Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Dersim'e objektif bakış
1 Aralık 2011, Doğan HEPER
, Doğan HEPER

Türkiye nedense kendi ayağına kendisi çelme takıyor. Yani kendi kuyusunu kendisi kazıyor.
Bunlar hep oldu, ama bugün çok arttı ve bu çelme sanki Türkiye’nin hızla ilerlemesini önlüyor.
Bu çelmeyi takanlar geçmiş olayları bugünmüş gibi tartışarak atıyorlar.
Bilmiyorlar ki, her olay, meydana geldiği zamanki ortam içinde ve şartlarda ele alınırsa, çıkarılan sonuca itibar edilebilir...
Yoksa yapılan göz boyamadır. Aldatmacadır. Objektif değildir.
Doğru değildir.
* * *
Gelelim Dersim olayına.
Gazetelerde, köşelerde yazıldı, çizildi. Hele hele TV’lerde özellikle bir günde 5-6 kanalda birden tartışıldı. Leyhte, aleyhte söylenmedik kalmadı. Her konuşmacı vesika(!) açıkladı. Bir- çoğunun dünyadan değil de daha birbirinden haberi olmadığı için biri: “ilk defa bu belgeyi açıklıyorum” derken, komşu TV kanalında da o belgeden söz edildiğini bilmiyordu.
* * *
Önce dersim için şunu söyleyelim.
Ölenlerin, biliniyorsa mezarlarının yeri ailelerine bildirilmeli. Evlatlık verilenlerden isteyenler açıklanmalı.
Topraklar iade edilmeli.
Tazminat gerekiyorsa bu da verilmeli. Ama bunlar dünya ayağa kaldırılarak, bir particilik faaliyeti olarak yapılmamalı.
Ağır başlı, durulmuş, oturmuş bir devletin neler ve nasıl yapması gerekiyorsa öyle yapılmalı.
* * *
Şunları da söylemezsek objektif olamayız.
74 yıl ve öncesi dünya bugünkü gibi değildi. “İnsan hakları” diye henüz bir kavram oluşmamıştı.
ABD’de Kızılderili katliamını unutmayalım. Zencileri de, en son Irak’ı da . Fransız ihtilali katliamı da biliniyor.
Kuzey Afrika’da halka yapılan eziyetler daha unutulmadı. Faşizmin, Hitlerin yaptıkları var. Rusya’da yapılanlar var, Stalin unutulamaz.
Çin’in kültür devriminde yaptıkları. Avrupa Hıristiyan din adamlarının yaptıkları.
Ama bugün bunlar tartışılmıyor hele de siyasete hiç malzeme yapılmıyor.
Türkiye Cumhuriyeti de, milli devlet olarak, parçalanan Osmanlı topraklarından elde kalan Anadolu üzerinde kurulmuş.
Ulus devlet, hem Anadolu’nun parçalanmasından, elden gitmesinden korkuyor, hem de “tek tip” ve “laik” bir toplum istiyor. Bunu gerçekleştirmekse o günkü şartlarda kolay değil. Çok zor.
Mesela, Dersim’de devlet otoritesi ile aşiret düzeninin çatışması var.
Dersim Osmalı’dan beri problemli. Kaç defa orada başkaldırı olmuş.
Ankara orayı Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer kesimlerine benzetmek istiyor. İşte isyan da bu nedenle çıkıyor.
Çünkü Dersim bağımsızlık peşinde. “Bu bölge özerktir” diyorlar.
O bölgede aşiretler silahlı. Dersim vergi vermiyor. Kendi yargısı var. Askere gitmiyor. Eşkiyalık almış başını gidiyor. Talan var.
Dersim, ulus devlete karşı, yani “devlet içinde devlet” gibi.
Bu başka bölgelere de örnek olursa, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğü kalmaz, Osmanlı Devleti gibi parçalanır.
* * *
İşte bu nedenlerle Dersim harekatı başlıyor. Dersim’e yapılan 2 harekâttan önce bölgede 50 aşiret ve 100 bin nüfus var.
Ama bu “harekât” tatbikatta amacı aşıyor ve büyük haksızlıklara da neden oluyor.
Başta dediğimiz gibi, bu haksızlıkların telafisi mümkün olanlar bugün telafi edilmeli.
Ama particilik yapılmadan.
Sorun şu partinin, bu partinin meselesi değil, Türkiye’nin meselesi. Bu bilinmeli.
Kaş yapalım derken göz çıkarmamalı. Yani 74 yıl sonra yeni bir düşmanlık icat edilmemeli.
Türkiye’nin varlık konuları, ağızda sakız olmamalı.

 

FİKRİ BÖLÜNME
Milliyetçiler, ulusalcılar, liberal muhafazakarlar, liberal sosyalistler, sosyal demokratlar, liberal demokratlar, komünistler, dinciler ve daha da var.
Oysa Türkiye’nin çıkarı söz konusu olunca, ne o ne öbürü, sentezle bir fikir oluşmalı, sorun çözümlenmeli. Uzayıp gitmemeli.
Oysa bizde öyle mi?
Değil.
Her aydının mensup olduğu, benimsediği siyasi görüşe göre, ideolojiye göre her kafadan ayrı bir ses, ayrı bir fikir çıkıyor. Ve bu fikirler Türkiye’ye yön vermeye çalışıyor.
Oysa Türkiye için tek yön, tek amaç olmalı; “demokrasi, ilerleme ve bölünmeme.”
Bu da ortak anlayışla olur, uzlaşarak olur. Fikir platformunda dahi olsa bölünerek değil.
İtiraz eden çok olacak ama bence bu böyle...

 

ATLADIK
Küpe olsun...

“Gazetecilik öldü” diyenlere hak vermeyebiliriz:
Çünkü bana göre aramızda çok iyi genç gazeteciler var. Ve bunlar çoğunlukta. Ama Başbakan’ın ameliyatını bütün gazetelerin atlamasına ne demeliyiz.
Bütün gazetelerin, TV’lerin Başbakanlık muhabirleri var, Ankara var, İstanbul var. Ama biz tüm gazeteciler yine de önemli bir haberi atlıyoruz. Başbakan üç gün ortada yok. Kimsenin de kılı kıpırdamıyor.
Sanki onu bulmak, ne yaptığını saptamak ve kamuoyuna duyurmak gazetecilik görevi değil. Yani, Başbakanlık geç de olsa açıklama yapmasa okuyucunun da, o tüm gazetelerdeki muhabir arkadaşlarımızın da Başbakan’ın ameliyatından haberleri olmayacak.
Hastaneden çıkış da öyle.
Resmen kulaklara üflenen Başbakan’ın cuma günü yani yarın hastaneden taburcu edileceği...
Şimdi anlıyoruz ki, bu gazetecileri atlatmak için verilmiş sahte bir tarih. Çünkü Tayyip Erdoğan cuma gününü beklemeden evine vardı. Gazeteciler, Başbakan’ı hastaneye girerken olduğu gibi çıkarken de görüntüleyemedi.
Atlamıştık. Atlatmak için bu mesleği seçenler atlatılmıştı. Bu olay biz gazetecilerin kulağına küpe olmalı.
“Gazetecilik öldü” diyenleri haksız çıkarmanın, bundan sonra böyle toptan atlamaların olmamasına bağlı olduğunu unutmayalım. (Başbakan Tayyip Erdoğan’a acil şifalar dilerim)

OLMAZ
Hayvana eziyet

Hayvanlara eziyet edilemez...
Bunu çocuklarımızın çoğunun, şuuruna yerleştiremedik, çakamadık.
Bunu boşuna mı söylüyorum.
Hayır.
Bakın şu habere.
Tekirdağ’ın Şarköy İlçesi’nde yaklaşık 1.5 aydır balıkçıların misafiri olan ve “Hacıbaba” adı verilen leylek, çocukların attığı taşlar sonucu öldü.
Şarköy Balıkçı Barınağı’nın maskotu olan leylek, verilen balıklarla besleniyordu.
Bir haber de Pendik’ten...
Kurnaköyü ormanlık alanındaki hayvanlar zehirlendi.
Belediyelerin şehir merkezinden toplayıp ormana attığı o zavallı köpekler, vicdansızların kurbanı oldu.
Ya buna ne demeli?
Kurban Bayramı’nda yüzlerce kasap kendi sağını solunu kesti.
Düşünebiliyor musunuz bu acemi kasaplar ellerine bırakılan ve “kurban” denen hayvancıklara ne eziyetler çektirdi.
Ve bir iyi haber:
CHP, “Hayvanları Koruma Kanunu”nu değiştirmek için kanun teklifi hazırladı.
Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davrananların suçlarının “kabahat” olmaktan çıkarılarak Ceza Kanunu kapsamına alınmasını içeren teklif, kanuna aykırı kesim yapanlara, hayvanlara eziyet edenlere, 2 ila 5 yıl arasında hapis cezası verilmesini öngörüyor.
İyi değil mi?
Geç bile kalındı.
 

(Milliyet)

[Bu yazı 1220 kez okundu]
Doğan HEPER

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [1]
Doğan HEPER
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™