Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
"İlerisi" bir yana, en "yalın" haliyle demokrasi, hukuk ve adalet aranıyor
11 Kasım 2011, Meryem KORAY
, Meryem KORAY

Birlikte yaşamaya başayan insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeyin, hukuk ve adalet olduğuna kuşku yok. Adalet herkese ve her durumda lazım olduğu gibi, hukuk da birlikte yaşayabilmenin olmazsa olmazı.

Tarih içinde hukuk ve adalet anlayışının değişmesi kaçınılmaz. Ancak, bunca deneyimden sonra  anladığımız bir şey var ki, güçlerin eşit olmadığı durumlarda hukuk ve adalet diye bir şey de olmuyor; demokrasinin de omaması gibi...

Ya da hukuk ve adalet anlayışı, gücü elinde tutanın belirlediği, biçimlendirdiği bir anlayış olmaktan öteye gidemiyor; yine demokrasinin keyfe göre tanımlanması gibi. Bu durum, modern zamanlarda da, bu zamanların öngördüğü hak ve özgürlüklere rağmen de, böyle.

Evet, modern siyasetin en önemli kazanımlarının, hukuk ve adaleti insan hakları ve özgürlüklerine bağlamak, bu hakları güvence altına alacak ve insanların eşitliği fikrini var edecek bir hukuk sistemini var etmek ve bunu güvence altına alacak demokratik bir sistemi öngörmek olarak özetleyebiiriz. Bunu hayata geçirmek için devletin oluşumu ve biçimlenmesinde anayasal otorite, hukuk devleti, erkler ayrılığı, demokatik seçimler, insan hak ve özgürlüklerinin vazgeçilmezliği, yargı bağımsızlığı gibi birçok ilkeye ihtiyaç duyulduğu da biliniyor.

Oysa modern siyasetin insanın eşitliği ve özgürlüğü üzerine inşa ettiği haklar sistemi, gerçekte var olan sosyal, ekonomik, kültürel eşitsizlikleri görmezden geldiği için yalnız bireyler arası ilişkilerde hukuk önünde eşitlik aksamakla kalmıyor, devlet toplum ilişkilerinin de dengesizleşmesini getiriyor. Güçlü devlet güçsüz vatandaş gibi.

Toplumsal düzeydeki eşitsiz koşulların güçlü olanın, yani siyasal iktidarların otoriterleşmesini getirdiği de görülmekte. Bu koşullarda devletin hışmının otoritesine karşı gördüğü çevrelere yönelmesi kaçınılmaz gibi. Devlet derken, devlet ile iktidarda olanların birbirine karıştırıldığını da unutmamak gerek.

 Bundan en büyük zararı da yalnız hışıma uğrayan insanlar, fikirler ve çevreler değil, aynı zamanda hukuk ve adalet anlayışı, demokrasi fikrinin gördüğüne de kuşku yok.

İşte yıllardır bu ülkede aksaklıktan kurtaramadığımız demokrasi... İşte bir türlü var edemediğimiz hukuk devleti... İşte hala yerlerde sürünen  hak ve adalet anlayışı ve sistemi... İşte” iktidar-devletin” kendince zararlı bulduğu birilerine savaş açtığı olağanüstü dönemlerin bitmeyişi...

Bugün de böyle bir dönemden geçmiyor muyuz?

Örneğin, Kürt sorunu ve Kürt halkının istemleri artık tartışma ötesi olmak durumundayken, bu istemleri konuşmak, müzakere etmek gerekirken bunları dile getirenler tutuklanıyor. KCK üyelerinin tutuklanması yetmiyor, BDP’nin siyaset okulunda ders veren Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu’ya kadar uzanıyor tutuklamalar.

Hapishaneler düşünce suçluları, gazeteciler, öğrencilerle dolu. Ergenekon davasında utuklananların tutuklama süreleri 3 yılı geçti. Üniversite harçları azalsın diyen öğrenciler de, HES nedeniyle sokaklara dökülen insanlar da içeri alınmakta. Ordu mensubu olup da, ordu içindeki bu tür heveslerle yakından uzaktan ilgisi olmadığını söyleyen insanlar da tutuklanmakta, düşünmek/yazmaktan başka işi olmayan gazeteciler de.

Buna karşın, bilgsayarlara dışarıdan yüklenen dosyalarla ilgili bilirkişi raporlarına aldıran yok. Deniz Feneri gibi bu ülkenin çok hassas olduğu ve Almanya’da dava konusu olmuş bir meselede dava açmak bile mümkün değil.

Bir de, bunları yazıp konuşabiliyoruz diye, olağan haller ve demokratik koşullardan söz etmemiz, hatta ileri demokrasiy(miş) gibi yapmamız isteniyor.

Oysa,  bunca adaletsizlik gibi,  YHSK’nun oluşumunu, yaptığı atamaları, özel yetkili mahkemeleri, görevden almaları ne yapalım!

Örneğin, özerk kurumların birer birer özerkliklerini yitirmesine ne diyeliim!

Örneğin, yasama organı zaten iktidarın elindeyken,  bunun yetmeyişine, kanun hükmünde kararnamelerle, yasama organında ortaya çıkabilecek eleştirel sözlere bile yer bırakmadan yasama yetkisini ele geçirilmesini nereye koyalım!

Örneğin, medyada zaten adamakıllı bir eleştiri ve muhalefet kalmamışken, ucundan dokunnaların bile “dokunan yanar” misali ayıklanmalarını nereye koyalım!

Bir de ileri demokrasiymiş... Bir de hukuk devletiymiş...

Tek bir gerçek var: Yetki, hep daha fazla yetki...Güç,  hep daha fazla güç... İktidarın istediği bu.

Ne yazık ki,  bunları gerçekten dert eden ve topluma anlatmasını becerebilen bir siyasal muhalefet yok ortada. Toplumun temel ihtiyacı da burada.

(Birgün)

[Bu yazı 1215 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™