Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Dersim'i Unutma
28 Aralık 2011, Nihat BEHRAM
, Nihat BEHRAM
Şiirlerin de bir hayatı var. Anımsanışları, unutuluşları, özgür günleri, yasak günleri, lanetlenişleri, alkışlanışları.. Kimi ölü doğan, kimi kısa, kimi uzun ömürlü olan şiirlerin de bir hayatı var. Her canlı gibi acılar, sevinçler, serüvenlerle dolu. Bu duygu bir ara bana şiirlerin hayat öykülerinden oluşan ‘şiir hayatı’ konulu bir kitap yazdırmayı bile düşündürdü.
Bir örnek olsun diye, bir şiirimin hayatından kesitler anlatacağım. Kendisi 35 yaşında da olsa, konusunun güncelliği nedeniyle “Dersim’i Unutma” adlı şiirimin hayatından söz edeceğim. ‘Konusunun güncelliği’ dediğim, iktidarın ‘demokrasi açılımları’ paketinde en son sunduğu ‘yüzleşme’ polikasının güncelliği! Yoksa dediğim gibi bu şiir 35 yaşında. Konusu ise kendinden 40 yıl önce yaşanmış bir olay: Dersim Katliamı. Onun arzusu ‘yüzleşme’ değil, hesap sorma. Kendinin kıldığı, bütünleştiği bir acının hesabını sorma. Yüreğindeki kıvılcım bu yangını düşlüyor. Arzusu içtenlikli. Yani yüzü olan bir arzu.
Önce şiiri okuyalım, sonra yaşamından kesitleri:
DERSİM’İ UNUTMA
Aştı yeryüzünün kızartısı günbatımı rengini...
Akan kandır: oluk oluk bebelerden, yaşlılardan...
Aştı dağların uğultusu gök gürültüsünü...
Döven top mermileridir: göğüsleri, alınları...
Akan kandır, döven top mermileri
O mazlum halkı, o öksüz vatanı...
Derinleşti Lâç Deresi, Harçik Çayı, Zilan...
Yükseldi Halis Dağı, Haydaran, Munzur...
Akan kandır, döven top sesleri mahzun vatanı...
Aksakallar, ölü canlar, kundak bezleri
İnim inim kan içinde kaynadı,
Günlerce yaraları yaladı zulüm rüzgârı,
Analar yavrular için, yavrular bacılar için
Gökyüzünün yıldızınca ağladı...
Akan kandır, Dersim’i unutma yoldaş,
Bin kat daha akıtılsa savun nazlı vatanı...
Bımre koletî...
Bıji Azadî...
N. Behram / 1977
Şiirin yer aldığı kitabımın adı ‘Hayatı Tutuşturan Acılar’. May Yayınları’ndan 1978 yılında yayımlandı ve aynı yıl içinde bu şiir nedeniyle yasaklandı. Şiirin Kürtçe olan final dizeleri ‘kahrolsun kölelik, yaşasın özgürlük’ anlamına geliyor. Yayınlandığı tarih zaten sadece bunun bile, yani Kürtçe söz etmenin bile, bir ömür mahkumiyet ve baskıya neden olduğu tarihti.
1974 affıyla cezaevinden çıkmış, normal hayata dönmüştük. Tabi benim için ‘normal hayat’ devrim ateşinde harlanmak anlamına gelir. Diğer hayat biçimlerini anormal bulanlardanım. Vatan Gazetesi’nde çalışmaya başlamıştım. ‘Darağacında Üç Fidan’ı yazdığım o günlerde, kafamdaki konulardan birisi de ‘Dersim Katliamı’ydı. Bunun için bölgede dolaşıp o dönemden yaşamda kalmış insanlar bulmuş, anılar, ağıtlar toplamaya başlamıştım. “Dersim’i Unutma” şiirim o günlerin duygusuyla yazılmıştır ve adını da düşündüğüm yazı dizisine bırakacaktı. Düşüncemi gazetenin yayın yönetmeni A. Kuran’a açtığımda, uzun bir şaşkınlık bakışının ardından “Sen deli misin? Sadece seni asmakla kalmaz bizi de asarlar!” demişti. İsteğim kabul görse, şiiri okuyacaktım. Duygum koynumdaki şiirde saklı kaldı. Bütün gün sanki cesedimle dolaştım.
hayati_tutusturan_acilar_0.jpg
Şiiri okuduğum kimi yakın dostlarımın “Yayınlayıp kendini ateşe atma!” türünden uyarılarına rağmen “Dersim’i Unutma” 1978 de May Yayınları’na verdiğim ‘Hayatı Tutuşturan Acılar’ adlı kitabımın içindeydi. May’da daha önce çıkan “Darağacında Üç Fidan”, “Ser verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” ve “Sol Kendini Anlatıyor” adlı üç kitabımın üçü de toplatılıp yasaklanmıştı. Yayınevi sahibi rahmetli Mehmet Ali Yalçın, kitabı önüne koyduğumda ilk sözü, “Bunda başımıza bela saracak kim bilir ne var?” olmuştu. Fakat, yanıtımı beklemeden yine kendisi “Hayırlısı olsun!” diyip, yayınlamak üzere almıştı. Mehmet Ali Yalçın’ın, “Şu kitaba bir bakayım!” bile demeden basmak üzere almasındaki yüceliğini asla unutamam ve her zaman saygıyla anarım. O gün Cağaloğlu’ndan Sirkeci’ye dek koşarak inmiştim. Koşarken aklıma kitap kapağı gelmişti: Kan gölünün tetiğini çeken bir el!
“Hayatı Tutuşturan Acılar” kitabım da önceki kitaplarla aynı kaderi paylaştı. “Dersim’i Unutma” nedeniyle toplatılıp yasaklandı. Yayın dünyasında bu kitap, bu şiir ve yasaklanması hakkında, bütün gazetelere ve yazarlarına tek tek haber iletildiği halde, tek satırlık tepki çıkmadı. Bugün sistem gevezeliği yapan, sistemin ‘yüzleşme’ ve ‘açılım’ düdüğünün yükselticisi liberallerdemek ki o günler de aynı düdüğün susturucularıydı!
80 darbesi ertesinde, sürgünde olduğum günlerde, devrimci gecelerde bu şiiri de okuyordum. Bir gün ‘Partizan’ hareketinin bir önderi, “Hakkında haretin mk’sına yazılmış bir uyarı raporu var!” dedi. Rapor bu şiirle ilgiliydi. Raporu yazan da o hareketin saflarında olan ve tiyatro oyunları sahneye koyan bir arkadaştı. Rapor bu şiirin ‘Kürt milliyetçiliği’ yaptığını, ‘savun nazlı vatanı’ tanımında ‘ayrı bir vatan’ anlamı gizli olduğunu söylüyor, benim de ‘zaten Apocular’ın gecelerine çıktığım’a işaret ediyor ve ‘bu şiirin devrimci gecelerde okutulmamasını’ öneriyordu! İşin tuhafı, bu arkadaş, hakkımda yazdığı rapordan haberdar olduğumu bilmediği için, karşılaştığımızda, artık kendince hesabı neyse, bana acaip iltifatkâr davranıyordu, öyle ki, iltifatlarının yoğunluğundan utanıp sıkılıyordum!
O tarihlerde PKK bilinmiyordu. Bu kesimden olanlar ‘Apocular’ diye biliniyordu ve ‘halk içi halk dışı güçler’ ayrımında Apocular var olan siyasi hareketlerce ‘halk dışı’ sayılıyordu.
Aynı tarihlerde Paris’te yapılan bir toplantıda, Dev Yol’dan Devrimci Sol’a, HK’dan Partizan’a birçok siyasi hareket bir anti-faşist cephe oluşturmuş ve beni de kamuoyuna yönelik açıklamalarda komitenin temsilcisi ve basın sözcüsü seçmişlerdi. Anadolu’nun kanlı karanlık dönemiydi. Cezaevlerinden işkence ve ölüm haberleri yağıyordu. Diyarbakır Cezaevi ölüm kuyusuydu. Faşizmi lanetlemek, Türkiye’de olanları dünyaya duyurmak için yurt dışında açlık grevleri, miting ve yürüyüşler gibi eylemler yapılıyordu.
O günlerden biriydi. Apocular, Frankfurt yöresinde yapacakları bir geceye beni de çağırmıştı. Kuşkusuz ki, sözcülüğünü yaptığım gruplarla çelişik bir durumdu. Katılmamam yönünde uyarıldım. Ama açıkçası bu uyarılar içimdeki duyguyu bastıramamıştı. Ozan Emekçi’yi aradım. Duygumu, katılmak istediğimi söyledim. Emekçi, kendisine de bu davetin geldiğini, aynı durumda olduğunu, katılırsam kendisinin de katılacağını belirtti.
Geceye koynumda “Dersim’i Unutma” şiirim ve içten çıkma bir sustalı bıçakla gittim.Kuliste sustalıyı denerken, bir görevli “Halo bu ne, bu bıçağı salona nasıl soktun?” dedi. “Okuyacağım şiirin bıçağı, finalinde yumruğumu kaldırdığımda şiir onu çekecek!” dedim. “Kitle galeyana gelir!” diye uyardı. “Sadece zulüm altında olanların mı öcü var, bu şiirin de birikmiş öcü var, o da benim gibi yasaklı ve sürgünde, o öyle istiyor, uyuşukluktan iyidir!” dedim. Şiir bittiğinde salonun balkonları yıkılacak gibi olmuştu! Final dizeleri olan “Bımre koletî, bıji azadî!” yi kitle dakikalarca bağırmış, zaten sonra da slogan olarak pekişmişti.
Tiyatrocu arkadaşın uyarı raporunda ‘katıldığımdan’ kasıtla ‘suç vurgusu’ yaptığı gece buydu. Zamanın ve hayatın bir cilvesidir: yıllar sonra Basel’de olduğum bir gün “PKK derneğine önemli bir Alevi Dedesi’nin geleceği” söylendi. Baktım, duyuru posterlerinde o tiyatrocu arkadaşın resmi var! Sadece o mu? O dönemin keskin solcunice tipini ilerleyen zaman içinde ‘sol bakışı’ törpülenmiş hallerde gördüm. Kimi, solcu dönemini ‘kaybedilmiş yıllar’ diye niteliyordu, kimi ‘Alevici’ kimi ‘Kürt milliyetçisi' olmuştu; kimi bir insanın düşebileceği en rezil hal olan sistem yalakalığı haline, yani ‘sol maskeli liberalliğe’ düşmüştü.
90’lı yıllara doğruydu. Benim şiirlerimden de besteler yapan müzisyen arkadaşım Ali Asker’le sık sık gecelere birlikte çıkıyorduk ve okuduğum şiirlerden biri de mutlaka “Dersimi Unutma” oluyordu. Asker de Dersimli. Bestelerine benden sürekli şiir istediği için, bir gün içimden öyle geldi, Asker’in de Zaza olduğunu düşünerek, ona “Bu Dünyaya Zaza Geldim” adlı bir şarkı sözü yazdım. Şarkı, “Yaz günümde güze geldim / Zor günümde size geldim / Doğduğum gün göze geldim / Yare yare deli gönül” diye başlayıp, son kıtasında “Şarkılanıp söze geldim / Rüzgârlanıp hıza geldim / Bu dünyaya Zaza geldim / Çağıl çağıl deli gönül” diye finale ulaşıyordu. Zaza varlığı, kültürü, kimliği ve kaderinin renkleriyle işli belki de ilk şiirdi. Asker besteledi, ama şarkıyı dinleyince içim burkuldu kaldı. Çünkü finalini, yani tam da şiire yürek olan “Bu dünyaya Zaza geldim” dizesini “Bu dünyaya insan geldim, bir can geldim” diye değiştirmişti. Yapılacak bir şey de yoktu, çünkü ADA Müzik’te çıkan CD’ye öyle okumuştu. Niye böyle yaptığını ise, “Zaza geldim sözünde ayrımcılık var, ‘İnsan geldim’ sözü ise devrimci bir biçimde her ulusal yapıyı kucaklıyor!” diye açıkladı! “Hadi bir şiire sansürün vahametinden geçtim, ama bu anlayış da Zazalığı yoksamak olmuyor mu?” dedim. Kürt olmadığım halde “Kürt milliyetçiliği”me, bir de Zaza olmadığım halde “Zazacılık” eklenmişti! ‘Olsun’ dedim. Çünkü, Marks’ın, Lenin’in öğretisinde böyle bir şey var mı bilmem ama ben şahsen ezilenle bütünleşmeyi komünist olmanın gereklerinden biri sayarım. Zazalık ne ki, kendimi soyu tehdit altındaki ardıç kuşu gibi hisettiğim bile olmuştur! Asker’e de, ADA Müzik’e de “En azından CD nin kitapçığında şiir orjinal haliyle yer almalı” şartını koştum. Neyse ki kitapçıkta orjinal hali yer aldı. Zaten daha sonra, devrimci kişiliğini korumada özenli Asker’in kendisi de, yaptığı değişiklikten duyduğu üzüntüyü bana iletti.
Bu anıya yer vermemin, Dersim’de çoğunluğun Zaza olmasının ve Dersim Katliamı’nda katledilmeleri konusunun ‘sistemin yüzleşme açılımı’yla ‘kazandığı’ güncellikten öte bir nedeni var: yaşam öyküsünü anlattığım bu “Dersim’i Unutma” şiiri, özellikle Dersimlilerin ve Alevilerin sitelerinde yayımlanıyor. Ve fakat hemen hemen tümünde şiirin finali yani “Bımre koletî / Bıji Azadî” dizeleri konmuyor. Sansür ediliyor. (Dersim’i Unutma Nihat Behram diye arayın görürsünüz.) Şiir bu sitelerde elleri ayakları bağlı geziyor. Bu siteler bir de devrimci siteler! Devlet saldırdığında bilirsin ki devlet terörüdür, adama koymaz! Şimdi bu sansür neyin terörü? Gel de kahrını taşı! Bu durumun nedenini, bu işlerden anlayanlara sordum. Değişik yanıtlar aldım. Biri, “Sözler Zazaca değil, Kürtçe. Dersim sitelerinde sansürü ondandır!” dedi, bir diğeri, “O sözler PKK’nin sloganı, ondandır!” dedi. Bir başkası, “İlk koyan öyle koymuştur, birbirlerinden aldıkları için artık öyle gider!” dedi. Şiirin şu kaderine bak, şaşırdım kaldım! İşin acısı, böğründen bıçaklanmış şiirime yardım için elimden bir şey de gelmiyor! Gözümün önünde kanayıp duruyor! Dersim’in kaderiyle bütünleşmenin bu kadarı da fazla!
İşin kötüsü, şimdi derdin bu yanını deşecek halimiz de yok. Baksanıza, yavşak yandaş medyadan, iktidar sözcülerine, demokrat maskeli yazar bozuntularından kapıkulu liberal sürüsüne ne kadar yüzsüz varsa ampül çevresinde ‘yüzleşme’ diye pır pır dönüyor! Akbabalar gibi kondukları sistem çöplüğünde, hesap sorma duygusunun esamisi bile okunmayan bir gevezelikle ötüyor da ötüyorlar! Hesap sorma duygusu taşımaları mümkün mü? O duygu devrimciye özgü bir duygudur. Hesap sorma duygusunun yanında ‘yüzleşme’ arzusunun söyleyecek sözü mü kalır?Söylese de kıymeti harbiyesi ne? Hele ki sahte ise!
‘Konuşulması tabu’ diye niteledikleri bu konuyu ‘cesaret havariliği’ havalarında konuşanların, onu yıllar ve yıllar öncesinden, gelebilecek her türden belasını göze alarak ve ‘yüzleşme’ mızmızlığıyla değil, hesap sorma anlayışıyla gündeme getirmeye çalışan devrimcilerin çabalarını görmezden gelmelerini ‘körlük’ diye açıklamak yeter mi? Bilinçli bir alçaklık yok mu? Hadi, dinciler için, ‘Dünyadan bîhaber bu cahiller sürüsü, Suphi’den TİP’in kapatılma nedenine kadar, bu konuda komünistlerin neler yaptıkları ve ne bedel ödediklerini nerden bilsinler?’ diyelim. Ya, dinci, gerici sisteme borazanlık yapan sol maskeli, her konuda bilgiç mi bilgiç entel liberaller için ne diyeceğiz?
Halka, inançlara, farklı kültürlere karşı yüzsüzlük simgesi islamo-faşist sistemin yeni maskesi ‘yüzleşme’! Sistemin çabası, ‘Demokrasi açılımı’ kavalıyla halkı ‘kapalı faşizm’e doğru gütmek. Kavalın sesine yükselticilik yine liberallerin görevi. Yeni mavalları bu: yüzleşmek! Sistemin havanında şimdi bu konuda laf öğütüyorlar. Yüzleşmesi için sisteme maske kolleksiyonlarından ‘yüz’ bulmaya çabalıyorlar! Yandaş medya bu ‘çaba’ya endeksli.
Devrimcilerin oldum olası sürdürdüğü çabalar ise yine ‘hasır altı’! Hadi, alçaklar sürüsünün o çabaları görmezden gelişleri bilinçli körlük. Peki devrimci saflar yeterince görüyor mu? Görmeyenlerin başına, “Dersim’i Unutma”nın yaşamı kadar taş düşsün! Belki uyanır, bakınmaya başlarlar!
N.B.

(SolHaber)

[Bu yazı 2530 kez okundu]
Nihat BEHRAM

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [186]
[4 Mart 2016] Yurt Gazetesi patronunun hali tam bir 'Yavuz hırsız' misali.... ... [4 Ekim 2015] Doğu Perinçek'in 'vatan' anlayışı... ... [12 Mart 2015] Yobazlığı Karacaoğlan'la süpürmek! ... [20 Şubat 2015] Diren, ulaşırsın! ... [5 Ocak 2015] Giden yıla lânet, gelen yıla umut tazelemesi ... [24 Kasım 2014] Türbanın zulası ... [16 Nisan 2014] Ayrılığa dipnot ... [13 Nisan 2014] 30 Mart'ın 'artçı sarsıntıları' ... [9 Nisan 2014] Umut hırsızlığı ... [6 Nisan 2014] Faşizmin 'tamiri' olmaz, yıkımı gerekir! ... [2 Nisan 2014] Ülkenin 'zulüm sever' ahalisi ... [30 Mart 2014] Kızıldere'yi Anarken / Katil kim? ... [27 Mart 2014] Ne zengin memleketmiş! ... [19 Mart 2014] 'Guinness Rekorları'ndaki Eksiklerimiz ... [16 Mart 2014] Bari sus be adam! ... [12 Mart 2014] Faşizm, Sokak, Sandık ... [9 Mart 2014] Sanatçının Topluma Namus Borcu ... [5 Mart 2014] Sol Yelpaze ... [2 Mart 2014] Dindar mı, Sahtekâr mı? ... [26 Şubat 2014] AKP'nin Sanat ve Kültürü 'Kutulama' Hesabı: TÜSAK ... [19 Şubat 2014] Tutsaklığı Özgürlük Şarkılarıyla Göğüsleyenler ... [12 Şubat 2014] Omuz ver, Çamlıca Tepesi'ni kurtaralım! ... [9 Şubat 2014] Toplumda Hafıza Kaybının Kürekçileri ... [5 Şubat 2014] Yerel Seçimler ve Sol Cephe ... [3 Şubat 2014] Yasak Çiğneme Zamanı ... [29 Ocak 2014] Arsızlığın Bir Türü: 'Liberal Yanılmazlık' ... [27 Ocak 2014] İnsan mı, Hangi İnsan? ... [22 Ocak 2014] Solda cepheleşmek devrimcilerin acil ve tarihi görevidir ... [19 Ocak 2014] Herkesin Şeytanı Kendine ... [15 Ocak 2014] Olasılık - Kesinlik ... [12 Ocak 2014] Özgürlüğün 'Anlamsızlık' Boyutu! ... [8 Ocak 2014] 'Taylan Tanay'ların kollarındaki zincir ... [5 Ocak 2014] Geçen Yılın 'En'lerinden, Yeni Yılın 'Yön'lerine. ... [3 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [2 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [29 Aralık 2013] Yalaka ölçer ... [25 Aralık 2013] Şimdilik 'cin' çarptı, sırada 'halay çarpması' var! ... [22 Aralık 2013] Hayatın aynasında: 'Ya Tayyip... Men dakka dukka!' ... [18 Aralık 2013] Sol Cephe' duyarlılığı, 'Haziran İsyanı'nın çiçeğidir ... [15 Aralık 2013] Mülkümü sordular, 'Yurdum' dedim! ... [12 Aralık 2013] 'Başbakan'ın suç işleme özgürlüğü mü var? ... [8 Aralık 2013] 'Allah'ı alet etmedikleri konu kalmadı! ... [4 Aralık 2013] Sedat Selim Ay 'işkenceci' değilmiş! ... [2 Aralık 2013] İğrençsiniz! ... [28 Kasım 2013] Yöneticiden utanç duymak ... [24 Kasım 2013] Felâket senaryosu, komplo teorisi, suni gündem ... [13 Kasım 2013] İkili Oynamak ... [6 Kasım 2013] Türkiye Solunun 'Yurtseverlik' Sınavı ... [30 Ekim 2013] 'Hukuk Komedisi' değil, 'Hukuk Cinayeti' ... [27 Ekim 2013] Zindan Mektuplarından Kıvılcımlar ... [23 Ekim 2013] Pişkinlik ... [16 Ekim 2013] 'AK Terfi' dedikleri bu olmalı!.. ... [13 Ekim 2013] "Bu ülke hepimizin" diyene bak! ... [9 Ekim 2013] AK Hacılar Dönemi'nin popüler seviye simgeleri ... [2 Ekim 2013] Kendi kendini sansür, onura kelepçedir ... [29 Eylül 2013] Yobazlığın 'Ahmet Hakan'cası! ... [22 Eylül 2013] Derin' Devlete 'Derin' Hizmet! ... [18 Eylül 2013] Siyaset siyaset olarak kalmalıdır, din din olarak ... [15 Eylül 2013] Acil görev 'Yurtsever Halk Cephesi'ni oluşturmaktır ... [11 Eylül 2013] Savaş çalgısına barış akordu ... [9 Eylül 2013] AKP'den beklentinin Kürt siyasetçilerde doğurduğu zikzaklar ... [4 Eylül 2013] Alçaklık ve seviyesizliğin dibinde olmak ... [1 Eylül 2013] AK Vampirler ... [28 Ağustos 2013] Ölümcül hastaları zindanda zincirlemek insanlık mı? ... [25 Ağustos 2013] Merdan Yanardağ'a mektup ... [21 Ağustos 2013] Şiir kir tutar mı? ... [11 Ağustos 2013] Hayatın da bir yargısı var! ... [31 Temmuz 2013] AKP'nin darbe karşıtlığı da sahte! ... [29 Temmuz 2013] "Simit sat onurunla yaşa!" ... [24 Temmuz 2013] 'İktidar gasbı'nın 'darbe'den farkı ne? ... [17 Temmuz 2013] Affın sınırı ne? ... [10 Temmuz 2013] Acı çeşitlemesi ... [8 Temmuz 2013] Vergiyi haram etme hakkı ... [30 Haziran 2013] Altan Tan denen şu şeriatçı yobaza bak! ... [27 Haziran 2013] Yurdun pazarlamacısı ve halk gerçekliği ... [24 Haziran 2013] Gül'ün yorumuna gel de gülme! ... [19 Haziran 2013] Faşist barbarlığın mazereti mi olurmuş! ... [12 Haziran 2013] Zalimlerden zulümlerinin hesabı bir bir sorulacak ... [9 Haziran 2013] Diktatör ve piyonları ... [5 Haziran 2013] Dinci faşist diktacılar defolup gidecektir ... [26 Mayıs 2013] Ülkeyi haramilerden kurtarmak için Yurtsever Halk Cephesi ... [6 Mayıs 2013] DENİZLER korkutmaya devam ediyor! ... [24 Nisan 2013] 'Açılım'ın kapısı ... [17 Nisan 2013] "İleri demokrat"lık virüsü ... [10 Nisan 2013] Neruda'nın kemikleri ... [27 Mart 2013] Toplumsal aptallaşma ... [18 Mart 2013] Sanatçı saflaşması ... [10 Mart 2013] Kalemini de al git! ... [6 Mart 2013] Cinayet, cinnet çağı! ... [3 Mart 2013] Zehrin besin değeri! ... [27 Şubat 2013] Ektiğini biçersin ... [25 Şubat 2013] Faşizmin "zaman ayarlı" operasyonları ... [21 Şubat 2013] Hasta ziyaretine cenaze levazımatıyla gitmek ... [17 Şubat 2013] Aydın olmanın mayası ... [14 Şubat 2013] Yurt'un "Gökçek'e Çakma Ödül" öfkesi ... [10 Şubat 2013] Yalanın İktidarı ... [6 Şubat 2013] Halk düşmanlığı: "Kültür Operasyonları" ... [27 Ocak 2013] "Entelektüel" Yobazlar ... [23 Ocak 2013] Ülke zindan, bunlar zindancıbaşı! ... [20 Ocak 2013] Faşizmin köpürüşü! ... [9 Ocak 2013] Hocaefendi'nin 'Şair, Şiir Hutbesi' ve Necip Fazıl ... [6 Ocak 2013] Büyük Buluşma, Levent Kırca ve küçük adamlar ... [2 Ocak 2013] Yunus'un, Kaygusuz'un yanında Padişah neyin nesi? ... [31 Aralık 2012] "Keşke"li yeni yıl dilekleri ... [27 Aralık 2012] Suça iştirak ... [24 Aralık 2012] "Karanlık Zamanlarda" ... [9 Aralık 2012] "Sesimiz sesinizle buluşsun!" ... [27 Kasım 2012] Yoksa Aleviler 'korkunun ecele faydası'na mı inanıyor? ... [15 Kasım 2012] Hainler Sıralaması ... [12 Kasım 2012] Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun darbe yerleştirme misyonu! ... [7 Kasım 2012] Bir yanda canlarını dişleyerek direnenler, bir yanda 'Hak katı'nın Çöpçübaşı ... [4 Kasım 2012] Kılıçdaroğlu ne söylediğini biliyor mu? ... [28 Ekim 2012] Cumhuriyet mi kalmış ki 'bayramı' olsun? ... [22 Ekim 2012] Sosyalistlerin Meclisi 'Toplantı Bildirgesi'ni okurken ... [17 Ekim 2012] MHP: İktidarın emniyet sibobu! ... [16 Ekim 2012] Bir bu eksikti: 'Çocuk tecavüzcüsü'ne 'şehit'lik! ... [12 Ekim 2012] Kavramlara 'yeni anlamlar' yüklenirken ... [8 Ekim 2012] Başbakan'ın "Yavuz" iştahı ve Aleviler ... [3 Ekim 2012] "Ulemâ-yı bâtın" uluması! ... [30 Eylül 2012] Bu da 'İleri Demokrasi'nin cenaze gaspı! ... [26 Eylül 2012] 'Adalet' buysa, 'adaletsizlik' acaba ne? ... [24 Eylül 2012] 'Kelleci Santrafor'un 'Refleksiz Kaleci'si ... [19 Eylül 2012] Eleştiriye tahammülsüz Polis yasa tanır mı? ... [17 Eylül 2012] Halkın polisi mi, hükümet milisi mi? ... [11 Eylül 2012] Yoksa çete reisi ben miyim? ... [5 Eylül 2012] İnsanın varlık nedenine saldırı ... [29 Ağustos 2012] Başbakan'ın Arkadaşları ... [23 Ağustos 2012] İmamın cetveli! ... [8 Ağustos 2012] Olmayan şeyi tanımak! ... [1 Ağustos 2012] "Zihinsel şiddete uğramak!" ve Prof. Büşra Ersanlı ... [29 Temmuz 2012] "Gelmiş geçmiş en demokratik hükümet" miş! ... [25 Temmuz 2012] Ölümle değil, imamla belalıyım! ... [18 Temmuz 2012] Cezaevlerine duyarsızlık ... [15 Temmuz 2012] Başınıza Mor Gabriel Manastırı kadar taş düşsün! ... [12 Temmuz 2012] Gel de anla! ... [8 Temmuz 2012] Aydın kavramı ve boşa edilen küfür ... [2 Temmuz 2012] Yangını söndürecek güç ... [27 Haziran 2012] Suç ve ceza ... [24 Haziran 2012] "Demokratik" Faşizm ... [20 Haziran 2012] Edip Akbayram'la "Mayıs" ta kucaklaşmak ... [13 Haziran 2012] Umut Odakları ... [13 Haziran 2012] Bu ne hâl Adalet Hanım? ... [6 Haziran 2012] BDP mi kalleş, AKP mi? ... [30 Mayıs 2012] "HES" diye hırlayanı "Höst!" diye hoştlamalı! ... [23 Mayıs 2012] Savaş kışkırtıcılığı, barış militanlığı ... [14 Mayıs 2012] Cüreti cehaletten mi azametten mi? ... [10 Mayıs 2012] Alçaklığın bu derecesi kan dondurur! ... [8 Mayıs 2012] 12 Eylül Darbesi'nin 'COO'su kim, 'CEO'su kim? ... [2 Mayıs 2012] Bulandırılmış muhalif kimlik ... [26 Nisan 2012] Eyvah, Kültür Bakanı yine 'sahne'de! ... [18 Nisan 2012] El insaf Ahmet Altan! ... [4 Nisan 2012] Yaşasın hayat! ... [1 Nisan 2012] AKP'nin Prof. Dr. 'Hoca'ları ... [22 Mart 2012] Sahtekârlık sınırsız ... [19 Mart 2012] "Ilımlı İslam" yumurtasının "Uyumlu İslam" civcivi ... [15 Mart 2012] Sonunda AKP bize terörü sevdirecek! ... [12 Mart 2012] "Kürt Açılımı"ndan rekor çıktı! ... [10 Mart 2012] Zor günler ... [7 Mart 2012] Ya 'devrimci örgüte üye'lik, ya 'sürgit güve'lik ... [4 Mart 2012] İktidar yandaşı muhalefet ... [29 Şubat 2012] "Terörün arka bahçesi"nde olmak ... [22 Şubat 2012] Haber ve görüntü dili ... [19 Şubat 2012] Arap Buharı ... [12 Şubat 2012] Düşüş... ... [8 Şubat 2012] Halk düşmanları halkların kardeşliğine hizmet eder mi? ... [8 Şubat 2012] Kendi Coğrafyası Kendine Zindan, Halkının Sesi Bir Ozan: Mahmud Derviş ... [25 Ocak 2012] Bu gün acımasızlığım tuttu! ... [17 Ocak 2012] "Gurur" gurultusu ... [11 Ocak 2012] 'Şiirden anlamam!' sözünün anlamını anlayan var mı? ... [14 Aralık 2011] Köklerden kopukluk 'vazo kültürü'dür! ... [30 Kasım 2011] Seni.... CHE ... [2 Kasım 2011] Acı Sargısı ... [19 Ekim 2011] Örgütsüz aydının örgütlenme çağrısı! ... [5 Ekim 2011] Bunlar kendilerini ne sanıyor? ... [21 Eylül 2011] İnsan hâlleri, insani hâller ... [7 Eylül 2011] Hayata Düşmanlık Yelpazesi ... [24 Ağustos 2011] Yobazlık jandarması Ramazan magandaları ... [10 Ağustos 2011] Sistemin Kirletme ve Körletme Aygıtı ... [28 Temmuz 2011] Sonuçta bu işi kim çözecek, uzaylılar mı? ... [13 Temmuz 2011] Ölüm de çiçek açar... Ve ölümsüzlük o çiçeğin balıdır ... [29 Haziran 2011] "Şu 500 bin meselesi..!" ... [15 Haziran 2011] Sarıdır, ama sararmamıştır... ... [1 Haziran 2011] Düzenin batağında barajı aşmak mı, ırmak yatağında selleşip taşmak mı? ... [19 Mayıs 2011] "Davutoğlu'nun Mevlâna Çıkışı"na Giriş! ... [4 Mayıs 2011] İmamın domuzu ... [7 Nisan 2010] Bataklıklı Yolda Tepeye Doğru Yürürken ...
Nihat BEHRAM
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™