Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Muhafazakâr cumhuriyet
5 Ocak 2012, Nuray MERT
, Nuray MERT

‘İkinci Cumhuriyet’, ‘Demokratik Cumhuriyet’ derken nurtopu gibi bir ‘muhafazakâr cumhuriyet’imiz oldu. Katı laiklik anlayışı muhafazakâr iktidar tarafından esnetildi, iyi de oldu, hatta bu yolda gerekli hukuki değişikliklerin de acilen yapılması gerekiyor. Mesela, üniversiteye başörtüsü ile girmek, göz yumulan bir uygulama değil, bir hak olarak tescil edilmeli. Ayrıca, kamu alanında başörtüsü serbestisi gibi, din ve vicdan özgürlüğü konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalı. Bu iktidardan tüm bunları bekleyebilir miyiz bilmiyorum, ama başka bir şey bekleyemeyeceğimiz iyice ortaya çıktı.
Gerisi aynen devam ediyor ve edecek gibi de görünüyor. AKP, demokratik seçim ile güçlü bir iktidara sahip oldu ve devlet mekanizmasının başına geçti, yeni bir ‘tek parti dönemi’ açıldı, olan budur. Diğer taraftan, bu sonucun sorumluluğu sadece AKP’ye, liderine ve hatta seçmenine yüklenemez. Bu parti bir büyük itirazın sesi olarak gelişti, bu itirazın önüne 2002 seçimlerine kadar olmadık engeller çıkarılmaya çalışıldı ama bu çabalar başarılı olmadı. Daha sonra, AKP toplumsal tabanı ve uluslararası konjonktürün verdiği destek ile güçlendi, bu süre zarfında AKP’nin başına çorap örme çabaları gittikçe daha gülünç teşebbüsler olarak devam etti, en son ‘kapatma davası’ bile denendi ki, bu en gülünç ve çaresiz olanıydı. Bir noktadan sonra, herkes Hanya’yı Konya’yı gördü, iktidar karşısında el pençe divan olma sırası kalabalıklaştıkça kalabalıklaştı.

Düştükleri durum ortada
Diğer taraftan zaten AKP’ye ve ondan önceki İslamcı siyasete karşı çıkanların çoğunun derdi, daha fazla özgürlük değil, daha az özgürlüktü, bu kafa ile düştükleri durum ortada. Gerisi de zaten ‘giden ağam gelen paşam’ takımı idi, meşreplerinin gereğini yaptılar. Bunların dışında, demokrasi ve özgürlük adına ortaya çıkanlar zaten bir avuç insandı, onların da seçimi bu yönde idi, ama daha fazla özgürlük ve demokrasi adına fazla bir şey yaptıkları yoktu. Muhafazakârlar hiç olmazsa kendi itirazları, hak ve özgürlük talepleri için çalışıp didindiler, art arda partileri kapandı, bedel ödediler. Laikler, daha az özgürlük adına çalışıp didindiler, partileri eridi, onlar da böyle bir bedel ödemiş oldular. Memleketin aydını, demokratı ise, özgürlük alanlarının alabildiğine genişlemesi ve daha demokratik bir ülke şeklinde tanımlanabilecek, anlamı ve hedefi çok büyük bir iddia adına sadece dilek tuttular.

Demokrasi AB’ye havale
12 Eylül zaten sol direnişi ezip geçmişti, bedelini zindanlara atılanlar, sürgüne gidenler ve hayatı toplum dışına düşenler ödedi. Önce, bu ortamda iktidar olan ANAP bir demokrasi imkânı olarak görüldü. O dönemler neo-liberalizmin yükseliş yılları idi, o nedenle, ‘ekonomik liberalizm, siyasal demokrasiyi getirir’ tezi çok rağbet gördü. 12 Eylül Anayasası’nın kılına dokunmayan ve ‘12 Eylül’ün siyasi yasakları kalkmasın’ diye kampanya yürüten Özal, şortla asker teftiş etti diye neredeyse demokrasi kahramanı oldu. Sonra, umutlar AB sürecine bağlandı. Büyük Türk demokratları, demokrasinin ‘iç dinamikle’ gelmeyeceğine kanaat getirip, demokrasi işini AB’ye havale ettiler. Yine oturdukları yerden demokrasi dileği tutmakla yetindiler. Ne var ki, başkasının ceketi ile damat olunmuyor. O ümit de suya düştü.
Tam bu sırada AKP iktidarı imdatlarına yetişti, bu sefer AKP’nin aranan ‘demokrasi dinamiği’ olduğuna inanıldı. ‘Demokrasi getirsinler de biz de tadını çıkaralım’ diye, AKP’ye genel vekâlet verildi. Başbakan ‘özet’ dese özgürlük vaadi, ‘demlik’ dese demokrasi diye okundu. Bu dönemde sıkıysa, ‘acaba iktidar otoriterleşiyor mu?’ de, aydınların gazabı kapıda bekliyordu, en hafif itham ‘darbeye zemin hazırlamaktan’ başlıyordu, Ergenekon’dan çıkıyordu.

Ses verseydiniz
Zamanla, iktidarın demir yumruğunu vurduğu yerde ot bitmez, ses çıkmaz oldu. O nedenle, şimdi bu şartlar altında, iktidarın Kürt meselesini de demir yumrukla çözmeye girişmesinde şaşkınlıkla karşılanacak bir şey yok. Kem küm edenler de boşuna kıvranmasınlar, bu iktidar onlara figüranlık dışında rol vermez. ‘Sivil vesayet’e uyananlara söylenecek tek şey; ‘badel harab-ül Basra!’ Bugün gelinen noktada, iktidardan çok onların payı var. Demokratı, demokrasi ve hatta kendi özgürlükleri için kılını kıpırdatmayan memlekette Başbakan niye demokrasi havarisi olsun? Ayrıca Başbakan ve partisinin demokrasi anlayışları bu, ister beğenirsiniz ister beğenmezsiniz. Beğenmiyorsanız, mazeret mucitliği yapmak yerine ses verseydiniz. Höt deyince tırsan adama, bırakın özgürlük alanı açmak kimse saygı duymaz.
Türkiye’de demokrasi testinden asıl çakanlar iktidardakiler değil, ondan demokrasi dilenmek dışında bir şey yapmayanlar, iktidarın radarına yakalanmamak için köşeye bucağa saklananlar, kem küm edenler, suya sabuna dokunmayan kompozisyon yazarları, darbe planları üzerine yüzlerce yazı yazıp, ortalığı kasıp kavurup, katliam gibi ‘operasyon kazası’ üzerine ayıp olmasın diye bir şeyler karalayıp hızla konuyu değiştirenler. Böyle bir ülkede, güçlü bir iktidar neden daha fazla demokrasi vaat etsin? Nasılsa azarı işiten susuyor, maliyet bu derece düşük olduktan sonra, demokrasi ve özgürlük gibi çetrefil işlere neden müracaat etsin?
Tablo böyle olursa, demokratik cumhuriyet ham hayal oluyor, ‘muhafazakâr cumhuriyet’ gelir, el değiştirerek muhafazakârla emanet olan baskıcı cumhuriyet yapısı biraz da böyle devam eder, olur biter.
Not: Yukarıdaki tanımların dışında kalan bir avuç aydın ve demokratı söylediklerimden tenzih ederim.

(Milliyet)

[Bu yazı 1619 kez okundu]
Nuray MERT

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [54]
[9 Haziran 2017] Katar'ın başına gelenler ... [15 Ocak 2016] Linç kampanyasına nefer yazılanlar asıl siz kendinizden utanın! ... [31 Ağustos 2015] Merak etmeyin, istedikleri düzeni kuramayacaklar ... [27 Temmuz 2015] Lanetli çözüm, ahmakların seferi ... [13 Nisan 2015] Ülkede Karanlık Bir Sabaha Uyanmak ... [15 Mayıs 2014] Soma Katliamı. Ayrı dünyaların insanlarıyız ... [17 Nisan 2014] Kulak asmayın düşünce tacirlerine! ... [9 Kasım 2013] 'Otoriter muhafazakarlık' ve demokrasi ... [25 Ekim 2013] Muhafazakarların 'Bağımsız Türkiye'si ... [18 Ekim 2013] Bayramda Barış Süreci ... [16 Temmuz 2013] Bu çirkin tablonun ardındakiler ... [17 Mayıs 2013] Suriye politikasının ağır bedeli ... [3 Mayıs 2013] Burası işte böyle bir ülke! ... [10 Nisan 2013] Kuş katliamı ... [9 Şubat 2013] Karanlık Bir Tünelden Çıkış ... [1 Şubat 2013] Masum değilsiniz hiçbiriniz ... [15 Ocak 2012] Sadece cesur insanlar özgür olabilir ... [12 Ocak 2012] Muammalı bir hesaplaşma devri ... [25 Aralık 2011] Fransa, Türkiye, Suriye ve Ortadoğu ... [18 Aralık 2011] Ortadoğu'da yeni dönem ... [20 Kasım 2011] Herkes fikrini bozmuş! ... [13 Kasım 2011] Bir büyük kompozisyon yarışması ... [25 Ekim 2011] Demokratik 'zihniyet' meselesi ... [13 Ekim 2011] 'Görevimiz tehlike' ... [6 Ekim 2011] 'Bu hal', 'OHAL' mi? ... [4 Ekim 2011] Zizek'in 'yeni oryantalizmi' ... [25 Eylül 2011] Kürt meselesi ve yurtta savaş cihanda savaş ... [22 Eylül 2011] Yeni laiklik tartışmaları ... [20 Eylül 2011] Erdoğan ve Nasır ... [11 Eylül 2011] 'Libya özel sayısı' ... [8 Eylül 2011] İsrail ve Kürt meselesi ... [1 Eylül 2011] İslam Emperyalizmi, Neo-Osmanlıcılık ... [23 Ağustos 2011] 'İslam ve Sosyalizm' ... [16 Ağustos 2011] 'Londra isyanı' ve insanlığın çözülüşü ... [9 Ağustos 2011] Suriye'ye giden 'mesaj' ... [24 Temmuz 2011] Türkiye'nin 'Değerler'i ... [5 Temmuz 2011] Maslahatçı demokrasi ... [30 Haziran 2011] 'İkna Odaları'ndan 'İkna Meclisi'ne ... [26 Haziran 2011] Şeytana uymayalım ... [19 Haziran 2011] 'Kimliğe oy' ve 'yeni statüko' ... [26 Mayıs 2011] Kürt meselesi CHP, BDP ve AKP ... [13 Mayıs 2011] Dere geçilirken değişmeyen at ... [10 Mayıs 2011] Bu hale nasıl geldik? ... [26 Nisan 2011] 'Sol' garezi ... [15 Nisan 2011] Yeni engizisyonlar, yeni cadı avları ... [14 Nisan 2011] İktidar ... [7 Nisan 2011] Devlet için 'demokrasi', devlet için anayasa! ... [22 Şubat 2011] 'Organizma' ve tecavüz! ... [18 Şubat 2011] Tasasız 'demokrat'lar! ... [16 Şubat 2011] Mısır'da 'Post-Devrim', 'Post-demokrasi' ... [10 Şubat 2011] Yeni statüko, Kıbrıs ve demokrasi ... [25 Ocak 2011] 'Tefrika'yı savunmak! ... [11 Aralık 2010] 'Öğrenci eylemleri' krizi ... [23 Ekim 2010] Laikliğin teminatı ...
Nuray MERT
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™