Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bu davayı hep birlikte izleyelim
7 Aralık 2011, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

BU cuma günü Ankara’da bir “terör örgütü davası” görülecek. Yaklaşık olarak altı aydır tutuklu bulunan 22 kişinin Sincan F Tipi Cezaevi’nde yatıyor olmalarının nedeni Hopa’da seçimler sırasında yaşanan olayları protesto etmeleri.

Savcılık, bu gençleri “silahlı terör örgütü üyeliği” ile suçluyor. Ancak iddianamede böyle bir örgüt ile öğrencilerin ilişkisini kanıtlayan somut bir delil de görmedim.
Nasıl bir emir komuta zinciri içindeler, eylemlerini nasıl planlıyorlar, örgüt nasıl finanse ediliyor, tutuklu ve tutuksuz sanıkların örgüt içindeki konumları nedir, kimler lider, kimler sempatizan, bunları anlayabilmek mümkün görünmüyor.
Pardon, sizleri yanıltmış olmayayım. Örgüt üyeliğinin kanıtlarından birinin de bazı gençlerin saçlarını, hapisteki arkadaşlarına destek olmak için kestirmiş olmaları olduğunu da söylemeliyim.
İddianamede sanıkların terör örgütü üyeliğini kanıtlayan deliller olarak sunulan şeylerin çoğunluğu kitaplardan ibaret.
Tıpkı 12 Eylül öncesi ve sırasında olduğu gibi baş suçlu Sol Yayınevi’ne ait kitaplar. Gerçi bir iddiaya göre 12 Eylül 1980 ile 12 Eylül referandumu sırasında hesaplaştık ama belli ki hâlâ “açık kalan hesaplar” kalmış!
Suç kanıtları arasında Marx ve Lenin’in kitapları, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya fotoğrafları, Oğuzhan Müftüoğlu’nun anılarını anlattığı kitabı var.
İddianamede ayrıca bu kitapların kimilerine ilişkin yasaklama tarih ve karar sayısı da var. Lenin’in “Gençlik Üzerine” kitabı 1975’te, Mahir Çayan’ın “Toplu Yazıları” 1979’da yasaklanmış. Üzerinden bunca af yasası geçti ama demek ki kitap affetmek, katil affetmekten daha zor bu memlekette.
“Silahlı terör örgütü” suçlamasının bir dayanağı da sanıkların evlerinde yapılan aramalarda ele geçen “silahlar”. Şöyle sıralanıyor: 150 cm uzunluğunda, 2 cm kalınlığında sert plastik sopa, 90 x 90 çapta kareli puşi, 4 adet 60 cm tahta sopa, üzerinde TTB yazan şemsiye, sopasız flama!
“Yetmez ama evet”çi arkadaşlara 12 Eylül davalarının bazılarına benzeyen bu davayı dikkatle izlemelerini öneririm.
Sadece onlara değil tabii, hepimiz dikkatle izlemeliyiz. 2011 yılının Aralık ayında, cennet vatanımızdaki demokrasinin düzeyini bir kez daha idrak edebilmemiz için!
Dört yıl dört ayda sadece dört veto!
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, şike ile ilgili yasayı neden veto ettiğini anlattı. Dün Fikret Bilâ, Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden edindiği izlenimleri Milliyet’te yazdı. Buna göre Cumhurbaşkanı eski yasadaki cezaları çok ağır bulmakla birlikte, yeni yasadaki cezaları da caydırıcılıktan uzak bulmuş. Bu nedenle de veto yetkisini kullanmış.
Benim de aklıma takıldı tabii. İlk yasadaki cezaları ağır buluyorduysa yasayı o zaman neden veto etmedi?
Cezanın çok ağır olması uygun olabiliyor da hafif olması neden uygun olamıyor? Devletimizin “cezalandırıcı” geleneğinin bir devamı mı bu acaba?
Cumhurbaşkanı’nın görevde bulunduğu yaklaşık dört yıldan dört ay uzun süre içinde 656 adet kanun ve kanun hükmünde kararnameyi incelediğini biliyoruz.
Bugüne kadar veto yetkisini dört kez kullanmış. Serbest muhasebeci ve mali müşavirler ile ilgili yasa, elektronik haberleşme kanunu, iş kanunu, işsizlik sigortası kanunu ve SSK kanununda değişiklik yapan yasa ve bu sonuncusu ile birlikte dört veto!
Kamuoyunda çok tartışılan, muhalefet partilerinin şiddetli itirazları ile karşılaşan, bir bölümü Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen birçok kanunun yıldırım hızıyla imzalandığını da hatırlıyorum.
Hatta yurtdışı gezilerinden döner dönmez ayağının tozuyla imzaladıkları bile var.
Onun için bu son vetonun biraz tribünlere oynamak olduğu kanısındayım.
Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini neden ve nasıl kullandığına karışmak elbette kimsenin haddine değildir ama başka birçok konuda olduğu gibi bu konuda da “tutarlılık” konusuna dikkat etmek önemlidir diye düşünüyorum.
Çocuklar Allah’a emanet Hıncal Ağabey

HINCAL Uluç, dün Sabah’ta şöyle soruyordu: “İstanbul çocuklarının sahibi yok mu?”
Daha önce bu konuda çok yazdım, çok açıklama aldım, Hıncal Ağabey’in sorusunun yanıtını ben vereyim: Hayır yok! Sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin her yerinde servislere binip okullarına giden ve evlerine dönen çocuklar sadece Allah’a emanetler!
Bir kere servislerin çoğunda bulunması gereken sorumlu öğretmen bulunmuyor. O sorumlu öğretmen ki servis sürücüsünün aracı nasıl kullandığına dikkat edecek, çocukların araç içinde tehlikeli hareketler yapmasını önleyecek. Eğer servis güzergâhı üzerinde oturan bir öğretmen varsa ne âlâ, servise o da biniyor. Ama yoksa çocuklar “şoför abinin” ellerine emanet!
Servis araçlarında her koltukta emniyet kemeri zorunlu! Ama kemerin takıldığını gösteren hiçbir işaret yok. Hatta servislerin hepsinin her koltuğunda emniyet kemeri bulunduğu bile kuşkulu. İnanmayanlar bir gün yolda geçerken servis minibüslerine baksınlar. Çocuklar ayakta, hoplayıp zıplayarak yolculuk ediyorlar.
Servis sürücülerinin hepsi değilse bile bazılarının trafik kurallarına aldırmadıkları da bir sır değil.
Kimseyi suçlamıyorum, çünkü topyekûn bir ilgisizlik söz konusu. Milli Eğitim Müdürlüklerinden okul yönetimlerine, öğrenci velilerinden trafik yöneticilerine kadar yaygın bir ilgisizlik.
Ve elbette trafikte giderken öğrenci servislerinin bu tür ihlallerini gördüğü halde müdahale etmeye çekinen benim gibi ilgisiz ilgili yurttaşlar!

 

(Hürriyet)

[Bu yazı 1694 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™