Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Dinsel simgeler ve AİHM
29 Ekim 2010, Rıza TÜRMEN
, Rıza TÜRMEN

Son günlerdeki türban tartışması bu konudaki AİHM kararlarını gündeme getirdi.     
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin 9. maddesi iki türlü özgürlükten söz eder. Birincisi, içe dönük inanma ya da inanmama özgürlüğü. Bireyin iç dünyasına ilişkin bu özgürlüğe devlet karışamaz.
İkincisi, inancın dışa vurulması özgürlüğü. Bu özgürlük kamu düzeni, ahlak ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi nedenlerle sınırlanabilir. Ancak bu sınırlamaların yasal dayanağının bulunması ve demokratik bir topluma uygun olması gerekir.
9. maddede yazılı olmayan, içtihatla oluşan bir sınırlama daha var. Dinsel saikle yapılan her davranış din ve vicdan özgürlüğüne girmez ve Sözleşme tarafından korunmaz. Bunun nedeni açık. Dinsel saikle yapılan her davranış inanç özgürlüğüne girerse, dinsel kurallar hukuk kurallarının önüne geçer. Herkes kendi hukukunu uygulamaya baslar. Hukuk devleti ortadan kalkar.
AİHM, İstanbul Üniversitesi’nin Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak aldığı, türban yasağına ilişkin (gerçekte yasak, hangi dinden olursa olsun, tüm dinsel simgeleri kapsıyor), Leyla Şahin davasını da bu çerçevede inceledi. AİHM açısından sorun kılık kıyafet özgürlüğü değil. Dinsel simgelerin yükseköğrenim kurumlarında gösterilmesi sorunu.
Türbanın güçlü bir dinsel simge olduğunu AİHM daha önce Dahlab/İsviçre (2001) kararında belirtmişti. Ayni kararda AİHM, türbanın kadın erkek eşitliği ile bağdaşmadığını söyledi. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Karaduman/Türkiye (1993) kararında, türbanın başı açık öğrenciler üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtti. Dolayısıyla, AİHM Leyla Şahin (2005) davasını incelemeye başladığında bu konuda yerleşmiş bir içtihat vardı.  Bundan sonra da AİHM aynı yönde başka kararlar verdi. Örneğin, Lautsi/İtalya(2009) kararında aynı ilkelerden hareketle, sınıflarda duvara haç asılmasının din ve vicdan özgürlüğünü ve eğitim hakkını ihlal ettiği sonucuna vardı.
Leyla Şahin kararında AiHM, önce yasağın yasal bir dayanağı olup olmadığına baktı. “Yasaya uygunluk” kavramını biçimsel değil, geniş yorumladı. Bu kavramın sadece yasama organınca kabul edilen yasaları değil, aynı zamanda, bağımsız kuruluşların yayınladıkları genelgeleri de kapsadığını, yasanın ne olduğunun yargı organlarının yorumuyla belirlendiğini, türban konusunda Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın bağlayıcı nitelikte kararları bulunduğunu, bunların yeterli bir yasal dayanak oluşturduğunu belirtti.
Sorunun esası ile ilgili olarak AİHM, kararında, içtihadındaki ilkelere değiniyor. Din ve vicdan özgürlüğünün kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla sınırlanabileceği, türbanın kadın -erkek eşitliği ile bağdaşmadığı, birden çok inancın bir arada bulunduğu toplumlarda, bu inançların birlikte var olabilmeleri için din ve vicdan özgürlüğüne sınırlama getirilebileceği, devletin dinler karşısında tarafsız olması gerektiği üzerinde duruyor. Din-devlet ilişkilerinin düzenlenmesinde devletin belirli bir takdir yetkisi olduğunu söylüyor.
AİHM, kararında, laikliğin Türkiye açısından taşıdığı önemin altını çiziyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laikliğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ilkelerle uyum içinde olduğunu, Türkiye’de demokrasiyi korumak bakımından önem taşıdığını, laikliğe aykırı davranışların din özgürlüğüne girmeyeceğini ve Sözleşme tarafında korunmayacağını belirtiyor.
Üniversitelerde yöneticilerin kurumun laik niteliğini korumak istemelerinin anlaşılır bir şey olduğunu ileri sürüyor ve türban yasağının Sözleşme’nin 9. maddesini ihlal etmediği sonucuna varıyor.
Bundan sonra AİHM, başvurucunun eğitim hakkıyla ilgili şikâyetini inceliyor. Yukarıdaki görüşlerin eğitim hakkı için de geçerli olduğundan hareketle bu şikâyeti de reddediyor.
Leyla Şahin kararının konusu üniversitedeki yasağın Sözleşme’ye uygun olup olmadığı. Yasak kalkarsa, bu kez başı açık bir öğrenci din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürerek AİHM’de dava açabilir. Ancak bunun için, iç yargı yollarının tüketilmesi ve davacının türbanın serbest bırakılması sonucu mağdur olduğunu gösterebilmesi gerekir. Bu yolda bir dava açılırsa, AİHM yukarıdaki ilkelerin bu olayda ne denli geçerli olduğuna bakarak bir karar verir.

(Milliyet 29.10.2010)

[Bu yazı 1872 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™