu duyma özlemi, arttıkça artmaktadır. İnönü’nün deyişiyle: “Devlet yönetme sanatı olan siyaset”, kimilerinin kaset, şantaj, takip ve iletişim korsanlıklarıyla anılır olmuştur. Ülke sevgisi törpülenerek, değersiz kılınarak,“ulusal aidiyet” duygusu zayıflatılmaktadır.
Sonuç
Cumhuriyet ve devrim bilinci halkımızda sanıldığından fazladır. Sanılmasın ki karşıdevrim “ağır havadan” kazanç elde etmeyi sürdürecektir.
Bilinmelidir ki “Kemalist” ideolojiye kendilerini adayanlar, ulusu ve ülkeyi dirlik ve esenliğe ulaştırmanın demokratik mücadelesinden geri çekilmeyeceklerdir.
 
(Cumhuriyet)
[Bu yazı 1493 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™