Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Böyle özür dilenmez
1 Aralık 2011, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şu cümlesi, “Dersim özrü”nünü bahsi nerede geçse, cımbızlanmış bir alıntı olarak muhtemelen karşınıza çıkıyordur:
“Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum.”
“Tarihi Dersim Özrü” olarak yüceltilen bu cümlenin öncesi ve sonrası da var ama...
“Özür cümlesi”ni mekân, mana ve üslup bütünlüğü içinde hatırlamalıyız. Bu özrün ne olup ne olmadığı ancak böyle anlaşılır.
Özür mekânı, Ankara’da AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı. Kürsüde, Başbakan Erdoğan... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, Dersim katliamlarıyla partisi adına yüzleşmekteki ürkek ve kararsız tavrını yerden yere vuruyor, CHP’ye yüklendikçe yükleniyor...
Belgesini göstererek 13 bin 806 kişinin Dersim’de devletin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü söyledikten sonra, o “özür cümlesi”ni konuşmasının aşağıdaki akışı içinde sarf ediyor Başbakan:
“Sayın Kılıçdaroğlu, nereye kaçıyorsun, nereye kaçıyorsun? Bunlardan nasıl sıyrılacaksın? Ben mi özür dileyeceğim, sen mi özür dileyeceksin? Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum. Ancak CHP adına, CHP zihniyeti adına özür dilemesi gereken varsa, şu anda güya ‘Yeni CHP’nin yeni Genel Başkanıyım’ diyorsun, o da sensin. Hem bir Tuncelili olarak, hem bir Dersimli olarak onur duyuyorum’ diyorsun ya, hadi onurunu kurtar bakalım, kurtar.”
Şimdi bu cımbızlı cümleyi özgün bağlamındaki haliyle okuduğunuzda, nasıl bir etki uyanıyor zihninizde?
Başbakan’ın üslubunda, yönettiği devletin geçmişte kendi halkına karşı işlediği insanlık suçundan ötürü gark olduğu bir derin nedamet ve ağır vicdan azabının her türlü siyasi faktörden ayrışarak cisimleştiği, ilkeli ve tutarlı bir duruşun ifadesi mi var?
Yoksa bugün partisinin ne yerel ne de genel seçimlerde başarı elde edebildiği tek vilayet olan Tunceli’yle, Kılıçdaroğlu CHP’sinin arasını açmayı amaçlayan, siyasi taktik düzeyinde araçsallaştırılmış bir “özür” mü söz konusu?
Dersim’deki katliamların, CHP’nin tek parti istibdadı sırasında vuku bulmuş olmasının verdiği rahatlıkla, o partinin bugünkü devamına meydan okur gibi ağızdan çıkmış bir özür cümlesi mi bu?
Soruyu Dersim ile sınırlıyoruz; çünkü Sayın Başbakan’ın kimlerden özür dilediği sarih değil...
Sadece Dersim’den mi, Dersimlilerden mi?
Ya da Dersim’de yaşayanlar gibi hem Kürt hem Alevi olanlardan mı?
Devlet Dersimlileri neden öldürdü? Cevap, “Dersimli oldukları için” olsa idi, Sayın Başbakan’ın özrü daha derin bir mana taşıyabilirdi.
Ama konu Dersimlilerin kim olduğuna, açık konuşalım; Alevi ve Kürt olduklarına gelince, Başbakan’ın özrü adresine ulaşmıyor.
Hem devletler ve milletler arasındaki, hem de devletin vatandaşlarıyla ilişkisinde özür müessesesi, bir haksızlık ve zulüm söz konusu olmuşsa, bunun tam olarak hangi ırk, halk, din, sınıf ya da kültürden olanları hedef aldığını, neden ve nasıl olduğunu, kurbanların kabulüne mazhar olacak şekilde açıklamayı içerir.
Başbakan’ın bir cümlelik özründe bunlar yok.
Artı; özür dileyen taraf samimiyse, geçmişteki kötülüklerin tekrar etmeyeceğine dair bir güven verir kurbanı olan kesimlere... Zalimin kurbanlarda yarattığı tehdit algısını ortadan kaldırmayan, uzlaşmaya ve toplumsal barışa kapı açmayan bir özür, özür değildir.
Özür Alevilere yönelikse, daha birkaç ay önce meydanlarda Aleviliğin yuhalatılmış olmasından da doğan taze özür borcu ödenmeden bu nasıl olacak? Alevilerin geçmişte ve bugün uğradığı, adsız ama sistemli ayrımcılığın özrünün de dilenmesi gerekmiyor mu?
Maraş ve Madımak’ın anılmadığı özür olur mu?
Dersim’i doğru hatırlamak, Sünni çoğunluk için de, Alevi azınlık için de, her birinin kimliklerinin diğeri tarafından saygıyla ve sorunsuz algılanması bakımından kritiktir.
Liderlerin ayaküstü yaptıkları açıklamalar yetmez. Doğru özrün ruhunu, kanunlar ve politikalarla kurumsallaştırmak gerekir.
Bu ancak manevi ve maddi tazminat ödemek, anıtlar ve müzeler açmak, konuyu okul kitaplarına sokmak yoluyla olur. Ancak bunlar yapılırsa özür gelecek nesillere aktarılabilir.
Bazılarının hüsnükuruntusuna göre Başbakan Erdoğan’ın özür cümlesi, her şeye rağmen “ileri bir adım”... Ancak bardağın boş tarafına bakmak gazeteci olarak görevim. Öyle yapınca bu yazıdaki sorular geliyor aklıma. Üstelik o bardağın yarısı bile dolu değil.

(Milliyet)

[Bu yazı 1502 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [14 Haziran 2012] Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [29 Nisan 2012] Olmayan demokrasi ihraç edilemez ... [26 Nisan 2012] Ankara'nın tek ortağı Barzani ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [17 Temmuz 2011] Anlamsız savaş, popülist siyaset ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [26 Haziran 2011] Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™